Aramaya Dön

Hukuk Genel Kurulu

Esas No
E. 2024/167
Karar No
K. 2025/331
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Sigorta Hukuku

Hukuk Genel Kurulu         2024/167 E.  ,  2025/331 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/165 E., 2023/401 K.
ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.12.2022 tarihli ve

2022/11594 Esas, 2022/15990 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin 29.07.2019 tarihinde 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma talebinde bulunduğunu, başvurusuna ilişkin olarak yapılması gereken tebligatın kayıtlı adresine gönderildiğini ancak adreste yapılan tahkikatta muhatabın adreste tanınmadığı belirtilerek iade edildiğini, müvekkilinin başvurusuna rağmen kendisine herhangi bir tebligat ulaşmaması nedeniyle Kuruma 11.03.2020 tarihinde müracaat ettiğini, Kurumun da 13.04.2020 tarihli yazıyla yapılan tebligat işleminin geçerli sayılması nedeniyle düzenlenen borçlanma tahakkukunun yeniden gönderilmesinin mümkün olmadığını bildirdiğini, müvekkilinin adresinin doğru olduğunu ve hukuka aykırı yapılan tebligatın yok hükmünde kabul edilmesi gerektiğini, zira tebligatın yapıldığı tarihte adresin kapalı olması ve o sırada başka komşunun bulunamaması nedeniyle tebligatın iade edildiğini ileri sürerek müvekkilinin yurt dışı borçlanma başvurusunun hukuka aykırı ve usulsüz tebligata dayalı olarak reddedildiğinin ve yurt dışı borçlanma hakkını kazanmış olduğunun tespiti ile 29.07.2019 tarihindeki başvurusuna göre tahakkuk ettirilen prim borcunu Kuruma ödemesi karşılığında emekliliğine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... (Kurum/SGK) vekili; davacının borçlanma talep dilekçesinde belirttiği ve aynı zamanda Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) adresi olan adresine tebligat yapıldığını, Kurum işleminin usulüne uygun olduğunu, davacının taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2020/128 Esas, 2020/460 Karar sayılı kararı ile; davacının yurt dışı borçlanma talebinde bulunduktan sonra başvurusunun akıbetini araştırmadığı, zira başvurunun akıbetini 3 ay içerisinde araştırmış olsaydı aynı belge tekrar düzenlenerek tarafına tebliğ edileceğinin açık olduğu, bu nedenle 2011/48 sayılı Genelge uyarınca yapılan Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 23.06.2022 tarihli ve 2021/855 Esas, 2022/1596 Karar sayılı kararı ile; davacının 30.07.2019 tarihinde 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma talebinde bulunması üzerine Kurum tarafından 01.01.1978-16.12.1994 tarihleri arasındaki 5000 güne ilişkin borç tahakkuk cetveli düzenlenerek 3 ay içinde ödenmesi gerektiğini belirten 16.09.2019 tarihli üst yazıyla tebliğe çıkarıldığı, davacının 03.09.2019 tarihi itibariyle adresinin “... Mah. ... Sk. No:1A Kâğıthane/İstanbul” olduğu ve bu adrese çıkarılan tebligatın yapılan tahkikat sonucunda komşusunun da davacıyı tanımadığı şerhiyle iade edildiği, tebligatın 7201 sayılı Kanun hükümlerine uygun yapılmadığı, dolayısıyla borçlanma bedelinin ödenmesine ilişkin Kurum yazısının davacıya usulüne uygun tebliğ edilmediğinden 3 aylık ödeme süresinin henüz işlemeye başlamadığı, bu itibarla davacının 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun hâlen geçerli olduğu anlaşıldığından 13.04.2020 tarihli Kurum işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile 13.04.2020 tarihli Kurum işleminin iptaline, 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun geçerli olduğunun tespitine, Kurumca tahakkuk ettirilen yurt dışı borçlanma bedelinin ödenmesi hâlinde yaşlılık aylığı bağlanırken dikkate alınması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A

. Bozma Kararı

1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “...Dosya kapsamından davacının 30/07/2019 tarihinde yurt dışı hizmetlerini borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumun 16/09/2019 tarihli yazısı ile düzenlenen borç taahkuk bildirimi davacının mernis adresine tebliğe gönderilmiş, gösterilen adreste muhatabın tanınmaması, ismini ... olarak beyan eden komşusunun beyanı alınarak tebligatın bila ikmal iade olduğu, davacının borç taahkuk bildiriminin gelmemesi üzerine kuruma 11/03/2020 tarihinde müracaat ettiği, Kurum tarafından verilen 30/07/2019 (doğrusu:13.04.2020) tarihli yazı ile talebin reddedildiği, davanın 13/05/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu olan davacının borçlanma bedelinin başvuru tarihindeki primlere göre belirlenmesi gerektiğinin tespiti istemi yönünden; 3201 sayılı Kanunun "Döviz İle Değerlendirme" başlıklı 4'üncü maddesi, "Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlanmanın tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır..." hükmünü; aynı Kanunun geçici 2'nci maddesinin ikinci fıkrası ise, "Ancak, 4'üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir." hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2'nci madde, 5510 sayılı Kanunun 106'üncü maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı Kanunun 4'üncü maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79'uncu maddesiyle değişikliğe uğramıştır. Yine 17.7.2019 tarihli ve 7186 sayılı kanunun 9 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “%32’sidir ” ibaresi “%45’ idir.” şeklinde değiştirilmiştir. 5754 sayılı Kanunun 79'uncu maddesiyle ve 7186 sayılı yasanın 9. maddesi ile değişik 3201 sayılı Kanunun "Borçlanma Tutarı ve Borçlanma Tutarının İadesi" başlıklı 4'üncü maddesi, "borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 82'nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 45’idir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır.

Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki "ödeme tarihi" kıstası, "borçlanma başvuru tarihi" olarak değişikliğe uğramıştır. 3201 sayılı Kanun'dan yararlanarak yurtdışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin de uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Bu yönde, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir.

Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Yasada belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanunun 4/1-b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması Kanun gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir.

Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116'ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.

Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurtdışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir.

Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir.

Somut olayda, davacının 30.7.2019 tarihli borçlanma başvurusunun tebliğe gönderildiği mernis adresine, adreste tanınmaması nedeniyle bila ikmal tebliğ olduğu, davacının, borçlanmasına ait tahakkuk belgesinin gönderilmemesi üzerine 11/03.2020 tarihinde Kuruma başvurduğu, davalı Kurumun cevaben 16/09/2019 (doğrusu:13.04.2020) tarihinde “ borçlanma talep formunda verilen adres ve adres kayıt sistemindeki adresinin aynı olması sebebiyle tebligat işleminin geçerli sayılması nedeniyle düzenlenen borçlanma taahkukunun yeniden gönderilmesinin mümkün bulunmadığının bildirilmesi üzerine kurum işleminin iptali için eldeki davanın açıldığı, ancak eldeki davanın makul süreyi aşacak şekilde 13/05/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, makul sürede açılmayan iş bu dava yönünden dava tarihindeki prime esas kazanç üzerinden borçlanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talep tarihindeki prim üzerinden borçlanılmasına karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten davacıya yöntemince yapılmış bir tebligat bulunmadığı gibi adres kayıt sistemine ulaşma imkânı bulunan ve özellikle ödeme emirlerinin tebliği için bu sistemi etkili şekilde kullanan Kurumun tebligatın bila ikmal dönmesi üzerine davacının MERNİS adresini kolaylıkla temin ederek 7201 sayılı Kanun’un 21/2. maddesine göre tebligat yapabileceği, Kurumun görevlerini yerine getirirken davacının sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirmek için samimi ve etkin bir çözüm çabası içine girmesi gerekirken bu yönde herhangi bir işlem yapmadığı, bozma kararında belirtilen 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesinin Kurumun iş ve işlemlerini belirli bir süre içinde sonuçlandırmayı hedefleyen düzenleme içerdiği, Kurum tarafından getirilen bir sürenin, hukuka aykırı işlemin muhatabı olan sigortalı aleyhine uygulanamayacağı, Kurumun hukuka aykırı işlemlerine karşı dava açma hakkını ortadan kaldıracak veya sigortalının hakkını elde etmesini güçleştirecek biçimde yasa ile düzenlenmeyen dava süresinin bir nevi hak düşürücü sürenin hukuksal temeli de bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri

Davalı Kurum vekili; davacının Kuruma sunduğu borçlanma talep dilekçesinde belirtilen ve aynı zamanda MERNİS adresi olan adresine tebligatların yapıldığını, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu, kaldı ki davacının borçlanma talebi kabul görse dahi belirlenecek prim borcunun Kuruma ödenmesi hâlinde emekliliğe kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 30.07.2019 tarihli yurt dışı borçlanma talebine istinaden Kurum tarafından 16.09.2019 tarihli yazıyla başvuru uygun görülerek borç tahakkuk cetvelinin davacının Türkiye’de bildirdiği adresine iadeli taahhütlü olarak gönderildiği ancak 25.09.2019 tarihinde adreste muhatabın tanınmaması nedeniyle komşusunun da beyanı alınarak tebligatın iade edildiği, davacının ise 11.03.2020 tarihinde usulüne uygun tebligatla borç tahakkuk bildirimi gönderilmediğinden bahisle borçlanma işleminin müracaat tarihindeki mevzuata göre yapılmasını talep etmesi üzerine Kurumun 13.04.2020 tarihli yazıyla tebligatın geçerli sayılması nedeniyle talebin reddedildiği, davanın da 13.05.2020 tarihinde açıldığı gözetildiğinde borçlanma tahakkuk cetvelinin davacıya usulüne uygun tebliğ yapılmadığından bahisle 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun geçerli sayılmasının mı yoksa davanın makul sürede açılmadığı kabul edilerek borçlanmanın dava tarihi itibariyle kabul edilmesinin mi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1.İlgili Hukuk 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un (3201 sayılı Kanun) 1 ilâ 5 ve geçici 9 . maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 42. maddesi.

2.Değerlendirme

1.Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi için borçlanma ve buna bağlı olarak yaşlılık sigortasından yararlanma hakkı verilmiş ve bu kişilerin yurt dışındaki ülke sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında sosyal güvenliklerine gerek kalmaksızın Türkiye'de sosyal güvenceye kavuşmalarına imkân tanınmıştır.

2.Hizmet borçlanması sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir.

3.Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır.

4.Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un "Amaç ve kapsam" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde;“Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” düzenlemesi bulunmakta iken 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile değişik son hâlinde; “Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir.

5.Aynı Kanun'un "Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinin 1. fıkrasında ise "Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Borçlanılan süreler, yurda kesin dönüş yapılmış olması şartıyla aylık tahsisi için yazılı talepleri halinde 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin son fıkrası hükümlerine göre değerlendirilir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır." düzenlemesi mevcut olup 02.07.2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 97. maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değitirilmiş yine 17.07.2019 kabul tarihli ve 7186 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesiyle “% 32’sidir.” ibaresi “% 45’idir.” şeklinde değiştirilerek anılan değişikliğin 01.08.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmiş, 7186 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 3201 sayılı Kanun'a "Kısmi aylık bağlanmış olanlar dahil olmak üzere bu maddenin yürürlük tarihinden önce yurt dışında geçen sürelerini borçlanma talebinde bulunanlardan tahakkuk ettirilen borçlarını yasal süresi içinde ödeyenlerin, sigortalılık sürelerinin hangi statüde değerlendirileceğinin ve tahakkuk ettirilecek borç tutarının tespitinde önceki hükümler esas alınır." şeklinde geçici 9. madde eklenmiştir.

6.Yine 3201 sayılı Kanun’un “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” kenar başlıklı 5. maddesinin ilk hâli 5754 ve 6552 sayılı Kanunlar ile; “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır. Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/79 md.) Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye’de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre, sigortalılıkları yoksa aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/79 md.) Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki hizmetlerini, bu Kanuna göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmaz. (Ek cümle: 10/09/2014-6552 S.K./29. md) Ancak, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde Türk sigortasına girişinden önce âkit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunan ülkelerdeki sigortalılık sürelerini borçlananların âkit ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

7.Ancak 17.07.2019 tarihli ve 7189 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5. maddenin başlığı “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” iken "Süre tespiti, sigortalılığın başlangıcı ve sürelerin değerlendirilmesi" olarak;

4.fıkrası ise “Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir.” şeklinde değiştirilmiş ayrıca maddeye fıkra eklenmiş ve böylece madde son hâlini almıştır.

8.Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında sigortalı lehine yorum ilkesinden söz edilerek yasalarda açıkça düzenlenen hususların dışına çıkılmasına imkân bulunmamaktadır. Bu nedenle yurt dışı hizmet borçlanmasının değerlendirilmesinde yasanın amacından hareket etmek gerekir.

9.Yurt dışı hizmet borçlanması yönünden 3201 sayılı Kanun'un 4. maddesinde borçlanma tutarının belirlenmesinde "başvuru tarihi" kriteri esas alınarak başvuru tarihindeki 5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azami günlük kazanç miktarlarına göre tahakkuk ettirilen borç tutarının tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerektiği düzenlemesi yer almakta olup maddede öngörülen üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği üzerinde durulmalıdır.

10.Bu durumda Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli 3201 sayılı Kanun'da belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise aynı Kanun'un 4. maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın başvuru tarihindeki primlerin esas alınmasına ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir.

11.Kurum işleminin hukuka aykırı olması hâlinde ise uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Makul sürenin belirlenmesinde ise 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesindeki hükümden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlenmesi bulunmakta olup mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 116. maddesindeki “Kurum malûllük yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için gerekli belgeler tamamlanınca, bağlanacak aylıkları ve yapılacak toptan ödemeleri hesap ve tesbit ederek en geç üç ay içinde ilgililere yazı ile bildirir.” şeklindeki hükmün de aynı doğrultuda olduğu görülmektedir. 3201 sayılı Kanun’un 4. maddesinde de üç aylık ödeme süresi öngörüldüğü dikkate alındığında tüm bu yasal düzenlemelere göre 3201 sayılı Kanun ile ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

12.Makul süre ile ilgili bu tespitten sonra tekrar konuya dönüldüğünde; Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı işlemin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise dava yeni bir borçlanma iradesi kabul edilerek davanın açıldığı tarihindeki prim miktarları esas alınmak suretiyle borçlanma bedelinin belirlenmesi gerekir.

13.Diğer bir olasılık da Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3+3=6 ay) eklenmeli, davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek davanın açıldığı tarihteki prim miktarları esas alınarak borçlanma bedelinin belirlenmesi gerekecektir.

14.Somut olayda davacının 30.07.2019 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden dilekçesi ile yurt dışında çalışılan ve boşta geçen 5000 günü davalı Kuruma müracaat etmek suretiyle borçlanma talebinde bulunduğu, borçlanma talep dilekçesinde doldurulması zorunlu olan Türkiye adres sütununda “... Mahallesi ... Sokak No:1A Kâğıthane/İstanbul” adresini bildirdiği, davalı Kurum tarafından 16.09.2019 tarihli yurt dışı hizmet borçlanması konulu, ekinde borç tahakkuk cetvelinin yer aldığı yazının iadeli taahhütlü olarak davacının borçlanma talep dilekçesinde bildirdiği adresine tebliğe çıkarıldığı ancak komşusunun da beyanı alınarak adreste tanınmadığından bahisle 25.09.2019 tarihinde Kuruma iade edildiği, davacının 17.01.2020 tarihinde usulüne uygun tebligatla borç tahakkuk bildirimi gönderilmediğinden bahisle Kuruma başvurması üzerine Kurum tarafından 25.03.2020 tarihinde tebligatın geçerli sayılması nedeniyle 30.07.2019 talep tarihli borçlanmanın yeniden tebliği edilemeyeceği belirtilerek talebin reddedildiği, yine davacının 11.03.2020 tarihinde usulüne uygun tebligatla borç tahakkuk bildirimi gönderilmediğinden bahisle borçlanma işleminin müracaat tarihindeki mevzuata göre yapılmasını talep ettiği, Kurum tarafından başvurunun 13.04.2020 tarihli yazıyla tebligatın geçerli sayılması nedeniyle reddedildiği, eldeki davanın da 13.05.2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

15.Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kuruma borçlanma için başvurulması ve Kurumun başvuruyu cevapsız bırakarak işlem yapmaması hâlinde makul süre içinde dava açılması gerekmekte olup bildirdiği adrese çıkarılan borç tahakkuk cetvelinin yer aldığı tebligatın adreste tanınmadığından bahisle iade edildiği ancak davacının Kuruma yaptığı başvurunun akibetini araştırmadığı ayrıca davayı başvuru tarihinden itibaren 3 aylık bekleme süresini takiben 3 aylık makul süre içerisinde açması gerekirken Kurum yazısının tebligat eksikliği nedeniyle iade edilmesinden çok sonra 17.01.2020 ve 11.03.2020 tarihlerinde Kuruma başvurduğu dikkate alındığında dava tarihindeki prime esas kazanç üzerinden borçlanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

16.Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.05.2024 tarihli ve 2023/10-610 Esas, 2024/235 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır.

17.Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacıya yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı, Kurumun 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 1. maddesinde sayılan Kurumlardan olan davalının bu Kanun hükümlerine göre tebligat çıkarma görevini yerine getirmemesi nedeniyle davacının 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun hâlen geçerli olduğu, makul süre yorumu ile sonuca gidilmesinin Anayasal hak olan sosyal güvenlik hakkının kaybına yol açacağı, direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

18.Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

19.O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. ''K A R Ş I O Y'' 3201 sayılı Kanunun 4/1. madde hükmünde; tahakkuk ettirilen borç tutarının, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödeneceği, ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edileceği, tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranacağı düzenlenmiştir. Bu Kanunda tebliğin usulüne dair özel bir hüküm bulunmadığından 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ yapılmalıdır. Tebligat Kanunu 1. madde hükmüne göre; bu madede sayılan sayılan kamu kuruluşları tarafından yapılacak tebligatların bu Kanun hükümlerine göre yapılması gerekir. Davalı ... da bu maddede sayılan kurumlardandır.

Tebligat Kanunu 21. maddeye 6099 sayılı Kanunla eklenen fıkra (21/2) hükmüne göre; gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Adres kayıt sistemindeki adrese tebliğ mümkün gören bu hükme göre bu adrese çıkartılan tebligat iade gelmiş olsa bile aynı adrese AKS adresi olduğu belirtilerek yeniden tebligat çıkartılmak suretiyle tebliğ işleminin tamamlanması mümkün hâle gelmiştir.

Somut olayda ise davacının dilekçesinde bildirdiği adres ile AKS adresi arasında yazım farklılığı bulunmakta ise de ... Sokakta bulunan aynı adres olduğu anlaşılmaktadır. Gerek aynı adres olsun gerekse farklı adres olsun AKS adresine tebligat çıkartmakla yükümlü olan Kurum iade gelen tek tebliğle yetinmiş, aynı adrese ikinci kez tebligat çıkartma yoluna gitmeksizin işlem tesis etmiştir. Oysa ki 3201 sayılı Kanun ve 2008 tarihinde çıkan Yönetmelik hükmü borçlanma başvurusunu hukuka uygun bulan Kuruma, paranın üç ay içinde yatırılması için ilgiliye tebliğ yapılması görevini yüklemiştir.

Kurumun ikince kez tebligat çıkartmaması 2011 yılında çıkartılan 48 sayılı genelgeye uygun ise de Tebligat Kanunu 21/2. madde hükmüne aykırıdır. Tebligat Kanunu değişikliği 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olmasına rağmen bu değişikliğe uygun genelge çıkartılmayarak Kanuna aykırı genelge hükmüne dayalı işlem tesis edildiği anlaşılmaktadır. Hukuku kendiliğinden uygulamakla yükümlü olan hâkimin (HMK 33/1), Kanuna aykırı genelge hükmünü esas alarak karar verebilmesi de mümkün olamaz. Bu durumda Kurumun Kanun ile düzenlenen tebligat çıkartma görevini tamamlamadığı gözetildiğinde davacının 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun hâlen geçerli olduğunun kabulü gerekir. 5510 sayılı Kanunun 42. maddesinde; Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir hükmü bulunmakta ise de bu hüküm bağlanacak gelir ve aylıklarla ilgili olup davacıya yapılacak tebliğ ise bundan daha önceki aşama olan borçlanma başvurusuyla ilgilidir.

Borçlanma başvurusu nedeniyle yapılacak tebliğe ilişkin 3201 sayılı Kanunda daha özel bir hüküm bulunduğu hâlde bu hükme aykırı biçimde uygulanma önceliği taşımayan 5510 sayılı Kanundaki üç aylık süre esas alınarak bu süreye üç aylık ödeme süresi de eklenmek suretiyle makul süre hesabı yapılarak sonuca gidilmesi de mümkün olmamalıdır. Zira bu şekilde yapılan makul süre hesabı 3201 sayılı Kanundaki tebliğ zorunluluğuna rağmen, ilgisiz başka bir hükme dayanılarak bir nevi hak düşürücü süre ihdas etmek olur ki kişinin anayasal hakkı olan sosyal güvenlik hakkının böylece bir Kanun hükmüne dayalı olmaksızın sınırlandırılması Anayasa hükmüne de açıkça aykırı olacaktır.

Bölge adliye mahkemesince buna uygun gerekçe ve sonuç içerir biçimde 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun hâlen geçerli olduğu kabul edilerek verilen önceki kararda direnilmiş olması Kanun hükümlerine uygun ve isabetli olmuştur. Direnme kararı uygun bulunarak işin esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Karar Etiketleri
BOZULMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Sigorta Hukuku 5754 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde;“Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” düzenlemesi bulunmakta iken 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunu 5754 sayılı Kanun 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 97. maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değitirilmiş yine 17.07.2019 kabul tarihli ve 7186 sayılı Kanunu 3201 sayılı Kanun) 1 ilâ 5 ve geçici 9 . maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesindeki hükümden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlenmesi bulunmakta olup mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu 5510 sayılı Kanun 7201 sayılı Tebligat Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 7186 sayılı yasanın 9. maddesi ile değişik 3201 sayılı Kanunu 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunu 5754 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinin 1. fıkrasında ise "Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 7189 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5. maddenin başlığı “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” iken "Süre tespiti, sigortalılığın başlangıcı ve sürelerin değerlendirilmesi" olarak; 4. fıkrası ise “Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Kanunu 506 sayılı Kanun 3201 sayılı Kanun 7186 sayılı Kanun K5510 md.97 K7189 md.10 HMK md.33/1 HMK md.371 K6552 md.28 HMK md.373 K5510 md.82 K506 md.116 K5510 md.42 K3201 md.4/1 K7186 md.13 K3201 md.5 K3201 md.4 K3201 md.9 K5754 md.1 K5754 md.4 K5754 md.9 K7201 md.1 K7201 md.21/2
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.