DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1731 E. , 2024/1774 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 15/11/2021 tarih ve E:2018/3379, K:2021/3672 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem:
Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 15/11/2021 tarih ve E:2018/3379, K:2021/3672 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 18/02/2019 tarihinde kesinleştiği,
Gizli Tanık ... isimli şahsın davacı hakkındaki beyanları yönünden, dava dosyasındaki diğer bilgi ve belgelerle birlikte incelendiğinde, ifadede davacının görev yaptığı birimde yoğun olan örgüt mensuplarının baskısı altında kalarak bu kişilerle ortak hareket etmesinin ve bu kapsamda 2014 yılı HSK seçim döneminde etki altında kalmasının "söz konusu olabileceği" belirtilmek suretiyle olasılığa dayalı yorum ve varsayımdan hareketle çıkarımda bulunulduğu, davacının bu yönde tutum ve davranışlar sergilediğine ve 2014 yılı HSK seçimlerinde örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğine ilişkin olarak dava dosyasında herhangi bir somut tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, kaldı ki Gizli Tanık ...'nin yine aynı ifadesinde davacının FETÖ üyesi olmadığı gibi bu örgütle herhangi bir şekilde bağının bulunmadığının da belirtildiğinin görüldüğü; diğer yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan B.K. tarafından davalı Hâkimler ve Savcılar Kuruluna hitaben yazılan ve davacı tarafından dosyaya sunulan bilâ tarihli dilekçede, davacının FETÖ ile bir bağının bulunmadığını düşündüğü gibi bu konuda herhangi bir duyumunun da olmadığını ve hatta davacının örgütle herhangi bir ilgisinin olmadığının konuşulduğunu belirttiğinin görüldüğü; netice itibarıyla, davacının örgütle iltisak ve irtibatlı olmadığı yönündeki iddiasını doğrular nitelikte olan Gizli Tanık ...'nin beyanları, B.K. isimli tanığın beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının kendi beyanları yönünden, davalı idarece davacının Sulh Ceza Hakimliğince düzenlenen 21/07/2016 tarihli sorgu tutanağında ve meslekten çıkarma kararının yeniden incelenmesi talepli 31/08/2016 tarihli dilekçesinde yer alan beyanlarının FETÖ ile iltisakı ve irtibatı noktasında incelenerek davacının, 2014 yılı HSK üyelik seçim döneminde zaten örgüt ekseninde hareket ettiği için kendisine yönelik bir seçim çalışması yapılmasına gerek görülmediği, "Danıştay Ondördüncü Dairesinin tamamen FETÖ'cülerden oluştuğu"na dair bir duyumu seçim döneminde HSK adayına sormak suretiyle bu iddiayı sahiplendiği, Danıştay'da imar hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların ağırlıklı olarak Altıncı Dairede görüldüğünden imar mevzuatında uzmanlaşmak için Danıştay Ondördüncü Dairesini tercih ettiği yönündeki ifadesinin çelişki oluşturduğu, referanslarının FETÖ ile irtibatlı olabileceği ihtimalinden bahsederken şüphelendiği kişilerin isimlerini vermemesinin dikkat çekici olduğu, birlikte çalıştığı insanlar hakkında örgüt üyesi olup olmadıkları noktasında bilgi sahibi olmadığı iddiasının gerçekliğinin değerlendirilmesi gerektiği yönünde çıkarımlarda bulunulmuş ve bunların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı ve iltisakının göstergesi olduğu ileri sürülmüş ise de, davalı idarece dava dosyasına söz konusu çıkarımları destekleyecek nitelikte somut herhangi tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin sunulmadığı gibi, dosya kapsamında, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını destekleyerek bu yönde çalışmalarda bulunduğuna, Danıştay Ondördüncü Dairesinde görev yapmasının örgütsel saiklerle olduğuna ve orada görev yapan kişilerin örgüt üyesi olduğu konusunda bilgi sahibi olduğuna ve onlarla birlikte hareket ederek örgütsel faaliyette bulunduğuna, referansları arasında örgüt üyesi olduğunu düşündüğü kişilerin isimlerini örgütsel nedenlerle bilinçli bir şekilde açıklamadığına ilişkin herhangi bir delil de bulunmadığının görüldüğü; öte yandan, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının özlük dosyası ve UYAP sisteminde yer alan kayıtların birlikte incelenmesinden; 1981 yılında Kırşehir ilinde doğmuş olan davacının aynı yer nüfusuna kayıtlı olduğu, 10/08/2007 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesinde İdari Yargı Hâkim Adayı olarak göreve başladığı ve sırasıyla 16/11/2009-31/08/2011 döneminde Antalya İdare Mahkemesi Üyesi, 31/08/2011-16/07/2016 döneminde ise (Kapatılan) Danıştay Ondördüncü Daire Başkanlığında Tetkik Hâkimi olarak görev yaptığı, ayrıca 20/06/1987 doğum tarihli %99 oranında engelli bakıma muhtaç bir kız kardeşinin bulunduğu tespit edildiği, bu kapsamda, davacının, ailesinin ve kardeşinin Ankara'da ikamet ettiğine, bakıma muhtaç bir kardeşinin bulunduğuna, imar mevzuatı ile ilgili uyuşmazlıkların yoğun olduğu Antalya İdare Mahkemesi üyeliğinin, yine imar mevzuatı ile ilgili bir kısım uyuşmazlıklara bakmakla görevli Danıştay Ondördüncü Dairesinde çalışmak istemesine gerekçe teşkil edebileceğine yönelik açıklamalarının söz konusu tespitlerle tutarlı ve uyumlu olduğunun görüldüğü; ayrıca, 1997-1998 yıllarında üniversiteye hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye yalnızca iyi eğitim almak amacıyla gittiğini ve bu durum dışında söz konusu örgütle herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını beyan eden davacının bu beyanlarının, bir başka ifadeyle anılan tarihlerde davacının eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksini ortaya koyabilecek somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden, davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
HTS Raporu yönünden, ... Cumhuriyet Başsavcılığının davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürüttüğü soruşturma sonucunda verdiği ... tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararındaki değerlendirmede yer alan, "...şüphelinin (davacının) kullandığı telefon ile haklarında FETÖ kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişilerle görüşmesinin bulunduğunun belirtildiği ancak bu kişilerin genellikle o dönem görevde olan yargı mensubu olduğu ve örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair de bir tespite yer verilmediği..." yönündeki tespit de dikkate alındığında, davacı hakkındaki HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen söz konusu raporda yer alan tespitler davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında yürütülmekte olan disiplin soruşturması bulunduğu belirtilmiş ise de, bu soruşturma kapsamında elde edilen davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Diğer hususlar yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca Dairelerinin E:2017/4559 sayısına kayıtlı dava dosyasında ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca 07/12/2020 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi hâlinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle, Dava konusu kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin katı bir bakış açısıyla yapılamayacağı; meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; gizli tanık ...'nin ifadesinde, Danıştay Ondördüncü Dairesinde FETÖ kadrolaşması bulunduğu, kıdemli tetkik hakimi M.Ç. ve FETÖ ile güçlü ilişkisi olan diğer hâkimlerin davacıyı markaj altında tuttukları, davacının FETÖ mensubu hâkimlerle ortak hareket etmesinin ve 2014 HSK üyelik seçimlerinde FETÖ etkisi altında kalmasının söz konusu olabileceğinin vurgulandığı, her ne kadar gizli tanığın, davacının FETÖ üyesi olmadığı veya FETÖ ile doğrudan bir bağının bulunmadığına dair kanaatinin üyelik ile ilgili olduğu, Kurullarının kararının "iltisak ve irtibat" ilişkisine dayandığından bu kanaatin dava konusu işlemi etkilemediği; M.Ç.'nin Danıştay Ondördüncü Dairesinde FETÖ adına etkin bir kişi olduğu ve Daireye tetkik hakimi alınması/alınmaması sürecinde etkisinin olduğu dikkate alındığında, davacının Dairenin kuruluşu aşamasında bu Daireye tetkik hakimi olarak görevlendirilmesinin değerlendirmesi gerektiği; davacının yeniden inceleme başvuru dilekçesinde FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olmadığı iddiasına dair açıklamaları incelendiğinde, çok sayıda çelişki ve aleyhine ikrar olarak kabul edilebilecek anlatımının olduğu; davacının, üniversite sınavına hazırlanırken gittiği dershanenin FETÖ ile bağlantısını bilmediğini savunduğu, ancak aynı zamanda babasının bu konuda kendisini uyardığını ve kendisinin de "toplantılarına gitmeyeceğini, sadece eğitim alacağını" belirttiğini ifade etttiği, bu beyanın, davacının o dönemde FETÖ'nün örgütsel faaliyetlerinden haberdar olduğunu gösterdiği; davacının, 2014 HSK seçimlerinde FETÖ ile iltisaklı veya irtibatlı kişilerin kendisine yönelik bir seçim çalışması yapmadığını belirttiği, ancak diğer beyanlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bunun örgütle bağlantılı olduğu için seçim çalışması yapılmasına gerek duyulmadığı şeklinde yorumlanabileceği; 2014 HSK seçimleri sırasında "Danıştay Ondördüncü Dairesinin tamamen FETÖ'cülerden oluştuğu" yönünde bir dedikodu duyduğunu ve bunu seçim çalışması yapan bir adaya sorduğunu beyan ettiği, ancak, bu dedikodunun kaynağını araştırmaması ve bunu seçim çalışması yapıldığı sırada kullanması, örgütsel yapıya karşı bir hassasiyet gösterdiğini, ancak bu hassasiyeti kendi iltisakı veya irtibatı yönünden yeterince sorgulamadığını gösterdiği; davacının, Danıştay’a tayin olma sürecinde HSK üyeleriyle görüşmediğini ve tercihinin imar dosyalarındaki deneyiminden kaynaklandığını belirttiği, ancak, davacının bu süreçte uzmanlaşma için yeterli süreyi geçirmediği ve imar davalarının ağırlıklı olarak başka bir Dairede görüldüğü dikkate alındığında, bu beyanın tutarlılığının bulunmadığı; davacının, hâkimlik sınavında referans gösterdiği kişilerin FETÖ/PDY ile bağlantılı olabileceği ihtimalini bilmediğini ifade ettiği, ancak bu kişilerin kim olduğunu açıklamaktan kaçındığı, ayrıca, sosyal çevresindeki insanların FETÖ ile bağlantılı olup olmadığını bilemeyeceğini belirttiği, ancak daha önce örgütsel toplantılardan haberdar olduğuna dair beyanlarının bu iddiasını zayıflattığı; davacının FETÖ ile iltisakı veya irtibatı olmadığı yönündeki beyanlarının, diğer ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde inandırıcılıktan uzak olduğu; FETÖ ile iltisaklı bir dershaneye gitmiş olmasının, kendi ifadesiyle "eğitim amacıyla gittiği" beyanına dayandırılarak değerlendirildiği, ancak bu beyanın samimi olmadığı; dosyanın idari yargılama usulüne göre incelenmesi gerekirken, adli yargılama usulüne göre değerlendirildiği, bu bağlamda, davacı lehine beyanda bulunan bir meslektaşın ifadesinin Kurullarına sunulmasına rağmen, davalı tarafın herhangi bir beyanda bulunmamasının temyize konu kararda yer bulduğu; davacının HTS kayıtlarının taraflarınca dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle dikkate alınmamasının, re'sen araştırma ilkesine ters düştüğü; davacının yoksun kaldığı mali haklarının faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 7075 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi gereği maddi/manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu parasal hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 05/06/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevapların dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b)Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle Hâkimler ve Savcılar Kuruluna karşı açılan davada; Danıştay Beşinci Dairesince dava konusu işlemin iptali, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi yolunda verilen 15/11/2021 tarih ve E:2017/4559, K:2021/3673 sayılı kararının, Kurulumuzun 25/09/2024 tarih ve E:2022/1660, K:2024/1775 sayılı kararı ile davacı lehine hükmedilen özlük ve parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmı düzeltilmek suretiyle onanarak kesinleştiği görülmekte olup, bu kapsamda davalı idarece davacıya yapılacak ödemenin mükerrerliğe yol açmayacak şekilde yapılması gerektiği; ayrıca, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir. Daire kararının davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince; Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir.
Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır.
Yerleşik yargısal içtihatlara göre, hukuka aykırılığı saptanan idari işleme dayalı olarak hükmedilecek maddi ve manevi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, genel olarak idarenin temerrüde düştüğü tarih de olan işlem tarihi olduğu kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından dava dilekçesinde yasal faizin başlangıç tarihinin belirtilmemesi hâlinde, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde yoksun kaldığı parasal haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 31/10/2016 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında meslekten çıkarıldığı tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, temyize konu Daire kararının "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6) Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafındaki "bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesi ve hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "Davacının bu karar nedeniyle meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemin iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 15/11/2021 tarih ve E:2018/3379, K:2021/3672 sayılı kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden ONANMASINA,
3.Anılan Daire kararının "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6) Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafındaki "bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesi ve hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "Davacının bu karar nedeniyle meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek ONANMASINA,
4.Kesin olarak, 25/09/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.