9. Hukuk Dairesi
T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2385 - 2024/2378
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/10/2024
NUMARASI : ... Esas
DAVALILAR : 1 -... TARIM AMBALAJ GIDA NAKLİYAT TURİZMİTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ
: 2 -... GIDA SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) İSTİNAF KARARININ
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/10/2024 tarih, ... Esas sayılı ara kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirketlerin gizli ortağı olan ...'in yakın akraba olduğunu, 2018 yılında muz ithalatı yapmak üzere şirket kurmaya karar verdiklerini, kağıt üzerinde ... ...'ın müdür olarak göründüğü ... Tarım Ambalaj Gıda Nak. Tur. İth. İhr. San ve Tic Ltd. Şit şirketini kurduklarını, davalı ... Şirketi'nin ise ilk olarak ... Tropikal Tarım Gıda Hayvancılık Nakliyat Sanayi ve Ticaret adı altında faaliyetine başladığı, daha sonradan ... Gıda San. Tic. Limited Şirketi adı altında faaliyetine devam ettiğini, ortaklık yapılarının müvekkili ... ve ...'in oğlu olan ... ile birlikte devam ettiğini, davalı şirketler arasında fiili, hukuki, muhasebesel ve organik bağ olduğunu, şahısların gizli şekilde aynı ticari iştigal alanında olan ve haksız rekabet kurallarına aykırı hareket ederek gizlice ayrı bir şirket kurmuş olmaları, müvekkiline bilgi vermeksizin şirket ile ilgili önemli işlemler gerçekleştirmeler, müvekkilinden habersiz şekilde imhalar gerçekleştirerek zarara yol açmaları ve evraklarda usulsüzlükler yapmaları ve değerli eşyaların gibi hareketleri yüzünden müvekkilinin şirket ortaklığını sonlandırmak istediği, taraflar arasında iş bu ortaklığın sonlandırılmasına ilişkin 03.03.2021 tarihindeki sözleşme ile başlayan ve 29.03.2021 tarihli pay devir sözleşmesi ile devam eden süreçte müvekkilinin alacağına erken kavuşabilmek için sonrasında da çok sayıda protokol imzalamak zorunda bırakıldığını, davalıların sözleşme ve protokol gereğince üstlenilen edimlerini zamanında tam ve eksiksiz olarak ifa etmediklerini, ... şirketinin kar payını düşük göstermek ve dolayısıyla müvekkiline daha az ödeme yapmak yahut hiç ödeme yapmamak amacıyla 500 fideyi kasten imha ettiklerinin ortaya çıktığı, davaların şirket içinde yer alan çek ve senetleri kaybettikleri, ödemelerin geciktirilmesi sebebiyle müvekkilinin ağır şekilde zarara uğratıldığını, hali hazırda sözleşmenin ayakta kalmasının hiç bir yararı kalmadığını, taraflar arasındaki ortaklığın sonlandırılması ve pay devri sözleşmesi ile ek protokollerin öncelikle baştan itibaren geçmişe etkili olmak üzere iptali ile tasfiyenin mahkemece gerçekleştirilmesine, bu talebin mümkün olmaması halinde davalıların şirket kayıtlarında usulsüzlük yapmış olmaları ve kayıtları saklamaları nedeniyle öncelikle edimlerin ve müvekkiline ödenmesi gereken alacak miktarının tespiti ile sözleşme tarihinden itibaren en yüksek ticari temerrüt faizi işletilmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ilaveten sözleşmenin süresinde ifa edilmemesi sebebiyle döviz kurlarında yaşanan değişim de dikkate alınarak müvekkilinin uğradığı tüm zararların tespiti ile buna ilişkin tazminatların sözleşme tarihinden itibaren en yüksek ticari temerrüt faizi işletilmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmini ve tahsiline, davalılar yapmış oldukları tüm ticari ve vergisel işlemlerde devlet kurumlarına dahi yanlış bilgilendirme yaparak veya hiç bir bilgi vermeyerek, şüpheli ve muvazaalı hareket ettiğini, davalıların şirket hesaplarını ve defter kayıtlarını değiştirme, dönüştürme, delilleri yok etme ve mal kaçırma ihtimaline binaen davalı şirketlere ayrı ayrı kayyum atanmasına ve tüm yetkinin kayyumlara devredilmesi ile davalılar üzerindeki taşınır taşınmaz mal, hak ve alacaklara yargılama sonuçlanıncaya dek tedbir konulmasına karar verilmesi talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/10/2024 tarih, ... Esas sayılı ara kararında davacı vekili tarafından davalı şirketlerin taşınır taşınmaz malları ile hak ve alacaklarına tedbir konulması ve davalı şirketlere kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı talebinde bulunulduğu, HMK'nin 389. Maddesi gereğince mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle ciddi zararın doğacağı durumlarda HMK'nin 390/3. Maddesine göre yaklaşık olarak ispata yarar delillerin sunulması halinde tedbir kararı verilebileceğinden, yine BAM kararlarına göre, şirketlerin seçilmiş yöneticileriyle temsil edilmesi asıl olduğundan, dava dilekçesinin ekindeki deliller nazara alınarak, bu aşamada yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı gerekçesi ile davacı tarafın davalıların taşınır taşınmaz mal, hak ve alacaklarına tedbir konulması ve davalı şirketlere tedbiren kayyım atanmasına yönelik taleplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar ortaklığın sona ermesine dair iradenin ortaya konulmasından ve ilk sözleşmelerin akdedilmesinden hemen 15 gün sonra ... şirketine ait 600 adet muz fidesini imha ederek müvekkilinin ve şirketlerin zararına hareket etmiş olduğunu, bu şirketlerin Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'ndan karşılıksız hibe alarak kurulduğunu ve yapılan tüm işlemlerin 5 yıllık süre içinde gerçekleştiğini, dolayısıyla verilen zararın yalnızca şirket bağlamında olmayıp tüm kamuya mal olduğunun unutulmaması gerektiğini, mevcut idareciler müvekkilinin zararına ve sözleşmelere aykırı şekilde hareket etmiş olduklarını davalıların sözleşme gereğince müvekkilinin adına tescil edilmesi kararlaştırılan ...daki taşınmaza ilişkin müvekkilinin aleyhinde açılan tapu iptal ve tescil davasında, müvekkilinin karşısında müdahale dilekçesinin sunmuş olduğunu, bu durumun açıkça davalıların kötü niyetli olarak hareket ettiklerinin en somut kanıtlarından biri olduğunu, somut olayda alelade bir şirket tasfiyesinin söz konusu olmadığını, TKDK kapsamında alınan hibeye ilişkin sürenin dolmasına çok az bir zaman kalmış olduğundan büyük bir riskin söz konusu olduğunu, müvekkilinin şirket ortağı iken, davalı şirketlerin gizli idarecisi olan ...'in, sözleşme süresi bittiğinde şirketleri batık göstereceği ve piyasaya borçlanarak şirketleri kapatacağı şeklindeki söylemlerinin olduğunu, nitekim ... daha önceki ticari hayatında da bu usulle ticaret yapmış olduğunu, şirketlerini batırarak piyasadan mal kaçırmış olup halen piyasaya çok borcunun bulunduğunu, kağıt üstünde boşanma kararı aldığını, Oysa gerçekte ...'in ve ... ...'ın birliktelikleri kesintisiz şekilde devam ettiğini, somut olayda sunulan sözleşmeler, davalı şirketlerin müvekkil şirkete borçlu olduğunu açıkça yazılı delillerle ispat etmiş durumda olduğunu, bu sözleşmelerin noter onaylı ve düzenleme şeklinde olan işlemler de dahil resmi şekilde düzenlenmiş olması ve karşı tarafın şirket imza ve kaşesi olmasından bahisle yazılı delil niteliğinde olduğu ortada olup müvekkilinin davalılardan alacaklı olduğunun sabit olduğunu, dolayısıyla HMK M.389 vd. Hükümlerince aranan "yaklaşık ispat" şartının gerçekleştiğinin aşikar olduğunu, bunun yanında, şirketlerin borca batık duruma getirilmesi halinde müvekkilinin alacağını tahsil etmesi imkansız hale gelecek ve gerçekten de telafi imkanı kalmayacağını, oysa hali hazırda davalı tarafın malvarlığına tedbir konulması durumunda hem davalıların ticaret yapması engellenmemiş olacak, hem de müvekkilinin alacaklarının korunmuş olacağını, değişen ekonomik konjonktür de esas alındığında "hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle ciddi zararın doğacağı durum"un mevcut olduğunda hiçbir şüphe bulunmadığını, hal böyle iken her yönüyle makul ve ölçülü bir tedbir olan bu tedbirin uygulanmasına dair talebin reddedilmiş olması, açıkça haksızlık yarattığından verilen kararın kaldırılarak tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/10/2024 tarih, ... Esas sayılı ara kararı dosyası ve tüm dosya kapsamı.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
Dava hukuki niteliği itibarıyla şirket ortaklığının sonlandırılması, pay devir sözleşmesi ve ek protokollerin iptali, şirketin tasfiyesi, alacak ve tazminat davası olup, istinaf konusu uyuşmazlık ise, ilk derece mahkemesince verilen 03/10/2024 tarihli ihtiyati tedbir taleplerinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
Davacı tarafından, şirketlere kayyum atanması ve şirketlerin taşınır taşınmaz mal, hak ve alacaklarına tedbir konulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edildiği, ilk derece mahkemesince tedbir taleplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Ara karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. İstinaf incelemesi,
HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Geçici hukuki koruma türlerinin başında gelen İhtiyati Tedbir 6100 sayılı HMK’nın 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. HMK’nin 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları, 390. maddesinde ihtiyati tedbir talebi, 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının kapsam ve içeriği, 393. maddesinde ihtiyati tedbir kararının uygulanması, 394. maddesinde ihtiyati tedbir kararına itiraz ve uygulanacak usule yer verilmiştir.
HMK'nın 389. maddesine göre ihtiyati tedbirin şartları; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğmasından endişe edilmesi olarak açıklanmıştır. Ayrıca tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceği belirtilmiştir. Yine aynı Yasa'nın 390/3. maddesinde haklılığın yaklaşık olarak ispat edilmesi zorunluluğu koşulu aranmıştır.
Somut olayda, davacı vekili, davalı şirketlerin davacının kişisel bağlantıları, ticari yeteneği ve sermayesi sayesinde kurulduğu, rekabet kurallarına aykırı hareket edilmesi, davacıya bilgi verilmeksizin şirketle ilgili önemli işlemler gerçekleştirilmesi, habersiz imhalar yapılarak zarara yol açılması, değerli evrakların kaybolması gibi hareketler yüzünden davacının şirket ortaklığını sonlandırmak istediğini, ortaklığın sonlandırılmasına ilişkin sözleşme, pay devir sözleşmesi ve protokoller imzalandığını, davalıların sözleşme ve protokoller gereğince üstlenilen edimleri tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmediğini, davacının zarara uğradığını ileri sürerek davalı şirketlere tedbiren kayyum atanması ve davalılar üzerindeki taşınır taşınmaz mal, hak ve alacaklara tedbir konulması talep edilmiş ise de; şirketlerin seçilmiş organları eliyle idaresi asıl olup, bir şirkete kayyum atanması için kural olarak şirketin yasal organlarının mevcut olmaması gerekmektedir. Somut olayda dava konusu şirketlerde organ boşluğu bulunmadığı gibi mevcut delil durumu dikkate alındığında,
HMK'nun 389. maddesi anlamında, dava konusu şirketlere kayyumu atanmasını gerektirir bir durumun mevcut olduğunun HMK'nun 390/3 maddesi kapsamında yaklaşık olarak ispat edilemediği, ayrıca şirketlerin mal varlıklarına tedbir konulması talebi yönünden 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesine göre ihtiyati tedbirin şartları; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğmasından endişe edilmesi olarak açıklandığı, davacı iddialarının yargılamayı gerektirdiği, dava konusu şirketlerin mal varlığına tedbir konulması talebi yönünden ise HMK'nun 390. Maddesinde belirtilen yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği, ilk derece mahkemesince sonuç olarak davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve buna dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
1.-6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2.492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60.TL maktu istinaf karar harcının başlangıçta yatırıldığından yeninden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3.-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4.-HMK. 333 maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
5.-İnceleme duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6.-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesince karar tebliğ işlemlerinin İlk derece Mahkemesince YAPILMASINA, Dair, 6100 Sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nin 362/1-f maddesi gereğince 31/12/2024 tarihinde kesin olarak karar verildi.
Başkan
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Katip
(e-imzalıdır)