6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari ilişki çerçevesinde müvekkil şirketin cari hesap alacağının tahsili amacıyla borçlu/davalı ---- aleyhine ---------- sayılı dosyası nezdinde icra takibi yapıldığını, davalının icra takibinde gönderilen ödeme emrine itiraz ettiğini, takibin durduğunu, takibe konu borcun taraflar arasındaki uzun yıllardır süregelen cari hesap ilişkisine dayandığını, davalı şirketin cari hesap ilişkisini inkar etmemekle birlikte borca ve tüm ferilerine itiraz ettiğini, mesnetsiz iddialarını destekler herhangi bir belgeyi icra dosyasına sunmadıklarını, bu uyuşmazlığa ilişkin olarak ----- tarihinde zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunduklarını, ülkemizdeki Covid-19 salgını nedeniyle arabuluculuk görüşmelerinin telekonferans yoluyla gerçekleştiğini, tüm çabalara rağmen arabuluculuk sürecinin --- tarihinde anlaşamama ile sonuçlandırılmak zorunda kalındığını, davalının itirazının haksız olması sebebiyle davalı/borçlu şirketin alacağın %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete ---- tarihinde tebellüğ edilen ilamsız takiplerde ödeme emrine müvekkili şirketçe ---- tarihinde itiraz edildiğini, dava tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan itirazın iptali davasının usulden reddi gerektiğini, sulh hukuk mahkemelerinin uyuşmazlığın çözümü bakımından görevsiz olup, iş bu davaya bakmakla görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, dava dosyası kapsamında davacının yapmış olduğu işlerin bedelinin ne kadar olduğuna ilişkin, müvekkili şirket tarafından verilmiş herhangi bir onayın mevcut olmadığını, davacının yapmış olduğu işler müvekkili şirket tarafından kabul edilebilirlik barındırmadığını, taraflar arasında herhangi bir anlaşma bulunmadığından verilen hizmetin bedelinin ne olacağı bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiğini, davacı tarafından talep edilen tutarlar ile müvekkili nezdindeki cari hesap kayıtları uyuşmadığından tarafların ticari defter ve kayıtları üzerine inceleme yapılması gerektiğini, davaya konu hizmetlerin faturalarının müvekkili şirket tarafından tebliğ alındığına ilişkin kayıt bulunmadığını, borcun varlığını kati surette reddetmekle birlikte müvekkili şirketi temerrüde düşürmemiş olan davacının 1. 096,71 TL'lik faiz talebinin hukuki dayanağa haiz olmadığını, müvekkili şirketin takibe itirazında kötü niyetli olmadığından icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını, davacının alacaklı olup olmadığının ve alacaklı ise miktarının ne olduğunun tespiti yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminat talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.----- sayılı dosyası dosyamız arasına alınmıştır. İncelemesinde; alacaklının davacı borçlunun davalı ------oldukları, 22.313,25 TL asıl alacak, 1.096,71 TL faiz alacağı olmak üzere toplam 23.409.96 TL alacağın ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek % 9 yasal faiz, icra giderleri ve vekalet ücreti ile birlikte tahsili istemi ile--- tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı, borcun sebebi olarak ----faiz başlangıç tarihli, ---tutarındaki cari hesap olarak belirtildiği, ödeme emrinin borçluya ---- tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekilinin ---- tarihli itirazı üzerine ---- tarihinde takibin durmasına karar verildiği anlaşılmıştır.Taraf defter ve kayıtlarının incelenmesi için dosya mali müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş olup bilirkişi ---- hazırlamış olduğu raporda özetle; taraf defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak düzenlenmiş olduğunu, davacının yukarıdaki ticari defter ve kayıtlarına göre; ---- icra takip tarihi itibariyle davalıdan 22.313,25 TL alacağının görüldüğünü, d avalının yukarıdaki ticari defter ve kayıtlarına göre; 17./04./2018 icra takip tarihi itibariyle davacıya 22.313,25 TL borcunun bulunduğunu belirtmiştir.Dava ticari ilişkiden kaynaklanan itirazın iptali davasıdır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının: taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunup bulunmadığı, davacının davalıdan bir alacağının bulunup bulunmadığı, davacı tarafça yapılan icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali gerekip gerekmediği hususunda toplanmaktadır.İİK madde 67 gereğince, itirazın iptali davasının itirazın tebliğinden itibaren, 1 yıl içinde açılması gerekir. Hak düşürücü süreler, dava şartı olup taraflar ileri sürmese de mahkemece resen gözetilir. Somut olayda icra takibindeki, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmemesi nedeniyle İİK'nun 67.maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlamadığı anlaşıldığından davanın süresi içinde açıldığı kabul edilmiştir."6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre: Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4).Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir (HMK 219/1). Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir (HMK 219/2).İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir (HMK 220/1). Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir (HMK 220/3).Bu kurallar birlikte değerlendirildiğinde ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK'nın 220/3. maddesi gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'daki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır". ------Yukarıdaki açıklamalar ışığında yapılan incelemede taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu, ve yine taraf defterleri ile takip tarihi itibari ile davacının davalıdan 22.313,25 TL alacaklı olduğu sabittir.Faiz talebi yönünden davacı takip öncesi davalının temerrüde düşürüldüğünün iddia etmiş ise de ihtaratın davalıya tebliğ edildiğine ilişkin tebligat parçasını dosyaya sunmadığı gibi, bilirkişinin takip öncesi temerrüt koşullarının oluşmadığına ilişkin tespitine itiraz etmediği görülmekle faiz talebinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra-inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması ve alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. ----Bu kapsamda somut olayda, alacağın likit olduğu ve diğer icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi şartları gerçekleştiği anlaşılmakla, hükmolunan asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın