Esas No
E. 2022/981
Karar No
K. 2024/1338
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Sigorta Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

53.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/981

KARAR NO: 2024/1338

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:17/02/2021

NUMARASI:2017/981 Esas, 2021/195 Karar

DAVANIN KONUSU:Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 18/12/2024

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava, taraflar arasındaki 15/07/2016 tarihli "...'nin bir kısım inşaat işlerine ilişkin taşeron sözleşmesi" gereğince, davacı taşeronun sözleşmeye konu işlerin bir kısmını yapmasına rağmen davalı yüklenicinin kendisini işyerinden zorla uzaklaştırdığı ve işten el çektirdiği iddiasıyla, davacının bakiye hakediş alacağının, yaptığı masrafların ve uğradığını iddia ettiği kâr kaybı vb. zararına ilişkin toplam 30.000,00 TL'nin davalıdan tahsili istemine ilişkindir.Davacı vekili 06/06/2018 tarihli dilekçesinde, toplam 30.000,00 TL'lik talebinin; 28.000,00 TL'sinin hakediş bedeli, 1.000,00 TL'sinin masraf, 1.000,00 TL'sinin sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğranılan (kâr kaybı, masraf vs. ) dahil her türlü zarar olduğunu belirtilmiştir.Davalı vekili cevap süresinden sonra sunduğu beyan dilekçesinde, sözleşme gereği hak edişlerin karşılıklı imzalanarak tespit edildiğini, davacı ile 2.044.000 TL'lik bir hak ediş imzalanmadığını, davacının sözleşme konusu işlerin neredeyse %15'ini bile tamamlamadığını, Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/29 D. İş sayılı dosyasından yaptırılan delil tespiti ile yapılan ve yapılmayan işlerin belirlendiğini, 25.04.2017 tarihli bu tespit raporuna göre; davacıya şantiyeyi terk ettiği tarih olan 23.02.2017 tarihine kadar toplam 956.843,53 TL ödeme yapıldığını, yani müvekkili şirketin davacıya 134.178,40 TL fazla ödeme yaptığını, karşı tarafın imalat hak ediş bedelinin ise 822.664,83 TL olduğunu, davacının iddia ettiği malzeme vs.'nin müvekkili şirket şantiyesinde bulunmadığını, müvekkil şirket tarafından el çektirmenin söz konusu olmadığını, sözleşmenin 3. Maddesinde ilgili iş için temin edilecek malzemelerin yükleniciye ait olacağı kararlaştırıldığından, davacı tarafın kendi cebinden bir takım masraflar yaptığı iddialarının ve taleplerinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, hatta davacının ödemesi gereken işçilerinin maaş ve SGK ödemeleri için 225.959,10 TL ve bir o kadar da malzeme bedeli ödemesinin davalı tarafça gerçekleştirildiğini, müvekkili şirketin yaptırdığı delil tespiti sonrasında yüklenicinin yarım bıraktığı işlerin dava dışı yükleniciye yaptırıldığını, bu nedenle davacının bundan yaklaşık 2 ay sonra Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/45 D. İş sayılı dosyasından yaptırdığı delil tespiti raporuna itibar edilemeyeceğini belirterek, davanın reddini istemiştir.Mahkemece, dinlenen tanık beyanlarının "davalı işveren tarafından davacıya işten el çektirildiği ve uzaklaştırıldığı" iddiasını ispata yeterli olmadığı, sözleşmenin 3 no'lu maddesinde "hakedişin her ay sonunda düzenlenip davalıya sunulacağının, hakediş ve faturaların düzenlenmesinden sonra alacağın muaccel olacağının" belirtildiği, davacı tarafça herhangi bir hakediş ve faturanın dosyaya sunulmadığı, "davalının ödeme anında fatura kesilmesini istediği" yönündeki iddiasını ispat için de herhangi bir delil ibraz edilmediği, değişik iş dosyasındaki bilirkişi raporunda da davalının davacıya bir miktar hakediş ödemesi yaptığının tespit olunduğu, davacı, davalının kendisine zorla işten el çektirdiği yönündeki iddiasını ispat edemediğinden davalının sözleşmeyi haksız suretle feshettiği iddiasına dayalı bir sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle davacının mahrum kaldığı kâr ve uğranılan diğer zararlara ilişkin alacak talebi yerinde görülmediği, hakediş alacağı talebi yönünden ise, değişik iş dosyasında yaptırılan keşif sonrası sunulan bilirkişi raporu ve bu dosyadan aldırılan bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere, taraflar arasındaki 15/07/2016 tarihli sözleşmeye konu ... Projesi'nin bir kısım inşaat işlerinin davacı tarafça yapıldığı ve yapılan işlerin 23/02/2017 tarihine kadar devam ettiği, bu tarihte davacı tarafça davalıya karşı düzenlenmiş herhangi bir fatura ya da hakediş bulunmadığı, değişik iş dosyasında sözleşme birim fiyatları esas alınarak yapılan hesaplamaya göre hakedişin 822.664,83 TL olduğu, defterler üzerinde yapılan incelemede, davalı tarafça yapılan ödemeler mahsup edildiğinde davacının alacağının bulunmadığı, bilirkişi raporunda seçenekli olarak belirtilmiş olan 15/02/2017 tarihli 73.194,94 TL bedelli faturanın yansıtma faturası olduğu, davacı olan yüklenicinin sözleşmeye göre işi yaparken malzemeyi kendisinin almasının kararlaştırıldığı, davalı tarafça alınan ürünlere ilişkin faturanın davalıya yansıtıldığı, bu nedenle hakedişten mahsubunun gerektiği, fatura konusu ürünlerin davacıya teslim edildiğine ilişkin fatura fotokopisinde davacı kaşe ve imzasının bulunduğu gibi davacı tarafça ürünlerin teslim alınmadığına ilişkin bir savunmada dahi bulunulmadığı, bu faturanın da hakediş bedelinden mahsubu neticesinde davacının davalıdan hakedişten kaynaklı bakiye bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili istinafında, davalının süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığını ve delil bildirmediğini, bu nedenle sonradan sunduğu beyan dilekçesindeki "sebepsiz yere verilen işlerin, (davacı tarafından) yarım bırakıldığı veya şantiyedeki tüm işçilerin şantiyeden ayrıldığı" şeklindeki savunmasının dikkate alınamayacağını, açılan davada; sözleşme gereğince davacının işten haksız şekilde el çektirildiği 23.02.2017 tarihine kadar yapmış olduğu iş karşılığı hakediş bedeli alacağının, sözleşmede her türlü masrafın davalı şirket tarafından hakediş bedeli içinde karşılanacağı kararlaştırıldığından, müvekkilin buna güvenerek kendi cebinden masraf yapmak suretiyle satın aldığı ve davalıya ait şantiye alanında kalan alçıpan, boya, saten, kompozit vs. her türlü inşaat malzemesi bedeli ile davalının kendi yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle planlanandan çok daha uzun bir süre takılı kalan iskeleler, nakliyeler ve boşta kalan sigortalı işçiler için yapılan masrafların, ayrıca davalının, davacıyı 23.02.2017 tarihinde işten zorla el çektirerek, sözleşmeyi feshetmeksizin, kalan işleri başka bir firmaya yaptırması nedeniyle davacının uğradığı kâr kaybı vs. her türlü zararın talep edildiğini, ancak hükme esas alınan 15.04.2019 tarihli kök, 14.03.2020 tarihli ek ve 21.12.2020 ikinci ek bilirkişi raporlarında, dava dilekçesinde hakediş alacağı dışında talep edilen; masraf, ileriye yönelik kar kaybı ve hakediş alacağının %70'lik kısmına ilişkin hiçbir inceleme ve hesaplama yapılmadığını, sadece hakediş alacağının %30' luk kısmına ilişkin bir takım hesaplamalar yapıldığını, tazmini istenen masraf kaleminin, müvekkilinin 23.02.2017 tarihinden önceki işlerine ilişkin değil, bu tarihten sonraki yapamadığı işlere ilişkin olması sebebiyle, mahrum kaldığı karın yanında, işe devam edeceği inancıyla ileriye yönelik olarak önceden yapmış olduğu masrafların da davalıdan tazmini gerektiğini, tanık ...'in beyanlarına göre, davacının işten el çektirilme tarihi olan 23.02.2017 tarihine kadar olan işleri tamamladığının, ancak, bu tarihten sonra yapacağı işlerde kullanmak üzere satın aldığı malzemelerin davalıya ait şantiye alanında kaldığının ve iade edilmediğinin sabit olduğunu, 15.04.2019 tarihli kök bilirkişi raporunun 4.6. Maddesinin 2. Fıkrasında ve gerekçeli kararda belirtilenin aksine, tanıklar ... ve ...'in, davacının davalı işveren tarafından şantiye alanına sokulmadığına ve işten el çektirildiğine bizzat şahit olduklarını belirttiklerini, ayrıca müvekkili tarafından gönderilen 10.03.2017 tarihli ihtarname ve 21.03.2017 ve 23.03.2017 tarihli iadeli taahhütlü yazılarla da, sözleşmeye aykırılığın giderilmesinin ve kendisine çalışma imkanı sağlanmasının istenildiğini, müvekkilinin 23.02.2013 tarihinde işi bırakmasından sonra, davacının, müvekkili tarafından kendisine posta yolu ile 2 adet yazı ve bir adet Noter ihtarı gönderilene kadar 1 ayı aşkın bir süre boyunca aradaki sözleşmeyi feshetmemesinin ve müvekkiline bir uyarıda dahi bulunmamasının, ancak 23.03.2017 tarihinde cevabi ihtarname göndermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 11.04.2019 tarihli kök bilirkişi raporunun 4.6. Maddesinin 4. Fıkrasının, 2. bendinde, Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/45 D. İş s. Delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporunda, şantiye alanında tespit edilen malzemelerin davacıya ait olup olmadığının tam olarak belirlenemediği belirtilmiş ise de, söz konusu tespit dosyasında, davacının işten el çektirilme tarihi olan 23.02.2017 tarihine kadar yaptığı işlerin açık bir şekilde tespit edildiğini, ayrıca davada da, müvekkilinin davaya konu sözleşme gereğince yüklendiği işler için malzeme alışlarına ait masraflara ilişkin muavin defterler, bir kısım fatura ve banka hesap hareketlerinin dosyaya ibraz edildiğini, 21.12.2020 tarihli ek bilirkişi raporunda hakediş alacağına ilişkin hesaplama yapılırken, sadece davalı tarafından ikame edilen Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/29 D. İş s. Tespit Dosyasında alınan bilirkişi raporunun aynen benimsendiğini, ancak söz konusu Tespit Dosyasında tek taraflı keşif neticesinde tamamen davalının yönlendirmeleri ve bilirkişi heyetine verdiği asılsız beyanlar doğrultusunda bir rapor düzenlendiğini ve hesaplanan hakediş bedelinin gerçeği yansıtmadığını, kaldıki belirlenen 822.664,83 TL'lik hekediş bedeli miktarının, sadece 23.02.2017 işten el çektirilme tarihine kadar olan ve sözleşmede 2 aylık çeklerle ödenmesi taahhüt edilen %30'luk kısma ilişkin olup, bu tarihe kadar sözleşmede barter şeklinde ödenmesi taahhüt edilen %70'e tekabül eden 1.417.000 TL'lik kısmın hesaplanmadığını, bu kısmın davacıya ödendiğine dair bir delil bulunmadığından bu alacak talebi yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki alacak verecek ilişkisinin tespiti yapılırken taraflara ait ticari defterlere itibar edilebilmeyeceğini, davalının, kendisine ait ticari defterlere göre 884.042,12 TL, davacıya ait ticari defterlere göre 31.218,49 TL alacaklı gözükmesinin sebebinin, davalının ödeme yapmayacağı tehdidiyle, davacıya yaptığı işlere karşılık hakediş bedeli faturası kestirmemiş olmasından kaynaklandığını, davalı tarafından ikame edilen Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/29 D. İş s. Tespit Dosyasına ilişkin dava dilekçesinde, davalının, ticari defterlerinde davacıya borç kaydı olarak işlediği ödemelerin gerçekte davacının hakediş alacağı olduğunu ikrar ettiğini, bu ikrar neticesinde, mezkür dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, davalının ticari defterlerindeki davacıya ait borç kayıtların davacının hakediş bedeli alacağı olarak hesap edildiğini, yargılama sırasında alınan 14.03.2020 tarihli ek bilirkişi raporunda da aynı şekilde hesaplama yapıldığını, davalının da huzurdaki davada hakediş ödemelerini yaptığını ileri sürdüğünü, kararda "Davacı tarafça herhangi bir hakediş ve fatura dosyaya sunulmamış, buna mukabil davacı, davalının ödeme anında fatura kesilmesi yönündeki iddiasını ispat için herhangi bir delil ibraz etmemiştir." şeklinde somut durumla örtüşmeyecek bir gerekçe gösterildiğini, yine kararda "Davacı tarafça herhangi bir hakediş.... dosyaya sunulmamış" şeklinde bir gerekçe gösterilmiş ise de davacının davalıya mail ortamında gönderdiği tüm hakediş raporlarının dosyaya sunulduğunu, müvekkiline yapıldığı iddia edilen hakediş ödemelerinin, davalı yanca dosyaya sunulan faturalar, çekler ve bunlara ilişkin tahsilat makbuzlarına itibar edilerek tespit edilebilmesinin de hukuken mümkün olmadığını, davalı tarafından söz konusu çeklerin "müvekkili tarafından cirolanması halinde, çeklerin davalının belirleyeceği ileriki bir tarihte müvekkiline teslim edileceği ve hakediş ödemelerinin bu şekilde yapılacağı, aksi halde kesinlikle ödeme yapılmayacağı" söylenerek, tehditle müvekkiline cirolattırıldığını, ancak hiçbir zaman müvekkiline teslim edilmediklerini ve davalı tarafından çekle yapılan herhangi bir hakediş ödemesi olmadığını, 21.12.2020 tarihli ek bilirkişi raporunun nihai değerlendirme başlıklı 4. maddesindeki tablodan görüleceği üzere, toplam 16 adet çekten, ilk 5 çek haricindeki, diğer 11 çekin keşide tarihinin davacının işten el çektirildiği 23.02.2017 tarihinden çok sonrasına denk geldiğini, hatta bu çeklerden büyük bir bölümünün keşide tarihinin huzurdaki dava tarihi olan 27.10.2017 tarihinden dahi sonra olduğunu, ayrıca her dava açıldığı tarihteki koşul ve delillere göre değerlendirmesi gerektiğinden söz konusu çeklere huzurdaki davada delil olarak itibar edilebilmeyeceğini, kaldı ki mezkür dosya, defter ve belgelerde, sözleşme gereğince davacıya ödenmesi gereken toplam hakediş bedelinin %70' lik kısmına (barter-gayrimenkul tapu devri- şeklinde ödenmesi gereken), müvekkilinin sözleşmenin devam edeceğine güvenerek ileride kullanmak üzere önceden satın aldığı ancak şantiye alanında kalan malzemelere, boşta kalan sigortalı işçiler için kendi cebinden yapmak zorunda kaldığı masraflara ve yine bu sebeple uğradığı ileriye yönelik kâr kaybına ilişkin diğer alacak kalemlerine dair herhangi bir kayıt da bulunmadığını, dava dilekçesinde talep edilen toplam alacak miktarının ancak, dava dilekçelerindeki talepler, dava konusu sözleşme hükümleri, dosya kapsamındaki taraf beyanları, deliller ve tanık anlatımları bir bütün olarak irdelenmek ve değerlendirmek suretiyle tespit edilebileceğini, bu belgelere göre, müvekkilinin yaptığı iş karşılığı ödenmesi gereken toplam hakediş bedelinin yaklaşık 2.044.000 TL, şantiye alanında kalan malzemeler ve boşta kalan işçiler için kendi cebinden yapmak zorunda kaldığı masraf ve mahrum kaldığı kâr olmak üzere uğradığı toplam zarar miktarının yaklaşık 6.055.000 TL civarında olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak, bilirkişi raporlarına itirazları doğrultusunda, dava dilekçesinde talep ettikleri tüm alacakların ayrı ayrı hesaplanması hususunda yeniden bilirkişi raporu alınmak üzere dosyanın yerel mahkemeye iadesine, davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taşeron, davalı yüklenicidir.Taraflar arasındaki 17/07/2016 tarihli sözleşme gereğince, davacı taşeron, davalı yüklenici tarafından inşa edilen blokların bir kısım inşaat işlerini yapmayı üstlenmiş olup, yapılacak iş bedelinin toplam 8.099.774,93 TL + KDV oduğu, bu bedelin %70'lik kısmının barter, geriye kalan % 30'luk kısmının vadeli çeklerle ödeneceği kararlaştırılmıştır.İstinaf dilekçesinden de anlaşılacağı üzere davacı taşeron şantiyede 23/02/2017 tarihine kadar çalışmış olup, Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/29 D. İş sayılı dosyasında 15/03/2017 keşif tarihi itibariyle davacının yaptığı işlerin bedeli sözleşme birim fiyatlarına göre 822.664,83 TL olarak belirlenmiş olup, Mahkemece alınan kök bilirkişi raporunun 15-16. Sayfalarında ve ek bilirkişi raporunun 22. Sayfasında yapılan değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda, 2017/29 D. İş sayılı dosyada işlerin tamamlanma oranına ve sözleşme birim fiyatlarına göre yapılan bu hesaplama dosya kapsamına uygun bulunmaktadır. Mahkemece de yargılama sırasında alınan kök ve ek raporlar doğrultusunda bu değerlendirme ve hakediş bedeli hükme esas alınmış olup, buna göre, sözleşme kapsamında yapılan işin miktarına ve bedeline yönelik tespit ve Mahkeme kabulü dosya kapsamına uygun bulunmaktadır.Dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık esas itibariyle sözleşmenin kimin tarafından feshedildiği ve fesihte haklı olup olmadığı ile şantiyede kalan malzemeye ilişkindir.Somut olayda, tarafların talepleri de dikkate alındığında, sözleşmenin eylemli olarak ileriye dönük sona erdiği sabittir. İleriye dönük fesih halinde, şartları da varsa yüklenici müspet zarar kapsamında kâr kaybını talep edebilir.Dinlenen tanık beyanlarına göre, davacı taşeronun iş alanına sokulmamak suretiyle iş sahibince işten el çektirildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı yüklenici bunu inkâr ederek, davacının kendi iradesi ile işi terk ettiğini savunmuş ise de bu savunmasını yasal delillerle ispatlayamamıştır. O halde, sözleşmenin davalı yüklenici tarafından haksız olarak feshedildiğinin kabulü gerekir.Bu durumda davacı taşeronun müspet zarar kapsamında “kazanç kaybını” istemekte haklı olduğunun kabulü gerekir. Yargıtay 15. ve 6. Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihat ve uygulamaları ile Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde, kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu'ndaki "kesinti yönteminin" uygulanması gerektiğinden, eser sözleşmesinin karşı tarafın kusuru ile feshi halinde kâr kaybının hesabında 6098 sayılı TBK'nın 408. ve 438. maddesi hükmünde öngörülen yöntemin uygulanması gerekir. Sözü edilen bu yöntem “kesinti yöntemi”dir. Kesinti yöntemine göre davacı taşeronun yapılmayan sözleşme konusu işlerden ötürü mahrum kaldığı kârın hesaplanabilmesi için; yapılmayan işin sözleşmesinin feshi tarihindeki bedeli saptandıktan sonra, bu bedelden taşeronun işi tamamlamaması nedeniyle tasarruf ettiği malzeme ve işçilik bedelleri ile genel giderleri, bu süre içinde başka bir iş bulup çalışmışsa elde ettiği kâr, başka bir iş bulmaktan kasten kaçınmışsa elde etmekten kaçındığı kâr tespit ettirilip, yapılmayan iş bedelinden çıkarmak suretiyle bulunan miktarın kâr kaybı olduğunun kabulüyle davalı yükleniciden tahsiline karar vermek gerekir.Davaya konu sözleşme ve dosya kapsamına göre malzemelerin davacı taşeron tarafından temin edildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin ifa sırasında sona ermesi halinde yüklenici artan malzemeleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre, öncelikle aynen, aksi halde bedeli olarak geri talep edebilir. Somut olayda, davacı tanıklarının beyanlarına göre işin fiilen bırakıldığı tarih itibariyle kullanılmayan malzemelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak malzemelerin niteliği, özellikleri ve miktarı konusunda tanıkların ayrıntılı beyanları alınmamıştır.O halde Mahkemece yapılması gereken iş, davacı taşeronun kâr kaybı alacağının yukarıda açıklanan "kesinti yöntemi gereğince" hesaplanması ve sonucuna göre bu talep hakkında bir karar verilmesi, şantiyede kalan malzemeyle ilgili olarak da sözleşme ve ekleri, tespit raporları ve keşfen alına rapor, ek beyanla alınacak tanık anlatımları ile buna dair sunulan faturalar birlikte değerlendirilip, Dairemizce yukarıda bu hususa dair yapılan açıklamalar da dikkate alınarak davacının buna dair talebinin yeniden değerlendirilmesidir.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 17/02/2021 tarih, 2017/981 Esas, 2021/195 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/12/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
KALDIRILMASINA ISTINAFHUKUK HUKUK Sigorta Hukuku 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taşeron, davalı yüklenicidir.Taraflar arasındaki 17/07/2016 tarihli sözleşme gereğince, davacı taşeron, davalı yüklenici tarafından inşa edilen blokların bir kısım inşaat işlerini yapmayı üstlenmiş olup, yapılacak iş bedelinin toplam 8.099.774,93 TL + KDV oduğu, bu bedelin %70'lik kısmının barter, geriye kalan % 30'luk kısmının vadeli çeklerle ödeneceği kararlaştırılmıştır.İstinaf dilekçesinden de anlaşılacağı üzere davacı taşeron şantiyede 23/02/2017 tarihine kadar çalışmış olup, Büyükçekmece 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/29 D. İş sayılı dosyasında 15/03/2017 keşif tarihi itibariyle davacının yaptığı işlerin bedeli sözleşme birim fiyatlarına göre 822.664,83 TL olarak belirlenmiş olup, Mahkemece alınan kök bilirkişi raporunun 15-16. Sayfalarında ve ek bilirkişi raporunun 22. Sayfasında yapılan değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda, 2017/29 D. İş sayılı dosyada işlerin tamamlanma oranına ve sözleşme birim fiyatlarına göre yapılan bu hesaplama dosya kapsamına uygun bulunmaktadır. Mahkemece de yargılama sırasında alınan kök ve ek raporlar doğrultusunda bu değerlendirme ve hakediş bedeli hükme esas alınmış olup, buna göre, sözleşme kapsamında yapılan işin miktarına ve bedeline yönelik tespit ve Mahkeme kabulü dosya kapsamına uygun bulunmaktadır.Dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık esas itibariyle sözleşmenin kimin tarafından feshedildiği ve fesihte haklı olup olmadığı ile şantiyede kalan malzemeye ilişkindir.Somut olayda, tarafların talepleri de dikkate alındığında, sözleşmenin eylemli olarak ileriye dönük sona erdiği sabittir. İleriye dönük fesih halinde, şartları da varsa yüklenici müspet zarar kapsamında kâr kaybını talep edebilir.Dinlenen tanık beyanlarına göre, davacı taşeronun iş alanına sokulmamak suretiyle iş sahibince işten el çektirildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı yüklenici bunu inkâr ederek, davacının kendi iradesi ile işi terk ettiğini savunmuş ise de bu savunmasını yasal delillerle ispatlayamamıştır. O halde, sözleşmenin davalı yüklenici tarafından haksız olarak feshedildiğinin kabulü gerekir.Bu durumda davacı taşeronun müspet zarar kapsamında “kazanç kaybını” istemekte haklı olduğunun kabulü gerekir. Yargıtay 15. ve 6. Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihat ve uygulamaları ile Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde, kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu HMK md.353/1 K6100 md.6 TBK md.470 K6098 md.438 TBK md.408
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog