T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/864 - 2025/1069
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/12/2022
NUMARASI : 2022/67 E. - 2022/385 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01/12/2022 Tarih ve 2022/67 Esas - 2022/385 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, 1978 yılında gıda sektöründe faaliyete başlayan ve "..." asli unsurlu 100 yakın markanın sahibi olan müvekkilinin, davalının 2020/89849 başvuru numaralı "..." ibareli markasının 16, 35, 38, 40 ve 42. sınıflarda tescili isteğine yönelik itirazının YİDK tarafından nihai olarak reddedildiğini, oysa ki, davaya konu "..." markasının görünüş, renk, okunuş ve telaffuz açısından müvekkilinin markası ile birebir aynı olduğunu, tescil edilmek istendiği sınıflarda müvekkilinin markasının tescilli bulunması nedeniyle emtia benzerliği şartı da gerçekleştiğinden iltibas tehlikesinin bulunduğunu, "..." markasının yoğun kullanım sonucu ayırt edicilik kazanan tanınmış marka niteliğinde bulunduğunu, markanın bu özelliği ile yalnızca tescilli olduğu mal ve hizmetler yönünden değil diğer mal ve hizmetler yönünden de koruma sağladığını, davalı şirketin müvekkilinin tanınmış markasına benzer bir markanın tescili talebinde bulunmuş olmasının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek 2022-M-850 sayılı YİDK kararının iptaline ve markanın tescil edilmiş olması halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkiline ait ... markası ile davacının itiraza konu "..." esas unsurlu markaları arasında genel izlenim ve bütünüyle bıraktığı etki itibariyle karıştırılacak derecede benzerlik bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını, bu kapsamda markalar arasında anlamsal, biçimsel ve fonetik farklılıklar mevcut olup markalar genel intibaları itibariyle farklı olduklarından ortalama tüketici kitlesi tarafından karıştırma ihtimali olmadığı gibi, davacının markasının tanınmışlığının da bir etkisinin bulunmadığını ve müvekkilinin marka ticareti yapmak, yedeklemek veya şantaj yapma yahut davacıyı engelleme, pazara girişini güçleştirmek veya davacıya zarar verme kastı bulunmadığından kötü niyetten de söz edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu marka kapsamında yer alan 16, 35 ve 38. sınıf mal ve hizmetler bakımından taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet bulunduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan 40 ve 42. sınıf hizmetler bakımından ise taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet/benzerlik bulunmadığı, davacının kelime markalarının bir bütün halinde “... ...” gibi ibarelerden oluşmakta iken, davalının markasının “...” esas unsurunu barındırdığı, itiraza mesnet "..." markası ile davaya konu markanın kısa kelime markaları olmaları nedeniyle markalar arasındaki tek harften kaynaklanan farklılığının markaları görsel ve işitsel olarak birbirinden ayırt edici olduğu, bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraf markalarının benzer olmadığı, dava konusu markanın davacı markaları karşısında farklı bir kompozisyona sahip olduğu, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ve iltibas ihtimali şartlarının oluşmadığı, davacının “...” markasının sektöründe yoğun tanıtım faaliyetleri ve istikrarlı olarak uzun yıllara dayalı kullanım sonucu “çay” emtiası bakımından belirli bir tanınmışlığa ulaştığı, ancak tanınmış olsa dahi taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirilemeyecek derecede farklı olup davalıya ait markanın, davacıya ait tanınmış markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olmadığı ve davaya konu marka ile davacının ticaret unvanı arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunda 40. ve 42. sınıf yönünden emtia benzerliği bulunmadığı yönündeki tespitin gerekçesiz olması nedeniyle raporun hükme esas alınamayacağını, davaya konu markanın asli unsuru "..." ibaresinden oluştuğundan değerlendirmenin bu ibare ile müvekkilinin tanınmış "..." ibaresi arasında yapılması gerektiğini, "..." markasının müvekkilinin “...” markasından tek farkının müvekkilinin markasının ortasında yer alan "T" harfinin kullanılmamasından ibaret olup diğer üç harfin aynı dizilimde bulunması, kullanılan yazı tipi ve stilinin bire bir aynı olması, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle tüketicinin algısının ilk harfte yoğunlaşması, üç harfin ortaklığı nedeniyle aradaki küçük farklılıkların fark edilmesi halinde dahi, tüketicilerin markaları taşıyan ürün ve hizmetleri aynı işletmenin ürünleri olarak algılaması nazara alındığında taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin ve iltibas tehlikesinin bulunduğunu, müvekkilin markasına benzer bir marka tescil başvurusunda bulunulmuş olmasının müvekkilinin markasından haksız kazanç elde edilmesine ve müvekkilinin markasının itibar kaybına neden olacağını, başvurunun baştan beri kötü niyetli olduğu iddia edilmiş olmasına rağmen mahkemece bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
1.Dava,Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkinine istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, zira tarafların markalarının asıl unsurunu oluşturan "..." ve "..." ibareleri arasında anlamsal bir benzerlik olmadığı gibi fonetik açıdan da sözcüklerin farklı olduğu, markaların kısa kelime markaları olduğu gözetildiğinde başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı ve marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığından davacı markalarının tanınmışlığının sonuca etkili olmadığı, aynı nedenle davacının ticaret unvanından kaynaklı bir tescil engelinin de bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2.Davacı tarafça, diğer iddiaların yanında, dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamış, davacı vekilince de ilk derece mahkemesince değerlendirilmeyen kötüniyet iddiası istinaf sebepleri arasında öne sürülmüştür.
SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.
Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, karşılaştırılan markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı mahkemece isabetli şekilde belirlenmiştir. Kaldı ki sırf benzer marka başvurusunda bulunulması kötüniyeti göstermediği gibi bunun dışında da davacının, dava konusu başvurunun tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik olduğunu ispat edemediği kanaatine varılmıştır.
HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine yönelik olarak kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1.Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2.Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 01/12/2022 gün ve 2022/67 Esas - 2022/385 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3.Davanın REDDİNE,
4.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70 harçtan mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5.Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 15.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7.Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
8.Davacı tarafından peşin olarak alınan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
9.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 22/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/05/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.