Esas No
E. 2023/3388
Karar No
K. 2024/6922
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

8. Hukuk Dairesi         2023/3388 E.  ,  2024/6922 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2018/10 E., 2020/66 K.
DAVA TÜRÜ: Sükna hakkına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti
DAVA TARİHİ: 24.09.2012
KARAR: Bozma sonrası davanın reddi

Taraflar arasındaki sükna hakkına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairece, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı, davacılar vekilince duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin davanın niteliği yönü ile reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde; davacılar ..., ...'un İstanbul'da kurulu ... Vakfı'nın sükna hakkına müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir.

Mahkeme ilk kararı ile; davanın kabulü ile davacıların ... Vakfı'nın sükna hakkına müstahak vakıf evladı olduklarının tespitine karar verilmiş; hüküm, davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince onanmış olup, davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü vekilinin karar düzeltme istemi ise Dairemizin 09.11.2017 tarihli 2017/2605 Esas, 2017/14937 sayılı ilamı ile; "Davaya konu ... Vakfı'na ait 1284 tarihli vakfiyede galle ve sükna şartlarının birbirinden farklı olduğu, davacının davasına dayanak teşkil eden Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/808 - 2005/72 sayılı dava konusu vakfın sadece evladiyetine ilişkin kararın davacının iddiası olan sükna hakkına esas alınamayacağı, zira yukarıda da söylendiği gibi galle ve sükna şartlarının farklı olduğu anlaşıldığından; davaya konu sükna şartlarına davacıların sahip olup olmadığı incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi..." gerekçesiyle kabul edilmiş ve onama kararı kaldırılarak Mahkeme kararı bozulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "vakfiye konusu yerin kimliği belirsiz kişiler tarafından yakılması ve yangın geçiren meşruata binasının ihya edilerek sükna hakkına uygun olarak yapılmayan yeni binanın sağlık ocağı olarak kullanılmasının, vakıf malın gösterilen köşesinde (zaviyei mezkuresinde) sükna hakkının fiilen kullanılmasına engel olduğu..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Davanın reddine dair Mahkeme kararına karşı davacılar verdiği temyiz dilekçesinde; Vakıf taşınmazda sükna hakkı, vakfiye şartı gereğince vakıf evladına oturma hakkı veren, şahsa bağlı, 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3 üncü maddesinde tanımlanan “intifa hakkı” kapsamında bir hak olarak tanımlanabileceğini, sükna hakkının devri mümkün olmamakla birlikte bu haktan feragatın mümkün olmadığını, zamanaşımı veya hak düşürücü süre ile ortadan kalkmayacağını, bu sebeplerle, hakka konu taşınmazın ortadan kalksa dahi Yargıtay kararlarına göre bu hakkın kira alacağına dönüşmekte olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. Dava, sükna hakkına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, Mahkeme kararında yazılı gerekçeler ile dava konusu vakfın Ahiri Şevval 1284 H./ Şubat 1868 M. tarihli vakfiyesinde sükna hakkı için " Zaviye'deki Şeyh'den ma'ada (Şeyh'den başka) evlâdı evlâdı evlâdı zükur ve inasıın dahi şeyh bulunan evlâd ve saire ile ma'an (beraber, birlikte.) zaviye-i mezkure'de iskan edüp zinhar (kesinlikle, aman ha, sakın ha) bilâ talep zaviye-i mezkûreden ihraç olunmaya ve mürûr-i eyyâm ve kürûr-i a'vâm" (yani uzun zaman geçmesi) ile şerait-i mezkureye (zikredilen şartlara) riayet müteazzire olur ise menafii (menfaatler) vakıf mutlaka fukara-i müslimine harç ve sarf oluna" şeklindeki şart gereği sükna hakkına konu zavide görev yapan şeyhin uzun zamandır bulunmaması ve bu durumun üzerinden uzun süre geçmesi sonucu vakfiyede zikredilen şartlara riayet edilmediği için artık sükna hakkı menfaatinin evlad dışındaki fukara-i müslimine şart kılındığı da dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog