12. Ceza Dairesi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret Dairemizin bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.... Asliye Ceza Mahkemesinin 04.04.2018 tarih, 2014/57 Esas, 2018/115 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 74/1, 74/1-2.cümle, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Hükmün sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., sanık ... müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 16.06.2020 tarih, 2019/225 Esas, 2020/1453 Karar sayılı kararı ile mahkumiyet hükmü kaldırılarak sanıkların 5271 sayılı Kanun'un 223-2-e maddesi gereğince beraatlerine karar verilmiştir. 3.Hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 29.06.2022 tarih, 2022/1039 Esas, 2022/5245 Karar sayılı bozma ilamı ile; "Sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince mahkumiyet hükmü kaldırılarak duruşma açılmaksızın 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi delaletiyle aynı Kanunun 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; anılan Kanun hükmünün delil değerlendirilmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceği, sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükmü bakımından ise 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanıkların 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 16/06/2020 tarihli, 2019/225 esas, 2020/1453 karar sayılı ilk derece mahkemesinin kararındaki mahkumiyete ilişkin bölümün beraat hükmü ile değiştirilmesi suretiyle hukuka aykırılığın “düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” ilişkin kararın açıklanan nedenle ve sair yönleri incelenmeksizin 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 4. ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince bozma ilamına uyularak duruşma açılmasına karar verilerek, 10.04.2023 tarihli ve 2022/2663 Esas, 2023/1175 Karar sayılı kararı ile, sanıkların 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi gereğince beraatine, kararın sanık ...'ya sirayetine ve sanık ...'ın da beraatine karar verilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 29.06.2023 tarih, 2023/72652 nolu esastan ret görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, beraat kararının yerinde olmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucu fikir ve eylem birliği içerisinde sanıkların (İstinaf incelemesine konu olmayan haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanıklar .... ve... ile birlikte) suç tarihinde sit alanı olduğu ilan edilmeyen Saraylar Mahallesi, ... Mevkii, 191 Ada 6 ve 7 nolu parsellerde 03/05/2016 tarihli bilirkişi raporu ve olay tutanağına göre 2.5 x 1 metre ebatlarında kaçak olarak kazı ve sondaj yapmak suretiyle atılı suçu işledikleri, sanıkların aşamalardaki savunmaları, tanık beyanları, ... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 02/04/2013 tarih, 2013/34 D.İş ve 11/04/2013 tarih 2013/69 D.İş sayılı iletişimin tespiti kararlarına istinaden elde edilen görüşme kayıtları, olay tutanakları, bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğinde sabit görülerek mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de; İlk derece mahkemesince yargılaması yapılan 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesinde düzenlenen kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı yapmak suçunda, olayın soruşturmasına 22/03/2013 tarihinde yapılan bir ihbar üzerine başlandığı, 23/03/2013 tarihli ihbar ve araştırma tutanaklarının düzenlendiği, ... Sulh Ceza Mahkemesi'nden yukarıda belirtilen iletişimin tespiti kararlarının alındığı, olayın ... Müze Müdürlüğü'ne ihbar edilmesi üzerine müze müdürlüğünce 18/06/2013 tarih ve 2013/146 uzmanlık sayılı rapor düzenlenerek soruşturma dosyasına alındığı, ... Tapu Müdürlüğü'nden getirtilen kayıtlara göre suça konu Saraylar Mahallesi, ... Mevkii, 191 Ada, 6 Parsel sayılı taşınmazın tapuda 1/2 şer hisse ile ... ve ... adına kayıtlı olduğunun, 7 Parsel sayılı taşınmazın ise hisseli olarak ..., ..., ... ..., ... ve ... adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği, ... Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'nün 15/06/2017 tarihli yazısından olay yerinin 3. derece arkeolojik sit alanı olduğuna ilişkin kararın 13/12/2014 tarihli Resmi Gazetede ilan edildiğinin (suç tarihinden sonra alınan karar ve yapılan ilan) anlaşıldığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/05/2020 tarih, 2019/20-127 Esas ve 2020/195 Karar sayılı kararında ''...Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; "in ... pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir.'' Yine Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 15/11/2018 tarih, 2016/4002 Esas ve 2018/10863 Karar sayılı kararında ''...5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135. maddesinde düzenlenen “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” tedbiri uygulanarak elde edilen delillerin, maddi yan delillerle desteklenmesinde zorunluluk bulunduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/12/1990 tarih, 1990/6-257 Esas, 1990/335 Karar ve 09/11/2010 tarih, 2010/8-134 Esas, 2010/217 Karar sayılı ilamlarında da vurgulandığı üzere, tek başına suçun nitelendirilmesine ilişkin yeterli bilgiyi içermeyen iletişimin tespiti tutanakları dışında delil elde edilememesi halinde, suçun sübuta erdiğinin kabul olunamayacağı, diğer yandan, mahkeme huzurundaki ikrarın dahi yan delillerle desteklenmediği sürece kesin kanıt olarak değerlendirilemeyeceği muhakkak iken, iletişim kayıtlarındaki ikrarın, suçun işlendiği hususunda tek başına delil olamayacağının evleviyetle kabulü gerektiği, bu bakımdan, “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” tedbiri ile ulaşılan soyut verilerin yanı sıra, somut ve maddi delillerin varlığı halinde suçun sübut bulduğu; aksi takdirde, mahkumiyet hükmünün dayanağı olan kesin ve açık bir ispattan söz edilemeyeceğinden, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği suçun sübuta ermediği sonucuna varılacağı...'' şeklindeki içtihatları da dikkate alınmak suretiyle; somut olay değerlendirildiğinde; kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı yapma eylemine ilişkin suçüstü halinin bulunmadığı, ''İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması'' tedbiri ile bir kısım sanıklar arasındaki konuşmalara ilişkin kayıtların değerlendirildiği, buna göre; Yargılama aşamasında dinlenen tanıklar... (17/03/2016 tarihli celse), ... (26/05/2016 tarihli celse), ... (24/09/2014 ve 18/12/2017 tarihli talimat duruşmaları) ve ...'in (13/01/2015 ve 04/04/2018 tarihli celseler) beyanları değerlendirildiğinde, tanıkların kaçak kazı yapıldığına ilişkin görgüye dayalı bir bilgilerinin olmadığı, bir kısım duyumlarını jandarma ve diğer tanıklar ile paylaştıklarının anlaşıldığı, Tüm dosya kapsamı, sanık ifadeleri, tanık beyanları, düzenlenen tutanaklar ve bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; suçüstü halinin bulunmadığı olayda kollukça 23/03/2012 tarihli araştırma tutanağına istinaden yürütülen soruşturmada ''iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması'' tedbiri ile ulaşılan bir kısım sanıklar arasındaki görüşme kayıtları ve sanık savunmaları incelendiğinde tüm sanıkların beyanlarında kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı yapma fiilini gerçekleştirmediklerini söyleyerek suçlamayı kabul etmedikleri, sanıklar ... ve ... arasındaki konuşma kayıtlarına göre bir kuyu içerisinden suyun boşaltılması hususunda kablo ve jeneratör temini için bir kısım hazırlıklar yaptıkları anlaşılmış ise de sahada bizzat çalışma yaptıklarına dair bir tespitin bulunmadığı, yine sanık ...'un da ... ile birlikte kuyuda bulunan suyun tahliyesine ilişkin konuştuklarına dair beyanının eyleme dönüştüğüne dair bir tespitin bulunmadığı, dinlenen tüm tanıkların görgüye dayalı bir beyanlarının olmadığı, ... Müze Müdürlüğü'nün 18/06/2013 tarihli raporunda belirtilen iki adet kazılmış yerin sanıklar tarafından kazıldığına dair herhangi bir tespit yapılamadığı, yargılama aşamasında mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen 03/05/2016 tarihli bilirkişi raporunun da müze müdürlüğünce düzenlenen araştırma tutanağı esas alınarak düzenlendiği ve sanıkların bahse konu yerlerde kazı yaptıklarına dair bir tespit içermediği, tüm sanıkların soyut beyanlarının somutlaştırılamadığı, dolayısıyla somut delillerle de desteklenmeyen ikincil nitelikteki tüm yan delillerin atılı suçun işlendiği hususunda tek başına kesin delil olarak kabul edilemeyeceği, buna göre sanıkların yüklenen suçu işledikleri sabit olmadığından müsnet suçtan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetlerine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından, CMK'nın 280/2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin hükümlerinin ayrı ayrı kaldırılarak, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'na yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine, ilk derece mahkemesince hakkında mahkumiyet hükmü verilen ve diğer sanıklarla iştirak halinde suç işlediği iddia edilen sanık ...'ya da Dairemizin istinaf incelemeleri sonucu diğer sanıklar hakkında verdiği beraat hükümleri gerekçesinin CMK'nın 280/3 maddesi gereğince sirayet ettirilmesi mümkün olduğundan sanık ...'ya sirayeti ile sanık ... ya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle, CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE VE KARAR

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap