40. Hukuk Dairesi
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 28/4/2014 tarihinde, davalı ... AŞ'nin ZMSS teminatı altındaki, sürücü ...'nin idaresindeki ... plakalı otomobilin karıştığı tek taraflı kazada otomobilde yolcu olarak bulunan davacı ...'in sürekli sakat kalacak şekilde yaralandığını, davacının henüz sürekli sakatlık oranı belirlenmeden Adana 2. ATM'nin 2014/457E sayılı dosyası ile davalı ... AŞ aleyhine tazminat davası açtığını, sigorta şirketi tarafından tedavi evraklarının incelenmesi sonrasında 30.213,89 TL ödenmesi üzerine davacı tarafından ibraname imzalandığı ve davanın konusuz kalması nedeniyle sonuçlandığını, ancak sürekli sakatlık oranı ve gerçek tazminat tutarı henüz belirlenmemiş olduğu için doğmamış haktan feragat edilmesinin mümkün olmadığını, daha sonra Çukurova Tıp Fakültesi tarafından sürekli sakatlık oranının %16,20 olarak belirlendiğini beyan ederek fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla, davacının %16,20 sürekli sakatlık oranına denk tazminattan halihazırda ödenmiş 30.213,89 TL kısmının mahsubundan sonra kalan tazminat tutarının şimdilik 500 TL kısmının kaza tarihi 28/4/2014 itibariyle avans faizi ile tahsilini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulüne, 8.436,06 TL geçici iş göremezlik, 120.146,56 TL sürekli iş görmezlik olmak üzere toplam 128.582,62 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 11/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının dava konusu taleplere ilişkin müvekkili şirkete yapılmış başvurusunun bulunmadığını, yargılama sırasında tarafların kusur durumlarının tespiti bakımından herhangi bir rapor alınmadığını, hatır taşıması indiriminin müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, bakıcı gideri ve geçici iş göremezlik giderine ilişkin teminatlardan sorumluluğunun bulunmadığını, davacı tarafından Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/457 Esas sayılı dosyada müvekkil şirkete karşı ilgili kaza sebebiyle uğranılan zararın giderilmesi yönünden tazminat davası açtığını, müvekkili şirket ile davacı arasında anlaşma sağlanarak davacı tarafça da müvekkil şirket açısından davadan feragat edildiğini, sulh çerçevesinde davacı tarafa 13/01/2015 tarihinde toplamda 30.213,89 TL ödeme yapılarak davacıların zararı karşılandığını, ibraname yapıldığını ve yerel mahkemece "karar verilmesine yer olmadığı" şeklinde hüküm kurulduğunu, hükmün kesinleştiğini ve kesin hüküm niteliğinde olduğunu, kesin hüküm itirazımızın değerlendirilmesini, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemenin bilirkişinin hesapladığı toplam hesaplanan tazminattan direkt olarak düşülerek bakiye tazminat hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, rapor tarihi ile müvekkili tarafından yapılan ödeme tarihi arasında 7 senelik bir sürenin olduğunu, davacılar bu süre arasında işlemiş faiz kadar daha kazanım elde ettiğini, bilirkişi tarafından bu husus gözetilmeden yanlış hesaplama yapıldığını, hesap raporunda yer alan gelir tespitinin hatalı olduğunu, bilirkişi tarafından ek raporlara ilişkin hesap yapılırken, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkili şirket için temerrüt tarihinin dava tarihi olarak esas alınması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak tehiri icra taleplerinin kabul edilmesini talep etmiştir.HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:Dava, trafik kazası sebebiyle maddi tazminat talebine ilişkindir.Müteselsil borçlulardan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur (TBK md.162/1). Borç tamamen ifa edilinceye kadar alacaklıya karşı bütün borçluların sorumluluğu devam eder (TBK md.163/2). Alacaklı, borçluların birinden, bir kısmından veya hepsinden alacağını talep etme ve dava açma hakkına sahiptir (TBK163/1). Borçlulardan birinin yaptığı ödeme kadar, müteselsil sorumluların alacaklıya karşı sorumlu oldukları toplam miktar eksilmiş olur (TBK md.166/1). Borcun tamamı borçlulardan biri tarafından ödenirse, diğer borçlular da alacaklıya karşı borçtan kurtulur.Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra anlaşması, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun borca katılma payı oranında borçtan kurtarır (TBK 166/3). Müteselsil borçlu, alacaklıyı tatmin ettiği oranda diğer müteselsil borçlulara karşı alacaklının halefi olur (BK 168/1) ve alacaklının hakları ona geçer. Borçlu yalnızca kendi payına düşen kısmı ödemişse, diğer müteselsil borçluya rücu edemez (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 28/11/2019 tarih, 2019/3589 E. ve 2019/11257 K. sayılı kararı).Somut olayda Adana 2. ATM 2014/457 E. 2015/777 K. sayılı dosyasında dava açıldıktan sonra, davalı ... şirketi ile davacı vekili arasında tamamen ve gayri kabili rücu kaydıyla ibraname düzenlendiği, ibraname içeriğinde ödenmesi kararlaştırılan tazminat tutarının ödendiği, buna ilişkin banka dekontu sunulduğu, sunulan ibranamenin görülmekte olan dava konusuna ilişkin olup soyut bir ibra niteliğinde olmadığı, borcu tamamen ortadan kaldırdığı anlaşılmaktadır. Mahkemesince de yapılan değerlendirmede, söz konusu ibranın makbuz hükmünde sayılamayacağı, açıkça tamamen borcu sona erdiren gayri kabili ibraname olduğu ve belirlenen bedelin ödendiği, kısmi ödeme olarak kabul edilemeyeceği, yargılama sırasında taraf vekillerinin anlaşması ile borcun tüm müteselsil sorumlular için tamamen sona erdiği ve davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.Davacı vekili iş bu dava da ise, davacının sürekli sakatlık oranı ve gerçek tazminat tutarı henüz belirlenmemiş olduğu için doğmamış haktan feragat edilmesinin mümkün olmadığını, Çukurova Tıp Fakültesi tarafından sürekli sakatlık oranının %16,2 olarak belirlendiğini beyan ederek maddi tazminat talep etmiştir.Dosya kapsamından; 28/04/2014 tarihinde, davalıya ZMSS poliçeli aracın kaza yapması neticesinde, yolcu davacının yaralandığı; işbu dava öncesinde Adana 2. ATM 2014/457 (E) - 2015/777 (K) Sayılı yargılamsı sırasında taraflar arasında ibraname düzenlenerek imzalandığı ve bu anlaşma gereğince davacıya, tüm maddi taleplerine karşılık olmak üzere toplamda 30.213 TL tazminat ödendiği; HMK'nin 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası kapsamında, 11/01/2018 tarihinde açılan işbu davada, yapılan ödemenin yetersiz görülerek bakiye, geçici-sürekli iş göremezlik tazminatı adı altında maddi tazminat talep edildiği anlaşılmıştır.Sulhun etkisi başlıklı HMK'nin 315/1 maddesinde; "Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur."Dosya içeriğine göre, eldeki dava konusu ile aynı olan Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/457 (E) sayılı dosyasında davacı vekili 07/05/2015 tarihli dilekçesiyle, davalı ... şirketi ile sulh olunduğunu beyan edip esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesini talep etmiş, dilekçesi ekinde "Makbuz İbraname" başlıklı belgeyi sunmuş, mahkemece aynı yönde karar verilmiş, kararın 02/03/2016 günü kesinleştiği anlaşılmıştır.Dava konusu uyuşmazlığın daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdest olmaması) ve daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartıdır (HMK m.114/1-ı-i) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir (6100 sayılı HMK m.115/2).HMK'nin 303/1. maddesine göre, bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin aynı olması gerekir.Yukarıdaki açıklamalar ve yasal düzenleme bir bütün olarak değerlendirildiğinde; eldeki dava konusu ile aynı olan Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/457 (E) sayılı dosyasında aynı taraflar arasında dava görülüp sonuçlanmış ve kesinleşmiş olduğuna göre davanın kesin hüküm dava şartı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.Bunun dışında, somut olayda dava dilekçesinde; "... dava sırasında maluliyetinin kapsamı tam olarak tespit edilmeden ibraname ve feragatname verilmiş olması ve sonrasında müvekkilimin tedavisinin devam etmiş olması ve maluliyetinin artması hususları göz önüne alındığında..." şeklindeki ifadeyle maluliyette gelişen durum iddiasında bulunulmuş ise de bu iddiayı destekleyen somut ispat vasıtaları bulunmaması bir yana, dava dilekçesine ekli Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp ABD tarafından düzenlenen raporda davacının sürekli sakatlık oranının %16,2 olduğunun ileri sürülmesi, Mahkemece alınan ATK'nin 04/06/2020 tarihli raporunda ise %8,1 olduğunun anlaşılması karşısında "gelişen durum"dan söz edilmesi olanağı da bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusundaki itirazlar yerinde görülmüş ve davanın reddine karar verilmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın