Aramaya Dön

Danıştay 6. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2018/5259
Karar No
K. 2024/7589
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Vergi Hukuku

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2018/5259 E.  ,  2024/7589 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

ALTINCI DAİRE

Esas No: 2018/5259
Karar No: 2024/7589
DAVACI: ...
VEKİLİ: Av. ...
DAVALI: ... Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ: Av. ...

DAVANIN KONUSU :06/06/2018 tarihli, 30443 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin beş numaralı alt bendinde yer alan "lüks binalar" ve "hastane" sözcüklerinin ve aynı maddenin 2. fıkrasının (a) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...geçici olarak..." ibaresi ile 3. ve 8. fıkralarının, 7. maddesinin 4. fıkrasının, 8. maddesinin 2. fıkrasının, 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin ve 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğin 8. maddenin 2. fıkrasındaki, yatırılan bedelin geri alınmayacağı ibaresinin idari bir yaptırım olduğu ve tebliğ ile düzenlenmesinin mümkün olmadığı, 4. maddenin 1. fıkrasının 5. bendinde yer alan "...31.12.2017..." tarihinin eşitliğe aykırı olduğu, zira bu tarihten sonra yapımına başlanan, kanun ve tebliğe kadar yapılan yapılar için belge verilmemesinin eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacağı, 5. maddenin 1. fıkrasının b bendinin 5 numaralı cümlesindeki "lüks binalardan" ibaresinden kastedilenin ne olduğunun anlaşılamadığı, hastaneler ile lüks binaların bir tutulmasının da sosyal devlet anlayışı ile bağdaşmadığı, 5. maddenin 2. fıkrasının a bendinde belirsizliklerin bulunduğu, yapı ruhsatı bulunduğu halde yapı kullanma izni belgesi bulunmayan yapılardan bahsedilmediği, bedele eşit olarak katılım zorunluluğunun adaletsizlik olduğu, zira her bağımsız bölümün ekonomik değerinin farklı olduğu, 6. maddenin 2. fıkrasında yer alan “geçici olarak” ibaresinin mevzuata aykırı olduğu, verilen yapı kayıt belgesinin sağladığı imkanların daimi olması gerektiği, 6. maddenin 3. fıkrasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, yakın zamanda yapısı yıkılan veya ceza ödeyen vatandaşlar açısından adaletsizlik oluştuğu, yine 3194 sayılı Kanunun 42. maddesi uyarınca para cezalarının denetim şirketine veya yapı sahibine uygulandığı halde, Tebliğ ile getirilen düzenlemelerde yapı denetim şirketlerinin durumunun düzenlenmediği, 6. maddenin 8. fıkrasının mevzuata aykırı olduğu, zira yapı kullanma izin belgesi alınmadan işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenemeyeceği, 7. maddesinin 1 numaralı bendinde taksitlendirme imkanı tanınırken 4 numaralı bendinde tanınmamasının eşitliğe aykırı olduğu, 9. maddenin 1. fıkrasının son cümlesinde sorumluluğun maliklere bırakılmasının hukuka aykırı olduğu, zira doğacak zarardan idarelerin sorumlu olması gerektiği, 10. maddenin 2. fıkrasında yer alan “yanlış beyanda” ibaresinin Türk Ceza Kanununa aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI :Davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı, Anayasanın 56., 65., 166. maddeleri uyarınca kamu yararı gözetilerek uyuşmazlık konusu tebliğin kabul edildiği, düzenlemenin bir imar affı niteliğinde olmadığı, afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız ve/veya ruhsat eklerine aykırı yapıların tespiti amacıyla kayıt altına alınmasınınn amaçlandığı, yapı kayıt belgesinin yapının yeniden yapılması veya alanda kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olacağı dolayısı ile de bir kazanılmış hak iddia edilemeyeceği, dava konusu edilen ibarelerin dayanak geçici 16. maddeye uygun olduğu, Tebliğin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ifadesi ise, 20.09.2018 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan değişiklik ile madde metninden çıkarıldığı, son olarak tebliğ kapsamında yaklaşık 54.000 başvurunun yapıldığı da dikkate alınarak davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Tebliğ hükümleri ile davacı arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunduğunun ortaya konulamadığı görüldüğünden davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, 06/06/2018 günlü, 30443 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğ'in 4. maddesinin birinci fıkrasının 1. cümlesinin, 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin beş numaralı alt bendinde yer alan "lüks binalar" ve "hastane" sözcüklerinin ve aynı maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinin, 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...geçici olarak..." ibaresi ile üçüncü ve sekizinci fıkralarının, 7. maddesinin dördüncü fıkrasının, 8. maddesinin ikinci fıkrasının, 9. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin ve 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1/a fıkrasında iptal davaları, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.

İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkı doğar ve bu durum idarenin işleyişini olumsuz etkiler. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan "dava açma ehliyeti" iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir.

Uyuşmazlıkta davacı tarafından Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğ'in çeşitli maddelerinin ve bazı ibarelerinin iptali istenilmişse de; dava dilekçesinde tebliğin davacının menfaatini ne şekilde etkilediğinin ortaya konulmadığı gibi tebliğe dayalı olarak tesis edilmiş olan bireysel bir işlem üzerine dava açıldığı yolunda da herhangi bir bilgi bulunmadığından, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Danıştay Altıncı Dairesince davacının dava açma ehliyeti bulunduğuna karar verilmesi durumunda işin esasına gelince;

Dava konusu tebliğin dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesi ile afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapıların, ilgililerin başvurusu üzerine kayıt altına alınacağı, başvuruda tahsil edilecek bedellerin dönüşüm projelerinde kullanılacağı, bu kapsamda yapı kayıt belgesi alan yapılara ilişkin alınmış yıkım kararları ile tahsil edilmeyen idari para cezalarının iptal edileceği, yapı kayıt belgesinin, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olduğu, yapının depreme dayanıklılığı hususunun malikin sorumluluğunda olduğu hükme bağlanmış olup, düzenleme ile imar mevzuatına aykırı olarak yapılmış olan yapıların yıkılıp yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar olsa da mevcut haliyle kullanılmasına olanak tanındığı, diğer taraftan yapıların yıkılıp yeniden yapılmasına ilişkin sürenin öngörülmesinin mümkün olmadığı ve yapıların Hazineye veya belediyelere ait taşınmazlar üzerinde yapılması halinde, taşınmazların ilgilisine satılacağı gözönünde bulundurulduğunda, düzenlemelerin imar affı niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 24/09/2020 günlü, E:2019/21, K:2020/51 sayılı kararıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen "... ve 2960 sayılı Kanun..." ibaresine ve bu maddeye bağlı olarak değiştirilen 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesine ait kroki ile sınır koordinat listesinin Anayasa'nın 56. ve 63. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine karar verilmiştir. Maddenin diğer fıkraları yönünden;

İmar hukukuna ilişkin temel kuralların yer aldığı 3194 sayılı İmar Kanununda yapı tanımı yapılmış, yapıların imar planı, yönetmelikler, ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılabileceği, kanun kapsamına giren yapılar için, kanunda belirtilen istisnalar dışında yapı ruhsatı alınmasının zorunlu olduğu, tamamen veya kısmen bir yapının kullanılabilmesi için yapı kullanma izni alınması gerektiği, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapıların mühürlenerek derhal durdurulacağı ve aykırılıkların giderilmemesi halinde de yapının ruhsatının iptal edilerek yıktırılacağı düzenlenmiştir.

Anayasanın 43. maddesinde "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir." hükmü yer almıştır.

Kıyıların özel mülkiyet konusu olamayacağı, kıyılar ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi esasına ilişkin anılan hükme uygun olarak 3621 sayılı Kıyı kanununda kıyılarda yapılaşma yasaklanmış, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilerde yapı ve yapılaşmaya ilişkin sınırlamalar öngörülmüştür.

Anayasa'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde de herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların görevi olduğu belirtilmiştir. Bu madde hükmüne göre çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemeye yönelik gerekli her türlü tedbiri almak ve bu konuda düzenlemeleri yapmak devletin temel ödevlerindendir.

Anayasa'nın bu hükümleri uyarınca idarelerin, kişilerin kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmasında öncelikle kamu yararını gözönünde bulundurması, doğal çevreyi oluşturan bu alanlarda kamu yararı amacıyla faaliyetleri nedeniyle kıyıda yapılması zorunlu olan yapı ve tesislerle sınırlı olarak yapılaşmaya olanak tanıyan düzenlemeler yapması gerekmektedir.

Anayasa'nın "Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması" başlıklı 45. maddesinde; Devletin, tarım arazileri ile çayır ve mer'aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek ödevi olduğu; "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" başlıklı 63. maddesinde; "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir. " hükümlerine yer verilmiştir.

Anayasa'nın "Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi" başlıklı 169. maddesinde de, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı; bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı; ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesinin 10. fıkrasında üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapıların;

11.fıkrasında 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş "Tarihi Alanda" bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiş, bu alanlar dışında özel mevzuatı gereği yapılaşma yasağı yada kısıtlaması getirilen, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan alanlar madde metninde ve dava konusu tebliğde açıkça ve ayrıca düzenlenmediği gibi ilgili mevzuatına herhangi bir atıfta da bulunulmamıştır.

Bu durumda, düzenlemede sayılan alanlar dışında kalan ve Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle ve özel mevzuatı gereği korunması gereken ve bu kapsamda yapı yasağı veya kısıtlaması getirilmiş olan diğer alanlarda mevzuata aykırı olarak yapılmış olan ve korunması olanağı bulunmayan yapılara da yapı kayıt belgesi verilmesi suretiyle korunma ve kullanma olanağı getirilmesine yol açılabileceğinden, düzenlemede Anayasa'nın yukarıda yer verilen hükümlerine uyarlık görülmemiştir. Hukuk devleti ilkesi kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de, hukuki güvenliği sağlamasıdır.

Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 29/06/2018 günlü, 20482 sayılı yazısında özel kanunları gereğince satılması uygun görülmeyen taşınmazların madde kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, düzenleme gereğince yapı kayıt belgesi verilmesinin özel kanunlarda yer alan hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmediği düşünülebilirse de; Geçici 16. madde ile imar affı niteliğinde bir uygulama öngörülmüş olması nedeniyle, yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek olan yapılar ve alanlara ilişkin sınırların yasada açıkça düzenlenmesi gerektiğinden, madde hükmü ile bu yönde açık bir düzenleme yapılmaksızın uygulamanın tereddütlere ve yorumlara yol açabilecek şekilde idarenin takdirine bırakılmasında Anayasa'nın 2. maddesine uyarlık bulunmamaktdır.

Geçici 16. madde hükmünde, yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıfı ile grubu ve diğer hususların yalnızca yapı sahibinin beyanına göre yapı kayıt sistemine kaydedileceği, yapının depreme dayanıklılığı hususunun malikin sorumluluğunda olduğu belirtilmiştir.

Kişilerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının korunması devletin ödevleri arasında yer aldığından, bu hakkın yerine getirilmesi bakımından getirilen düzenlemelerle, idarelere denetim ve gözetim görevleri yüklenmiş olup, geçici 16. madde hükmünde yer alan düzenleme ise bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesine neden olacağından, Anayasa'nın 56. madde hükmüne aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesinin Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmediği takdirde iptali istenilen "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" konulu tebliğ hükümleri yönünden işin esasının incelenmesine gelince: Tebliğin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresinin 20/09/2018 günlü, 30541 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan değişiklikle fıkra metninden çıkarıldığı anlaşıldığından, anılan ibare yönünden davanın konusu kalmamıştır.

Tebliğin 6. maddesinin 8. fıkrası yönünden; tebliğin yapı kayıt belgesinin kullanım yerleri başlıklı 6. maddesinin 8. fıkrasında, yapı kayıt belgesi verilen yapılarda işyeri açma ve çalışma ruhsatının yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın verileceği öngörülmüştür. Tebliğin dayanağı olan İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesinde, yapı kayıt belgesi verilen yapılara işyeri açma ve çalışma ruhsatı verileceği yolunda bir hüküm bulunmaması nedeniyle, tebliğin anılan maddesinde dayanağı yasaya uyarlık bulunmamaktadır. Davalı idarece işyeri açma ve çalışma ruhsatı başvurularında yapı kullanma izin belgesi dışında ilgili mevzuatı gereğince aranan başka şartlar varsa bunların yerine getirilmesi gerektiği belirtilmişse de; konunun yasada açıkça düzenlenmesi gerektiği, kaldı ki tebliğde yapılar yönünden bir sınırlama getirilmediği, işyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin yönetmeliğe de herhangi bir atıfta bulunulmadığından, düzenleme ile ilgili mevzuatta öngörülen koşullar yerine getirilmeksizin işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesi sonucuna yol açılabileceğinden iddia yerinde görülmemiştir.

Dava konusu tebliğin yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, tebliğin dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yer alan düzenlemeye paralel olarak fıkra hükmünde sayılan alanlarda bulunan yapılar hakkında yapı kayıt belgesi düzenlenemeyeceği belirtilmiş, maddenin 2. fıkrasında ise, "(Değişik:RG-20/9/2018-30541) Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır, Yapı Kayıt Belgesi olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez ve belge düzenlenmesi safhasında yalan beyanda bulunan müracaat sahibi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 206 ncı maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulur." hükmü yer almıştır.

Davacı tarafından 2. fıkranın, Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır, Yapı Kayıt Belgesi olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez ibarelerinin iptali istenilmektedir.

Anayasa'nın 124. maddesi uyarınca, yönetmeliklerin, Anayasa, kanun, tüzük ve hukukun genel ilkelerine aykırı hükümler içermemesi gerekmektedir. Bu hükümden hareketle, normlar hiyerarşisi ilkesi gereğince alt düzenleyici işlem niteliğindeki tebliğlerin de kendisinden daha üst konumda bulunan ve/veya dayanağını oluşturan bir norma aykırı nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.

İmar Kanununun Geçici 16. maddesi ile aktif deprem kuşağında yer alan Ülkemizde maddede belirtilen alanlarda 31/12/2017 tarihinden önce mevzuata aykırı şekilde inşa edilen yapıların tespit edilerek afet risklerine hazırlık yapılması amaçlanmış ve bu kapsamda yapı sahibinin beyanı esas alınarak yapıların kayıt altına alınması yöntemi benimsenmiş, tahsil edilecek bedellerin şehirlerin dönüşümünde ve inşasında kullanılacağı hükme bağlanmış, yapı kayıt belgesi ile yapının yeniden yapılması veya kentsel dönüşüm uygulamasına karar verilene kadar ilgililere bazı haklar tanınmıştır.

Anılan düzenlemede hangi yapılara yapı kayıt belgesi verilemeyeceği sayıldığından, ilgilinin hatalı beyanı veya gerçeğe aykırı bilgi ve belgeye dayanılarak madde hükümlerinden yararlanamayacağı belirtilen alanlarda kalan yapılar için yapı kayıt belgelerinin düzenlendiğinin tespit edilmesi halinde idarece, yasa hükmüne aykırı olarak düzenlenmiş olan yapı kayıt belgesinin iptal edilebileceği tabii olup, dava konusu tebliğin 8. maddesinin iptali istenilen 2. fıkrasında yer alan, "Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır" ifadesinde 3194 sayılı Yasanın Geçici 16. maddesine ve hukuka aykırılık görülmemiştir. Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresine gelince; düzenleme yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar için belge verildiğinin saptanması halinde uygulanması öngörülen idari bir yaptırım niteliği taşımaktadır.

Anayasa'nın 38. madde hükmünde yer alan suç ve cezalarda kanunilik ilkesi ceza hukukunda olduğu gibi idari yaptırımlarda da uygulanması gereken bir ilkedir. Buna göre idari yaptırımların yasal düzenleme ile açıkça gösterilmesi veya kapsam ve koşullarının yasa ile belirlenerek, ayrıntılı düzenlemenin genel düzenleyici işlemlere bırakılması gerekmektedir.

Dava konusu tebliğin dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesi verilmesi koşulları ve hangi yapılara yapı kayıt belgesi verilemeyeceği düzenlenmiş olmakla birlikte, yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi durumunda ödenmiş olan bedelin iade edilip edilmeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.

Yapı kayıt belgesinin ilgilinin beyanı üzerine düzenlendiği göz önünde bulundurulduğunda, yapı kayıt belgesi alamayacak yapılar için yasaya aykırı olarak belge düzenlendiğinin tespit edilmesi halinde ilgilinin gerçeğe aykırı beyanı nedeniyle yaptırım uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı düşünülebilirse de; İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesinin iptali halinde bedelinin iade edilmeyeceğine ilişkin bir düzenleme yer almadığından, dava konusu tebliğ hükmünde yasaya uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Tebliğin iptali istenilen diğer hükümlerinde dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16. maddesine ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16. maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, bunun kabul edilmemesi halinde ise, dava konusu tebliğin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresinin konusunun kalmaması nedeniyle davanın bu bölümü hakkında karar verilmesine yer olmadığında, tebliğin 6. maddesinin 8. fıkrasının ve 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan " Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresinin iptaline, iptali istenilen diğer hükümlere yönelik olarak ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY: 06/06/2018 tarihli, 30443 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin beş numaralı alt bendinde yer alan "lüks binalar" ve "hastane" sözcüklerinin ve aynı maddenin 2. fıkrasının (a) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...geçici olarak..." ibaresi ile 3. ve 8. fıkralarının, 7. maddesinin 4. fıkrasının, 8. maddesinin 2. fıkrasının, 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin ve 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresinin iptali istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7143 sayılı "Vergi ve Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 16. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanununa eklenen Geçici 16. maddesinin, dava konusu Tebliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan hükmünde; "Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebilir. Başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususlar Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedilir.

Yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır. 6306 sayılı Kanun kapsamında kullanılmak üzere kaydedilen gelirler karşılığı Bakanlık bütçesine ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödenek, dönüşüm projeleri özel hesabına aktarılarak kullanılır. Kayıt bedeline ilişkin oranı iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar azaltmaya, yapının niteliğine ve bölgelere göre kademelendirmeye, ayrıca başvuru ve ödeme süresini bir yıla kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir. Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir.

Yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, Yapı Kayıt Belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir. Bu durumda, ikinci fıkrada belirtilen bedelin iki katı ödenir. Beşinci fıkra uyarınca kat mülkiyetine geçilmiş olması 6306 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, bu taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazlar Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. Bu durumda elde edilen gelirler bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca bu gelirler hakkında 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.

Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılır. Üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapılar bu madde hükümlerinden yararlandırılmaz. Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır.

Bu madde hükümleri, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş Tarihi Alanda uygulanmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir." hükmü yer almıştır. Anılan maddenin son fıkrası uyarınca düzenlenen ve 06/06/2018 tarih ve 30443 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesi müracaatı" başlıklı 4.maddesinin 1. fıkrasında; "Yapı Kayıt Belgesi 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için verilir. Yapı Kayıt Belgesi için müracaatın 31/10/2018 tarihine kadar yapılması ve Yapı Kayıt Belgesi bedelinin 31/12/2018 tarihine kadar ödenmesi gerekir. Başvuru ve ödeme süresini bir yıla kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir." kuralı, "Yapı kayıt belgesi bedeli ve ödenmesi" başlıklı 5.maddesinde; "Yapı Kayıt Belgesi bedeli, yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden, konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranındadır. Yapı Kayıt Belgesi bedeli belirlenirken; ...

b)Yapının yaklaşık maliyet bedeli belirlenirken birim maliyet bedeli;

1.Tarımsal amaçlı basit binalar için 200 TL/ m2

2.1-2 katlı binalar ve basit sanayi yapıları için 600 TL/m2

3.3-7 katlı binalar ve entegre sanayi yapıları için 1000 TL/m2

4.8 ve daha yüksek katlı binalar için 1600 TL/m2

5.Lüks binalar, villa, alışveriş kompleksi, hastane, otel ve benzeri yapılar 2000 TL/m2

6.Güneş Enerjisi Santralleri (GES) 100.000 TL/MW esas alınmak suretiyle hesap yapılır. ...

c)Yapı Kayıt Belgesi bedeli; yapının bulunduğu arsanın emlak vergi değeri ile binanın toplam yapı alanı dikkate alınarak hesaplanacak yapı yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden, yapının konut veya ticaret olarak tek kullanımlı veya karma kullanımlı olup olmadığı da gözetilerek ve karma kullanımlı yapılarda konut ve ticari olarak kullanılan alanların arsa oranları ayrı ayrı dikkate alınarak konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş katsayısı ile çarpılması suretiyle belirlenir. (2) Yapı malikleri;

a)Yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni bulunmayan yapılardaki aykırılıklarda, birinci fıkranın (c) bendi uyarınca yapının tamamı için hesaplanan Yapı Kayıt Belgesi bedeline, kendi bağımsız bölümünün kullanım durumuna göre eşit olarak katılmak zorundadır. Yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni bulunmayan yapılardaki aykırılıklarda, Yapı Kayıt Belgesi bedelinin tamamı ödenmeden Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmez. Yapı Kayıt Belgesi bedelinin tamamını ödeyen yapı maliki genel hükümler çerçevesinde diğer yapı maliklerinden kendi paylarına düşen miktarı talep etme hakkına sahiptir." düzenlemesi, "Yapı kayıt belgesinin kullanım yerleri" başlıklı 6. maddesinde; " (1)Yapı Kayıt Belgesi verilen yapıların malikleri, bu belgenin bir örneğini belediye ve mücavir alan sınırları içinde ilgili belediyesine, bu sınırlar dışında il özel idaresine vermek zorundadır. (2) Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir. (3) Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili 3194 sayılı Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir. ... (8) Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarda işyeri açma ve çalışma ruhsatı yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın verilir. "kuralı, "Hazineye ve belediyeye ait taşınmazlar üzerindeki yapılar" başlıklı 7. maddesinde; "...(4) Belediyelerin özel mülkiyetinde olan taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olan yapılara Yapı Kayıt Belgesi verilebilir. Böyle bir durumda, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan bunlara satılır." kuralı, "Yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar" başlıklı 8.maddesinde; ...(2) Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır, Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez..." kuralı, "Yapı kayıt belgesinin geçerlilik süresi" başlıklı 9. maddesinde; " (1) Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı ve yapının fen ve sanat norm ve standartlarına aykırılığı hususu yapı malikinin sorumluluğundadır." kuralı, "Denetim" başlıklı 10. maddesinde; (1) Yapı Kayıt Belgesi verilmesine ilişkin iş ve işlemler Bakanlık tarafından denetlenebilir. (2) Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmesi safhasında e-Devlet sistemi üzerinden veya kurum ve kuruluşlara yapılan müracaatta yalan ve yanlış beyanda bulunanlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” başlıklı 206 ncı maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulur..." düzenlemesi yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Dava konusu Tebliğin dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesi ile afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması (31/12/2018 tarih ve 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, başvuru süresi 15/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.), bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar, kayıt bedelinin ödenmesi halinde (31/12/2018 tarih ve 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, yapı kayıt bedeli ödeme süresi 30/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.) yapı kayıt belgesi verilebileceği, başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususların Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedileceği, başvuruda tahsil edilecek bedellerin dönüşüm projelerinde kullanılacağı, bu kapsamda yapı kayıt belgesi alan yapılara ilişkin alınmış yıkım kararları ile tahsil edilmeyen idari para cezalarının iptal edileceği, yapı kayıt belgesinin, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olduğu, yapı kayıt belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümlerinin uygulanacağı, yapı kayıt belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabileceği, yapı kayıt belgesi alınan yapıların hazineye veya belediyelere ait taşınmazlar üzerinde inşa edilmiş olmaları halinde yapı kayıt belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazların rayiç bedel üzerinden belediyelerce/Bakanlıkça doğrudan satılabileceği, üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapıların bu madde hükümlerinden yararlandırılmayacağı, Geçici 16. madde hükümlerinin, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş Tarihi Alanda uygulanmayacağı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Anılan maddenin son fıkrası uyarınca çıkarılan Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğ ile yapı kayıt belgesine ilişkin başvuru usulü, yapı kayıt belgesi bedelinin hesaplanma yöntemi ve ödeme yeri, yapı kayıt belgesinin kullanım yerleri, Hazineye ve belediyelere ait taşınmazlarda bulunan binalara yapı kayıt belgesi verilmesi halinde bu taşınmazların yapı kayıt belgesi sahiplerine satışına ilişkin koşullar, yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar, yapı kayıt belgesinin geçerlilik süresi ile yapı kayıt belgesinin denetimi düzenlenmiştir. Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının 1. cümlesinin incelenmesi: Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesi müracaatı" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için verilir." cümlesinin iptali talep edilmektedir.

Anayasanın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren Kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, Yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Anayasada düzenleyici işlem olarak sadece yönetmelikler belirtilmiş ise de idarenin düzenleme yetkisi bununla sınırlı olmayıp, tebliğler de; yasa, tüzük, yönetmelik ve benzeri hukuk kaynaklarının uygulanmasına ilişkin ayrıntıları ve uygulama şeklini gösteren düzenleyici işlemler olup, tebliğ ile getirilen kuralların da üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi zorunludur. 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinin 1. fıkrasında "Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebilir..." hükmü yer almakta olup, bu hüküm ile yapı kayıt belgesi verilebilmesi için yapının 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış olması şartı getirilmiştir. Anılan Kanun hükmüne uygun olarak ilgili Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında "Yapı Kayıt Belgesi 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için verilir." şeklinde yapılan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesi bedeli ve ödenmesi" başlıklı 5.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinin beş numaralı cümlesinde yer alan "Lüks binalar" ve "hastane" sözcüklerinin incelenmesi:

Davacı tarafından, yapı kayıt belgesi bedeli hesaplanırken "lüks binalar" ve "hastane" için aynı birim fiyat üzerinden hesaplama yapılmasının sosyal adalet anlayışı ile bağdaşmadığı, lüks bina ile ne kastedildiğinin anlaşılamadığı ileri sürülmektedir.

Davalı idare tarafından, ilgili Tebliğin 5. maddesinde yapının yaklaşık maliyet bedeli belirlenirken birim maliyet bedelinin hesaplanmasında yapıların genel olarak üç kategoriye ayrıldığı, yapı malzemesinin kalitesi ile yapının büyüklüğüne göre de "lüks binalar, villa, alışveriş kompleksi, hastane, otel ve benzeri yapılar" diye bir kategori oluşturulduğu, yapı kayıt belgesi başvuruları e-devlet sistemi üzerinde yapı maliklerinin beyanına göre yapılacağından yapı sınıflarının vatandaşlar tarafından anlaşılır olması amacıyla böyle bir düzenlemenin getirildiği belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinin 1. fıkrasında "Yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır." hükmü yer almakta olup, bu hükme dayalı olarak verilen yetki çerçevesinde davalı idare tarafından yapıların yaklaşık maliyet bedelinin hesaplanmasına yönelik birim maliyet bedellerinin düzenlendiği, birim maliyet bedellerinin yapıların niteliğine ve büyüklüğüne göre sınıflandırma yapılmak suretiyle basit ve küçük yapılardan başlayarak daha büyük ve nitelikli yapılar için artan oranda öngörüldüğü, yapının büyüklüğü ile yapı malzemesinin kalitesi ve diğer unsurları nedeniyle özel donanım ve tasarıma sahip lüks binalar ile hastanelerin aynı kategoride yer almasına ilişkin düzenlemede belirsizlik bulunmadığı gibi sosyal adalet ilkesine de aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesi bedeli ve ödenmesi" başlıklı 5. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin incelenmesi;

Dava dilekçesinde her ne kadar ilgili Tebliğin 5. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin iptalinin talep edildiği belirtilmiş ise de, davacının iddialarından esasen iptal istemine konu kısmın anılan bendin ilk ve son cümlesi olduğu anlaşıldığından anılan kısım yönünden uyuşmazlığın incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

İlgili Tebliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında "Yapı sahipleri; a) Yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni bulunmayan yapılardaki aykırılıklarda, birinci fıkranın (c) bendi uyarınca yapının tamamı için hesaplanan Yapı Kayıt Belgesi bedeline, kendi bağımsız bölümünün kullanım durumuna göre eşit olarak katılmak zorundadır. Yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni bulunmayan yapılardaki aykırılıklarda, Yapı Kayıt Belgesi bedelinin tamamı ödenmeden Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmez. Yapı Kayıt Belgesi bedelinin tamamını ödeyen yapı maliki genel hükümler çerçevesinde diğer yapı maliklerinden kendi paylarına düşen miktarı talep etme hakkına sahiptir." düzenlemesi yer almaktadır.

Davacı tarafından, ilk cümlede yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni bulunmayan yapılardan bahsedilmekle birlikte yapı ruhsatı bulunduğu halde tamamlanamayıp yapı kullanma izni bulunmayan yapılardan bahsedilmediği, eksik düzenleme içermesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu, yapı kayıt bedeline eşit olarak katılmanın adaletsizlik getireceği ileri sürülmüştür. Davalı idare tarafından, alınacak yapı kayıt belgesi bütün malikler bakımından Geçici 16. maddesinde sayılan tüm hakları sağlayacağından yapının tamamı için hesaplanan yapı kayıt bedeline her malikin kendi bağımsız bölümünün kullanım durumuna göre eşit olarak katılmak zorunda olduğu belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanununun "yapı kullanma izni" başlıklı 30. maddesinde, ruhsatlı yapıların tamamlanması halinde, müracaat üzerine ilgili idare tarafından yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti yapılarak, yapı kullanma izin belgesi düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla yapı kullanma izni ancak yapı ruhsatı bulunan yapılar için verilmektedir. Tebliğin söz konusu düzenlemesinde, yapı ruhsatı bulunmayan veya yapı kullanma izni bulunmayan yapılardan söz edildiği, yapı kullanma izni bulunmayan yapıların davacının iddia ettiği yapı ruhsatı bulunup yapı kullanma izni bulunmayan yapıları ifade ettiği açık olup bu nedenle davacının eksik düzenleme yapıldığı iddiasına itibar edilmemiştir.

Öte yandan ilgili Tebliğin dayanağı olan 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinde, mevzuata aykırı şekilde inşa edilen yapıların tespitinin hızlı şekilde yapılabilmesini teminen, ilgili kişilerin idarelere başvuruda bulunması yöntemi kabul edilerek, başvuru esnasında tahsil edilecek bedellerin 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında şehirlerin dönüşümünde ve inşasında kullanılacağı hükme bağlandığından, Tebliğ ile getirilen düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu; yine paylı mülkiyete konu olan taşınmazlar üzerinde inşa edilen mevzuata aykırı yapılar hakkında, paylı maliklerden biri (veya bir kısmı) tarafından Geçici 16. maddesi uyarınca başvuru yapılarak yapı kayıt belgesi bedelinin tamamının, paylı maliklerden biri (veya bir kısmı) tarafından ödenmesi durumunda, anılan Kanun hükmü uyarınca yapı kayıt belgesinin geçici süreliğine sağladığı haklardan tüm maliklerin yararlanması söz konusu olduğundan, bu kapsamda yatırılan yapı kayıt belgesi bedelinin tüm malikler tarafından payları oranında ödenmesini temin etmeye yönelik getirilen düzenlemenin, Kanun maddesinde verilen yetkiye dayalı olarak hazırlandığı ve bu kapsamda Kanunda belirlenen düzenlemelerin ayrıntılandırılması niteliğinde olduğu, dolayısıyla dava konusu Tebliğ kuralında mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava konusu Tebliğin 5. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin son cümlesinin iptali istemiyle bir başka davacı tarafından açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 01/03/2023 tarih ve E:2023/663, K:2023/2150 sayılı anılan düzenlemenin iptaline ilişkin karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/01/2024 tarih ve E:2023/1494, K:2024/81 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiğinden bu hükme yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.

Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesinin kullanım yerleri" başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...geçici olarak..." ibaresi ile aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili 3194 sayılı Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir." ve aynı maddenin 8. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarda işyeri açma ve çalışma ruhsatı yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın verilir." ibarelerinin incelenmesi;

Anayasanın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren Kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, Yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Anayasa'da düzenleyici işlem olarak sadece yönetmelikler belirtilmiş ise de idarenin düzenleme yetkisi bununla sınırlı olmayıp, tebliğler de; yasa, tüzük, yönetmelik ve benzeri hukuk kaynaklarının uygulanmasına ilişkin ayrıntıları ve uygulama şeklini gösteren düzenleyici işlemler olup, tebliğ ile getirilen kuralların da üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi zorunludur. 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinin 3. fıkrasında "Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir." 4. fıkrasında ise "Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir." hükmü yer almakta olup, Kanun hükmü ile getirilen bu kurallara, ilgili Tebliğin 2. ve 3. fıkralarında aynı şekilde yer verildiği görülmektedir.

Öte yandan; yapı kayıt belgesi ilgililere geçici süreliğine bazı haklar tanındığından, yapının yeniden yapılması veya kentsel dönüşüm uygulamasına karar verilmesi halinde, yapı kayıt belgesinin hükmü kalmayacak olup, bu hukuki sonuca bağlı olarak yapı kayıt belgesi bulunan yapılara ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanması olanağının "geçici olarak" tanınmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davacı tarafından aynı maddenin 8. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarda işyeri açma ve çalışma ruhsatı yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın verilir." cümlesine gelince; 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde, yapı kayıt belgesinin yapının kullanım amacına yönelik olduğu belirtilmiş, yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, yapı kayıt belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebileceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Bu itibarla, Tebliğin dayanak maddesine göre, yapı kayıt belgesi düzenlenen yapılar için, imar mevzuatı uyarınca yapı kullanma izin belgesi alınması zorunluluğuna istisna getirildiği, dolayısıyla yapı kayıt belgesi alınması ile yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesi zorunluluğu ortadan kalktığından iş yeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesi için yapı kullanma izin belgesi aranmaması ve yapı kayıt belgesinin yeterli sayılmasına ilişkin dava konusu Tebliğ kuralının dayanağı Kanun hükmünün yarattığı hukuki durumun bir sonucu olarak ortaya çıktığı ve Kanuna aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kaldı ki işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilebilmesi için, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve aranan koşulların sağlanması gerekliliğinin devam ettiği dikkate alındığında, bu bağlamda Tebliğin dava konusu edilen bu fıkrasında hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Nitekim, Danıştay Altıncı Dairesinin 12/02/2020 tarihli, E:2018/6401, K:2020/1454 sayılı kararı ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/09/2021 tarih, E:2020/1947, K:2021/1607 sayılı kararı da bu yöndedir.

Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Hazineye ve belediyeye ait taşınmazlar üzerindeki yapılar" başlıklı 7. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "Belediyelerin özel mülkiyetinde olan taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olan yapılara Yapı Kayıt Belgesi verilebilir. Böyle bir durumda, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan bunlara satılır." düzenlemesinin incelenmesi;

Davacı tarafından, ilgili Tebliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında Hazineye ait yerler ile ilgili satışlarda taksitlendirme imkanı getirildiği halde 4. fıkrada belediyelere ait yerler ile ilgili satışlarda taksitlendirme imkanı getirilmediği, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir. 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinin 8. fıkrasında "Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılır." hükmü yer almakta olup, Kanun hükmü ile getirilen bu kurala, ilgili Tebliğin 7. maddesinin 4. fıkrasında aynı şeklinde yer verildiği görülmektedir. 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinin 7. fıkrasında ise, (7394 sayılı Kanunun 13. maddesiyle değişik) "Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, bu taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin 31/12/2022 tarihine kadar yapacakları satın alma talepleri üzerine taşınmazlar Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. (Ek cümleler: 8/4/2022-7394/13 md.) Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en az yarısının ödenmesi hâlinde yüzde on indirim uygulanır. Taksitli satışlarda satış bedelinin en az yüzde onu peşin ödenir, kalan bedel ise beş yıla kadar taksitlendirilir. Taksit tutarlarına kanunî faiz oranının yarısı uygulanır. Elde edilen gelirlerin yüzde yirmibeşi Bakanlığın dönüşüm projeleri özel hesabına gelir olarak kaydedilir. Kalanı ise bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel bütçeye gelir kaydedilir..."hükmü yer almaktadır. İlgili Kanun hükmünde Hazineye ait taşınmazlar için getirilen taksitlendirme imkanı Belediyelere tanınmamıştır. Bu tebliğ ile getirilen kuralların da üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi zorunludur. Bu bakımdan itiraz konusu düzenlemede dayanağı Kanuna aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi;

Dava dilekçesinde her ne kadar Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali talep edilmekte ise de, davacının iddiaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde anılan fıkranın "Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır, Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" cümlesi olduğu anlaşıldığından anılan kısım yönünden uyuşmazlığın incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anayasanın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.

Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette ve bu normları aşar nitelikte hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir. 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinin 1. fıkrasında, afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması (31/12/2018 tarih ve 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, başvuru süresi 15/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.), bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar, kayıt bedelinin ödenmesi halinde (31/12/2018 tarih ve 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, yapı kayıt bedeli ödeme süresi 30/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.) yapı kayıt belgesi verilebileceği, 2. fıkrasında, yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılacağı kuralına yer verilmiştir. Anılan Kanunun Geçici 16. maddesinin 9. fıkrasında, üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapıların, anılan Kanun hükümlerinden yararlandırılmayacağı;

11.fıkrasında ise, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlar ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş tarihi alanda; anılan Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.

Anılan Tebliğin 8. maddesinin 1. fıkrasında; 3194 sayılı Kanunun Geçici 16/9 ve 16/11 maddelerinde belirlenen ve anılan Kanun hükmünden yararlanması açıkça yasaklanan yapı veya alanların, kanunda öngörülen düzenleme ile aynı doğrultuda sınırlandığı; Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında ise, 3194 sayılı Kanunun Geçici 16/1 maddesi uyarınca "yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, "yapı kayıt belgesinin iptal edileceği ve bu belgenin sağlamış olduğu hakların geri alınacağı" yolunda düzenleme yapıldığı; bu bağlamda, yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapıların kanunla belirlenmesi suretiyle bunun doğal sonucu olarak belge düzenlenmemesi gereken yapılar için düzenlendiğinin tespiti halinde iptali gerektiği, dolayısıyla bu hususun kanunda açıkça belirtilmiş olmasına gerek bulunmadığından, belgenin iptal edileceği ve sağlamış olduğu hakların geri alınacağına ilişkin Tebliğ kuralının dayanak Kanun maddesinde verilen yetkiye dayalı olarak hazırlanan ve bu kapsamda ilgili Kanunda yapılan düzenlemenin ayrıntılandırılması niteliğinde olduğu, kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisine dayalı olarak hazırlandığı; söz konusu kural ile getirilen düzenlemenin, normlar hiyerarşisine ve dayanağı Kanun maddesine uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dava konusu Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresine gelince;

Dava konusu Tebliğin dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesi verilmesi koşulları ve hangi yapılara yapı kayıt belgesi verilemeyeceği düzenlenmiş olmakla birlikte, yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi durumunda ödenmiş olan bedelin iade edilip edilmeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesinin iptali halinde bedelinin iade edilmeyeceğine ilişkin bir düzenleme yer almadığından, dava konusu Tebliğin iptali istenen bu kuralında, dayanağı kanun hükmüne dolayısıyla normlar hiyerarşisine uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesinin geçerlilik süresi" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin incelenmesi;

Anılan Tebliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde "Yapının depreme dayanıklılığı ve yapının fen ve sanat norm ve standartlara aykırılığı hususu yapı maliki sorumluluğundadır." düzenlemesi yer almakta olup bu düzenleme, 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinin 10. fıkrasının son cümlesine dayanılarak yapılmıştır. 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinin 10. fıkrası "Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır." hükmünü amir iken anılan fıkranın "Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır." şeklindeki son cümlesi, Anayasanın 17. ve 40. maddelerine aykırı görülerek Anayasa Mahkemesinin 23.07.2024 tarihli ve E:2023/74; K:2024/141 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve 03.12.2024 tarihli ve 32741 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu kararda; " Yapı kayıt belgesi, yapı sahibinin beyanı üzerine idare tarafından herhangi bir denetim yapılmadan düzenlendiğinden yapı kayıt belgesiyle kayıt altına alınan yapıların mevcut imar mevzuatına uygun olup olmadığına ilişkin bir tespit yapılmamaktadır. Diğer bir ifadeyle imar mevzuatına aykırı yapılara da yapı kayıt belgesinin verilmesi mümkündür. İdare yapı kayıt belgesi verdiği anda yapının depreme dayanıklı olup olmadığı yönünden denetim yapamamış olsa bile yaşam hakkının korunması ödevinin devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün bir gereği olduğu anlaşılan denetim sorumluluğunun bütünüyle ortadan kalktığı söylenemez. İdarenin bu yükümlülüğü, yapı kayıt belgesinin düzenlenmesinden sonraki dönemde de devam etmektedir. Anılan yükümlülüğün ihlali sebebiyle cana ve vücut bütünlüğüne yönelik olarak meydana gelen zararların karşılanması Anayasa’nın 17. maddesiyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinin bir gereğidir.

25.Kuralda ise imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının depreme dayanaklılığı hususunun malikin sorumluluğunda olduğu ifade edilerek ilgililerin, idarenin yapı denetimi görevini ifa etmemesinden doğan zararlarından devletin sorumlu olmayacağı hüküm altına alınmaktadır. Kural uyarınca, yapı kayıt belgesi olan yapılarda bulunanların yaşamının veya vücut bütünlüğünün olası bir depremden zarar görmesi durumunda bu zararlardan idare sorumlu tutulamayacaktır. Bu bağlamda söz konusu zararların tazmini talebiyle ilgililer tarafından idare aleyhine açılacak tam yargı davasında zararların giderilmesine yönelik lehe karar alma ihtimali de ortadan kalkacaktır.

26.Yapı kayıt belgesi verilen yapıların insan yaşamı yönünden tehlike arz edip etmediğinin ve depreme dayanıklı olup olmadığının denetlenmesi yükümlülüğünün idarece ifa edilmemesinden doğan sorumluluklardan idarenin kurtarılması, idarenin anayasal yükümlülüklerinin kanunla ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Oysa idarenin anayasal yükümlülüklerinin ve bu yükümlülüklerle bağlantılı mali sorumluluklarının kanunlarla ortadan kaldırılması mümkün değildir.

27.Tüm bu hususlar gözetildiğinde kuralla imar mevzuatına aykırı yapının depreme dayanıklılığının malikin sorumluluğunda olduğu belirtilerek idarenin gözetim ve denetim yükümlülüğünün devam ettiği bir konuda idare aleyhine tazminata hükmedilmesinin önlenmesinin Anayasa’nın 40. maddesiyle güvence altına alınan etkili başvuru hakkının gerekleriyle uyumlu olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu yönüyle kural, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkıyla bağdaşmamaktadır. "ifadeleri yer almıştır.

Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararıyla, anılan Tebliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin dayanağı olan 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinin 10. fıkrasının son cümlesi iptal edilmiş olduğundan buna dayalı olarak dava konusu Tebliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde yapılan düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dava konusu Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı Tebliğin "Yapı kayıt belgesinin geçerlilik süresi" başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresinin incelenmesi;

Dava konusu Tebliğin 10. maddesinin 2. fıkrasında "Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmesi safhasında e-Devlet sistemi üzerinden veya kurum ve kuruluşlara yapılan müracaatta yalan ve yanlış beyanda bulunanlar hakkında 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" başlıklı 206 ncı maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulur" düzenlemesi yer almakta iken anılan Tebliğde 20.09.20218 tarihli ve 30541 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile "ve yanlış beyanda" ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu durumda bu hükme yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.06/06/2018 tarihli, 30443 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi yönünden, 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin beş numaralı alt bendinde yer alan "lüks binalar" ve "hastane" sözcükleri yönünden ve aynı maddenin 2. fıkrasının (a) bendinin ilk cümlesi yönünden, 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...geçici olarak..." ibaresi ile 3. ve 8. fıkraları yönünden, 7. maddesinin 4. fıkrası yönünden, 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır" ibaresi yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliğiyle, 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresinin İPTALİNE oyçokluğuyla, 5. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin son cümlesi yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 9. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin İPTALİNE, 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "...ve yanlış beyanda..." ibaresi yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oybirliğiyle,

2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin yarısı tutarındaki ...-TL'lik kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, kalan ...-TL'nin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye, ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,

4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 11/12/2024 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava konusu "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresi yönünden;

Davacı tarafından; 06/06/2018 tarihli, 30443 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresinin açıkça ifade edilmemiş olsa da idari yaptırım niteliğinde olduğu, idari yaptırımların ise Tebliğ ile düzenlenmesinin usul ve hukuka açıkça aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Bu bağlamda; öncelikle yukarıda yer verilen Tebliğde yer alan ve yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi durumunda, yapı kayıt belgesi alınmasına yönelik başvuru sırasında yatırılmış olan bedelin iade edilmeyeceğine yönelik getirilen düzenlemenin, "idari yaptırım" niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İdari yaptırımlar; yasaların açıkça yetki verdiği ve yasaklamadığı durumlarda, araya yargı kararı girmeden, idarenin doğrudan doğruya, bir işlemi ile ve idare hukukuna özgü usullerle vermiş olduğu cezalar olarak tanımlanmaktadır. İdare, yaptırım türü bir işlemi söz konusu olduğunda genelde kolluk alanında bir faaliyet göstermekte ve buna bağlı olarak kolluk yetkilerini kullanmakta olup; söz konusu yetkiler, idarenin kendisinin doğrudan idari yaptırımlar kararlaştırıp uygulamasını öngördüğü gibi, bu olanaklardan yararlanamadığı durumlarda veya acele hâllerde ise re'sen icra/doğrudan yerine getirme gücünü de içeren geniş kapsamlı ve etkin bir bütünü oluşturmaktadır (ÖZAY, İl Han, İdari Yaptırımlar; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 1985, İstanbul, s.35, 122).

Anayasa Mahkemesi de idari yaptırımı, "Öğretide de kabul edildiği gibi, idarenin, bir yargı kararına gerek olmaksızın yasaların açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak İdare Hukukuna özgü yöntemlerle, doğrudan doğruya uyguladığı yaptırımlar” şeklinde tanımlamıştır (AYM Kararı, 13/05/2004 tarih ve E:2000/43, K:2004/60 sayılı karar).

İdari yaptırımların, "idari cezalar" ve "idari tedbirler" olarak sınıflandırılmasının mümkün olduğu; yükümlendirici idari işlemler ile idari yaptırımların ayırt edilebilmesinin ise, işlemin amacı dikkate alınarak değerlendirilebileceği, bu bağlamda, idari yaptırımların temel amacının cezalandırma ve caydırma olduğu, buna karşın idari yaptırım niteliğinde olmayan yükümlendirici idari işlemlerin ise, cezalandırma amacıyla değil, kamu hizmetinin daha düzgün ve gereği gibi sunulabilmesi amacıyla sınırlandığı; söz konusu kriterin "yükümlendirici idari işlemler"i, "idari cezalar"dan ayırt etmede yeterli olduğu, buna karşın, "idari tedbirler" ile "yükümlendirici idari işlemler" açısından aynı oranda başarılı olduğunun söylenemeyeceği; idari yaptırımların idari cezalar dışında kalan kısmı olarak da tanımlanan idari tedbirlerin, kamu hizmetlerinin ve diğer idari faaliyetlerin aksamasını önlemek ve düzgün işlemesini sağlamak, ayrıca kamu düzeninin bozulmasını engellemek amaçlı olarak öngörülen idari yaptırımları ifade ettiği, bu bağlamda, geçici engelleme, idari iznin geri alınması, eşyaya geçici el koyma gibi türleri bulunan idari tedbirlerde, idari cezalardan farklı olarak ihlale son verme, ihlâli devam ettirmeme, durdurma ve engellenme olarak nitelendirilebilecek önleyici işlevlerin ön planda yer aldığı belirtilmektedir. (ULUSOY, Ali. D, İdari Yaptırımlar; On İki Levha Yayıncılık, 2013, İstanbul, s. 11,36,175). Bu bağlamda, idari yaptırımlar, "caydırıcı" ve "cezalandırıcı" nitelikleri sebebiyle, diğer idari işlemlerden ayrılmaktadır (KARABULUT, Mustafa, İdari Yaptırımların Hukuki Rejimi; Turhan Kitabevi, 2008, s.3).

Yapılan açıklamalar doğrultusunda; yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar hakkında düzenlendiği idarece tespit edilen yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi durumunda, yapı kayıt belgesi bedeli olarak yatırılan bedelin iade edilmemesine yönelik getirilen ve cezalandırma ve caydırma amacı bulunmayan kuralın, "idari ceza" olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığı gibi; "idari tedbir" olarak da değerlendirilemeyeceği, zira anılan düzenleme ile, kamu hizmetlerinin ve diğer idari faaliyetlerin aksamasının önlemesinin veya düzgün işlemesinin sağlanarak, kamu düzeninin bozulmasını engellemenin amaçlandığının söylenemeyeceği; netice itibarıyla davacı iddiasının aksine, söz konusu düzenlemenin "idari yaptırım" olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Kaldı ki, yukarıda aktarıldığı üzere yapı kayıt belgesinin beyana dayalı olarak düzenlendiği, yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapıların Kanunda açıkça belirtildiği, düzenlenemeyecek yapılara ilişkin belge düzenlendiğinin tespiti üzerine belgenin bu nedenle iptal edilmesi halinde idarenin yanıltılması söz konusu olduğundan bu iptal işlemine bağlı olarak herhangi bir hak ve talepte bulunulamayacağına yönelik yapılan düzenlemede Kanunun kapsam ve amacına, Türk Medeni Kanununun 2. ve 3. maddesinde düzenlenen dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırılık bulunmamaktadır.

Bu durumda; yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılar hakkında verilen yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi durumunda, 3194 sayılı Kanunun geçici 16/2. maddesi uyarınca ödenen yapı kayıt belgesi bedelinin iade edilmemesine yönelik getirilen, dayanak Kanun maddesinde verilen yetkiye dayalı olarak hazırlanan ve bu kapsamda Kanunda yapılan düzenlemenin koşul ve sonuçlarını açıklayan dava konusu Tebliğ hükmünün, kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisine dayalı olarak hazırlandığı, normlar hiyerarşisine ve dayanağı Kanun maddesine uygun olduğu sonucuna ulaşıldığından, ilgili Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez" ibaresi yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla Dairemiz kararına katılmıyoruz.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI Vergi Hukuku 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, başvuru süresi 15/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.), bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar, kayıt bedelinin ödenmesi halinde (31/12/2018 tarih ve 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, yapı kayıt bedeli ödeme süresi 30/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.) yapı kayıt belgesi verilebileceği, 2. fıkrasında, yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 2960 sayılı Kanun..." ibaresine ve bu maddeye bağlı olarak değiştirilen 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu 3194 sayılı Kanun 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu 7394 sayılı Kanun 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 3194 sayılı İmar Kanunu 3621 sayılı Kıyı Kanunu 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7143 sayılı "Vergi ve Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 16. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, başvuru süresi 15/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.), bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar, kayıt bedelinin ödenmesi halinde (31/12/2018 tarih ve 538 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, yapı kayıt bedeli ödeme süresi 30/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.) yapı kayıt belgesi verilebileceği, başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususların Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedileceği, başvuruda tahsil edilecek bedellerin dönüşüm projelerinde kullanılacağı, bu kapsamda yapı kayıt belgesi alan yapılara ilişkin alınmış yıkım kararları ile tahsil edilmeyen idari para cezalarının iptal edileceği, yapı kayıt belgesinin, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olduğu, yapı kayıt belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümlerinin uygulanacağı, yapı kayıt belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabileceği, yapı kayıt belgesi alınan yapıların hazineye veya belediyelere ait taşınmazlar üzerinde inşa edilmiş olmaları halinde yapı kayıt belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazların rayiç bedel üzerinden belediyelerce/Bakanlıkça doğrudan satılabileceği, üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapıların bu madde hükümlerinden yararlandırılmayacağı, Geçici 16. madde hükümlerinin, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu 6306 sayılı Kanun K3194 md.16/1 K30425 md.16 K30443 md.4 K20482 md.16 K538 md.16 K3194 md.30 K6306 md.16 K30443 md.8 K2577 md.2 K3194 md.16/2 K3194 md.16 K3194 md.16/11 K2960 md.63 K2960 md.2 K3194 md.42 K7394 md.13
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.