Esas No
E. 2022/469
Karar No
K. 2024/147
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.

ANKARA

1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: 2022/469
KARAR NO: 2024/147
DAVACI: ...
VEKİLİ: Av. ... -...
DAVALILAR: 1 - ...
VEKİLİ: Av. ...
2- ... -T.C. Kimlik No: ...

...

DAVA: Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ: 05/12/2022
KARAR TARİHİ: 26/03/2024

KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 03/04/2024

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesiyle ve sair beyanlarıyla, müvekkili şirketin 2015 yılında kurulmuş ve .... ’nin en popüler elektronik sigara üreticilerinden biri olduğunu, “...” markasının bu alanda en bilinen markalardan biri olduğunu, müvekkilinin .... sayılı markalarının ... nezdinde tescilleri olduğunu, davalı yanın .... sayısı ile 35. Sınıfta başvuru konusu ettiği “...-...” ibareli markasının bulunduğunu, davalı yanın .... alan adı üzerinden elektronik sigara satışı yaptığını, bu alan adının 05.01.2021 tarihinde alındığını, dava konusu marka başvurusunun da aynı tarihli olduğunu, davalı yanın kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin itirazları sonucunda ilgili alan adının iptaline karar verildiğini ve alan adının müvekkili adına kaydedildiğini, müvekkilinin daha evvel de “...” ibareli markalara yönelik itirazlarının kabul gördüğünü, davalı başvurusunun yayınına karış itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, oysaki davalı yanın başvurusunun öncelikle SMK m. 6/9 uyarınca hükümsüzlüğü gerektiğini, davalının dünya çapında tanınan bir marka olan müvekkili markasını taklit ettiğini, “...” kelimesinin hiçbir anlamı olmadığını, markanın önüne getirilen “-...” ibaresinin “elektronik” algısını yarattığını, başvurunun bu şekilde yapılmasının bile başlı başına kötü niyet olduğunu, davalının web sitesindeki faaliyetlerinden de bu amaçla bir başvuru yaptığının görülebileceğini, davalının bir başka alan adı olan ....web.tr alan adının da yine müvekkili itirazları üzerine reddedildiğini, davalının müvekkili markalarından haberdar olmadığının düşünülemeyeceğini, müvekkilinin tanınmış markasını tesadüfen tercih etmediğinin açık olduğunu, bununla birlikte başvurunun, müvekkilinin önceki tarihli markaları ile de benzer olduğunu, birebir aynı esas unsuru taşıdığını, Kurum tarafından da esasen bu benzerliğin kabul edildiğini, başvurunun kapsamının farklı mal ve hizmetleri kapsamasının başvurucunun kötü niyetini gösterdiğini, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin de bulunduğunu, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, tanınmış markaların da farklı mal ve hizmetlerde korunması gerektiğini, davalının müvekkili markalarının tanınırlığından yararlanmaya çalıştığını, müvekkili markalarını yurtdışında birçok ülkede tescilli olduğunu, arama motorlarında “...” yazıldığında ilk olarak müvekkili markalarının çıktığını, müvekkilinin markalarını uzun yıllar boyunca kullandığını, ancak 2018 yılı itibariyle sosyal medya hesaplarında müvekkilinin resmi sayfalarının kapatıldığını, yasal düzenlemeler nedeniyle yalnızca belli kriterlerde yayın yapabildiğini, müvekkili ürünlerinin ülkemizde de tanınır olduğunu, buna dair birçok delili dosyaya sunduklarını iddia ederek ... sayılı ... kararının iptalini ve dava konusu ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Diğer davalı davaya cevap vermemiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ... ... ...'nun tarafımıza 04.10.2022 tarihinde tebliğ edilen, 03.10,2022 tarihli ... sayılı kararının tümden iptali, davaya konu ... sayılı “...-...” marka başvurusunun tescili halinde TÜMDEN hükümsüzlüğü noktalarında toplandığı anlaşılmıştır.

Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu "...-..." ibaresinin 35. Sınıf hizmetlerde tescili amacıyla 05.01.2021 tarih ve ... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 29.03.2021 tarih ve 369 sayılı bültende ilana çıktığı, anılan ilana karşı davacı yanca itirazda bulunulduğu ...’nın 28.09.2021 tarihli kararı sonucunda davacı itirazlarının haklı görülmeyerek reddedildiği; söz konusu karara karşı davacı tarafça yeniden itiraz edilerek ... tarafından verilen kararın kaldırılması ve başvurunun reddinin talep edildiği, davacı itirazlarını inceleyen ...’nun 03.10.2022 tarih ve ... sayılı kararı neticesinde özetle; “... başvuru numaralı "...-..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun .... sayılı "...", "...", "...." ibareli markalara dayanılarak 769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Somut olaya ilişkin yapılan değerlendirme sonucunda, başvuru itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar ile benzer görülmesine rağmen, başvuru kapsamında tescili talep edilen hizmetler itiraz gerekçesi markalar kapsamında yer alan mallar/hizmetler ile aynı, benzer veya ilişkili türden mallar/hizmetler olarak görülmediğinden, ibareler arasında ilişkilendirme/karıştırılma ihtimali bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca, 6769 s. SMK'nın 6/4 ve 6/5 maddelerinde sayılan koşulların ortaya çıkacağına ilişkin olarak bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, Kurul'da da bu yönde bir kanaat oluşmadığından, başvurunun 6769 s. SMK'nın 6/4 ve 6/5 maddeleri uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığı görüşüne varılmış ve bu yöndeki itiraz kabul edilmemiştir. Başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddia da somut delillerle ispatlanmadığı gibi, sadece markalar arasındaki benzerlik iddiasına dayandırıldığından ve Kurul'un kanaatine göre, markalar arasındaki benzerlik veya karıştırılma ihtimali, diğer başkaca koşulların varlığı aranmaksızın, tek başına, kötü niyet iddiasının kabulü için yeterli bir kanıt teşkil etmediğinden (aynı yönde bkz. ...Genel Mahkemesi, 01/02/2012 tarih, .... sayılı kararı, para.

90.bu gerekçeye dayalı itiraz da yerinde ve haklı görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeler ile davacı taraf itirazlarının bir kez daha ve nihai olarak reddedildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: - Dava konusu marka kapsamında yer alan 35. Sınıftaki “alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.”nin davacı yana ait .... sayılı marka kapsamındaki 35.05 alt grubundaki satış hizmetleri ile (bu hizmetlerin perakende ya da elektronik yolla ...ticaret platformları üzerinden yapılması mümkün olduğundan) benzer nitelikte hizmetler olduğu, - İşaretler arasındaki yüksek düzeyli benzerlik ile birlikte bu durum ele alındığında, taraf markaları arasında bahsi geçen hizmetlerde karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği, - Davacı yanın “...” markalarının “elektronik tütün ürünleri ve mamulleri” alanında tanınırlığı konusunda bir kanaate varılsa dahi bu tanınırlığın, dava konusu marka ve kapsamındaki mal/hizmetlere sirayet edecek şekilde davacı lehine geniş bir koruma sağlamayacağı ve 6/5 maddesindeki koşulların davacı lehine oluşmayacağı, - Davacı yanın kötü niyet iddiaları ve bu husustaki delilleri bir bütün olarak incelendiğinde dava konusu başvurunun kötü niyetle yapılmış bir başvuru olarak görülmesi mümkün olmakla birlikte nihai açıdan yorumunun mahkemeye ait olduğu, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Pazarlama uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: -İşaretler arasındaki yüksek düzeyli benzerlik ile birlikte bu durum ele alındığında, taraf markaları arasında bahsi geçen hizmetlerde karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği, -Dava konusu marka kapsamında yer alan 35. Sınıftaki “alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.”nin davacı yana ait marka kapsamındaki 35.05 alt grubundaki satış hizmetleri ile (bu hizmetlerin perakende ya da elektronik yolla ...ticaret platformları üzerinden (... ) yapılması mümkün olduğundan) benzer nitelikte hizmetler olduğu, -Dosya kapsamı tanınmışlık yönünden incelendiğinde, davacı yanın tanınmışlığı açısından bir kanaate varılamadığı, -Nihai olarak yapılan bu tespitlerin sonucunda, kötü niyet değerlendirmesinin salt hukuki bir değerlendirme olmasından ötürü tamamen mahkemeye ait olduğu; takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir.

Bilirkişi raporunun / ek raporun her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzelendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır.

GEREKÇE

Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) .... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir.

Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik ... içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir.

Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (....).

Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davalı Markası Davacı Markası ...-... ... (35.sınıf) ... ... (05, 09, 10, 11, 34, 35, 37, 42.sınıf)

Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; dava konusu başvuru kapsamında yer alan 35. Sınıf hizmetler ile davacı yanın ... sayılı markası dışında kalan markaları kapsamındaki emtia sınıflarının hiçbiri, birbiri ile benzerlik düzeyinde dahi bir ilişkisi bulunmayan hizmetler olduğu, dolayısıyla bu mal ve hizmet sınıfları arasında ayrıntılı bir inceleme yapılmasına ihtiyaç duyulmaksızın anılan markalar yönünden taraf markalarının farklı ihtiyaçlara yönelik, birbiri ile rekabet ilişkisi bulunmayan, satış – sunum kanal ve yöntemleri farklı mal ve hizmetleri kapsadıkları bununla birlikte davacı yanın ... sayılı markası kapsamında esasen 35.05 alt grubundaki satış hizmeti yer aldığı, yürürlükteki sınıflandırma tebliğinin ilgili alt grubu incelendiğinde genel itibarla “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların* bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).“ şeklinde ifade edilen bir alt grupta davacı yana ait markanın tescilli olduğu, dava konusu başvuru kapsamında yer alan “Alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri” ise sınıflandırma tebliğine 2017 yılı itibariyle giren ve temel anlamda özel nitelikteki bir yer sağlama hizmeti olduğu, söz konusu hizmet incelendiğinde, bir internet sitesi üzerinden mal veya hizmet satışı gerçekleştirmek isteyen satıcılar için sanal bir mağaza kiralama hizmeti olduğu düşünülmekte olup her ne kadar tüketici, bu mal veya hizmetten yararlanırken, yer sağlayıcının sağladığı asıl web sayfasını kullanmakta ise de ürün veya hizmeti satın alırken doğrudan doğruya muhatabı yer sağlayıcı olmadığı, başka bir ifadeyle bu noktada verilen hizmet, kullanıcıların kendi aralarında alışveriş yapmaları için gerekli teknik altyapıyı ve iletişim platformunu oluşturmak ve bu suretle site altyapısı kullanılarak alıcı ile satıcı arasında gerçekleştirilen satışlara aracılık etme noktasında toplanmakta olduğu, dolayısıyla bu alt gruptaki hizmet sağlayıcılar tarafından gerçekleştirilen bir yer sağlama, bir sanal mağaza kiralama hizmetini ifade etmekte olduğu, halbuki 35. sınıf son alt grubu “malın doğrudan satıcısı olan tarafın tüketiciye verdiği satış hizmetini” tanımlamakta olup temel anlamda birbirlerinden farklı nitelikte hizmetler olduğu, bununla birlikte günümüzde yer sağlayıcı konumundaki birçok ...ticaret sitesi, genel olarak doğrudan satıcı konumunda da olup hem online pazaryeri sağlamakta hem de satış işleminin tarafı da olabileceği, bu nedenle iki hizmetin iç içe geçtiği durumlar yaygın olup ortalama tüketicinin de genel olarak bu beklenti içerisinde hareket ettiği, dolayısıyla tüketicinin online satış hizmeti veren bir web sitesinden alışveriş yaparken söz konusu hizmetler arasındaki bu teknik detayı bilmesi beklenebilir olmadığı, bu çerçevede “alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri” bakımından taraf markaları kapsamlarının benzer olduğu davacı markasındaki 35.sınıf satış hizmetlerinin benzer olduğu, anılan hizmet grubunun iç içe gelmiş nitelikte hizmetler oldukları, pek tabi bu yönde bir değerlendirme için karşılaştırılan işaretler arasında ortalamadan çok daha yüksek bir benzerlik ilişkisi bulunması gerektiği görülmektedir. Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtialar yönünden gerçekleşmiştir.

Davalının markasının incelenmesinde; ...-... şeklinde bir sözcük markası olduğu, bütün olarak bir anlama sahip olmadığı, “...” kelimesinin yabancı dilde bilinen bir sözcük olmadığı, kelimenin ön kısmında yer alan “...-“ şeklindeki ön ekin, teknolojik gelişmeler ile birlikte hayatımıza giren ve dijitalleşen dünyada “... - sözcük” şeklindeki kullanım biçimine haiz kombinasyonlarla yaratılmış ibareler ile benzer bir algı yaratarak elektronik ürün veya hizmetler için kullanılan bir ön ek (...tebligat, ...mail, emeeting, ebook, ecüzdan, ewallet, eşarj vb)olarak tüketiciler tarafından algılanacağı, dava konusu marka bu haliyle bütün olarak “ejul” şeklinde telaffuz edileceği ve algılanacağı anlaşılmaktadır. Davacının markalarının incelenmesinde; ... sayılı önceki tarihli markası ise “... ” olup hiçbir figüratif unsur içermeyen bu marka da dava konusu markadaki aynı hakim sözcük unsurunu birebir içermekte olduğu anlaşılmaktadır. Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. ...'nun 08.06.2016 gün ve .... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "...-..." ibareli ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunup bulunmadığı incelendiğinde; taraf markaları bir bütün olarak karşılaştırıldıklarında markalar arasındaki tek farkın, dava konusu markanın ön sesinde yer alan “...-“ ibareleri olduğu, bu ibarenin markaya kattığı anlamın teknolojik gelişmeler ile birlikte hayatımıza giren ve dijitalleşen dünyada “... - sözcük” şeklindeki kullanım biçimine haiz kombinasyonlarla yaratılmış ibareler ile benzer bir algı yaratarak elektronik ürün veya hizmetler için kullanılan bir ön ek (...tebligat, ...mail, emeeting, ebook, ecüzdan, ewallet, eşarj vb)olarak tüketiciler tarafından algılanacağı, esasen her iki taraf markasının da birebir “...” esas unsurundan oluştuğu, bu kelimenin uyuşmazlık konusu mal ve hizmetler yönünden özgün, ayırt ediciliği yüksek ve kavramsal bir ilişki içerisinde olmayan bir kelime olduğu, her iki taraf markasında böylesi bir ibarenin birebir aynı şekildeki kullanımının, taraf markalarını birbirine son derece yüksek düzeyde benzer kıldığı, gerek görsel, gerek işitsel gerekse de her ne kadar kavramsal bir karşılığı olmasa da birebir aynı sözcük kullanımından dolayı oluşan algı itibariyle kavramsal açıdan markaların neredeyse aynı oldukları; taraf markalarının başvuru konusu markadaki “alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.” yönünden aralarındaki benzerlik düzeyinin, işaretler arasında ayniyete yakın ortaya çıkan benzerlikle birlikte değerlendirildiğinde, aralarında, ilgili tüketici kitlesi nezdinde dahi karıştırılma riskinin ortaya çıkabileceği, taraf markaları arasında SMK 6/1 maddesi kapsamında iltibas bulunduğu, SMK 6/5 maddesi kapsamındaki iddialar ile ilgili olarak davacı yanın işlem ve dava dosyasına sunduğu deliller bir bütün olarak incelendiğinde “...” şeklindeki markalarının birçok ülkede tescil ile koruma altına alınmış, spesifik olarak elektronik sigara ürünleri sektöründe kullanılan, dünyanın birçok ülkesinde satışı bulunan, tütün ürünlerine yönelik yasal düzenlemelerden ötürü reklam ve tanıtım çalışmaları yaygın olarak yapılamadığı görülmekle, tütün tüketen tüketici grubunun birçoğu tarafından satın alınan ve bilinen bir marka olduğunun anlaşıldığı, uzun yıllardır ilgili pazarda aktif bir şekilde var olduğu, milyar dolarlık bir marka değeri haline geldiğini gösterir haberlere konu olduğu, ülkemizde de aynı şekilde yasal düzenlemeler uyarınca bu ürünlerinin satışı yasal yollardan mevcut değil ise de sunulan delillerden de anlaşılabildiği üzere ülkemiz tütün tüketicisi nezdinde de “...” markasını taşıyan ürünlerin uzun yıllardır aktif olarak tüketildiği ve bilindiği, bununla birlikte davacı yanın “elektronik tütün ve tütün mamulleri ile aksesuarları” sektörü dışında bir faaliyeti mevcut olduğunun anlaşılamadığı gibi dosya kapsamındaki delillerden farklı mal ve hizmet sınıflarında da tanınır olduğu, somut olayda dava konusu başvuru kapsamında yer alan 35. Sınıf hizmetler, davacı yanın “...” markasının elektronik sigara/türün ürünlerinde tanınırlığına kanaat getirilse dahi davacı markalarının tanınırlığının sirayet edeceği nitelikteki sınıflar olmadığı, tanınmış olarak kabul edilen bir marka tescilli olmadığı sınıflarda, tescilli olduğu sınıflardaki kadar büyük bir ayırt edicilik vasfına sahip olmamakta veya tanınmış olsalar dahi karşılaştırma konusu markalar arasındaki farklılıklar veya sonraki markanın, tanınmış markanın doğrudan ilgili emtialardan ciddi şekilde uzaklaşması veya ilgili tüketici kesiminin uzman bir tüketici kesimi olması durumlarında markanın tanınmışlığına atfedilen farklı sınıflarda korunma sonuçlarını doğrudan sağlamadığı, dolayısıyla somut olayda davacı yan markalarının tanınmışlığı bulunan “tütün ve tütün mamulleri” sektörü ile bağlantılı hiçbir mal ve hizmet ihtiva etmeyen, hatta davacı markalarını dahi doğrudan ihtiva etmeksizin farklı mal ve hizmet sınıflarını kapsayan dava konusu markanın tescilinin davacı yanın tanınmışlık temelli oluşan ayırt edici karakterine zarar verebilecek ya da davacı yanın markasının tanınmışlığından kaynaklı bir imaj transferini mümkün kılacak sonuçlar doğurmayacağı, dava konusu markanın davacı markalarının kurumsal imajını çağrıştırır ek unsurlara da sahip olmadığı, nihai olarak tanınmışlık temelli bir tescil engelinin somut olayda mevcut olmadığı, SMK 6/5 maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan davacı vekili davalının kötü niyetli olduğunu iddia etmiştir. Kötüniyetli tescil başvurusunun korunamayacağına ilişkin ... sayılı kararı; “…Tescil başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması halinin 556 sayılı KHK'nin 42. maddesinde düzenlenmemiş olmasına karşın başlı başına bir hükümsüzlük nedeni sayılması hususunda öğretide görüş birliği mevcuttur. ( ....). Diğer taraftan, Yerel Mahkemenin direnme kararında da belirtildiği üzere .... Markalar Yasası'nda da kötü niyetle marka tescili bir hükümsüzlük nedenidir. Yine, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararları gereğince AB ile Türkiye arasındaki fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin mevzuatın uyumlu hale getirilmesi kapsamında 27.06.1995 tarihinde yürürlüğe giren 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname'nin mehazını oluşturan 89/104 sayılı ... Marka Yönergesi'nin 3/2. ve 40/94 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü'nün 51/1-b maddelerinde de kötü niyetli marka tescil başvurusu mutlak ret ve hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, gerek öğretide ileri sürülen görüşler, gerekse mukayeseli hukuk ve mehaz ... mevzuatında yer alan hükümler itibariyle; markalar hukukundaki ülkesellik ve başvuru ve tescilde öncelik ilkelerinin yanında başvuru ve tescilde kötü niyetin himaye edilmemesine ilişkin temel ilkenin de aynen korunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de, 556 sayılı KHK'nin 35/1. maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nin amacına uygundur. Çünkü, KHK'nin 35/1. ve 42/1- ( a ) maddelerindeki düzenlemeler de, esasen, MK.nun 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 sayılı KHK'nin 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK.nun 2. Maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından aynı sonuca ulaşılması KHK'nin ruhuna da uygundur. '' şeklindedir. SMK 6/9 bakımından da yapılan değerlendirmelerin geçerli olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Mahkememizce 6769 sayılı SMK 6/9 , genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK’nun 2. maddesi, ilgili ... kararı ve yerleşik ... içtihatları gereğince, onca seçenek özgürlüğü varken davacının itibar sahibi olduğu sektöre yönelik olarak ''...'' sözcüğünün ön planda olduğu ''...'' ibaresinin seçilerek marka olarak tescili yönünde başvuru yapılmasının davalının kötü niyetli bir başvuru yaptığına delalet ettiği kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle ... sayılı ... kararının davalının tescil başvurusunun kötü niyetli tescil kabul edilmesi nedeniyle iptaline, dava konusu ... sayılı markanın kötü niyetli tescil başvurusu nedeniyle tüm sınıflar bakımından hükümsüzlüğüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere:

1..... sayılı ... kararının davalının tescil başvurusunun kötü niyetli tescil kabul edilmesi nedeniyle iptaline Dava konusu ... sayılı markanın kötü niyetli tescil başvurusu nedeniyle tüm sınıflar bakımından hükümsüzlüğüne,

2.Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3.Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 25.500,00-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,

4.Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü gösterilen 6.086,40-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,

5.Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair verilen karar, hazır olan taraf vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup, usulen anlatıldı. 26.03.2024 Katip ... Hakim ... ...imzalıdır ¸ ...imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İLK MASRAF : 172,90-TL GİDER AVANSI :5.913,50-TL TOPLAM :6.086,40-TL

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.