10. Hukuk Dairesi
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :352-306 Dava, dava dışı şirketin Kuruma olan borçları sebebiyle davacılar aleyhine düzenlenen ödeme emrinin iptali ile yaşlılık aylığına uygulanan haczin kaldırılması istemine ilkişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dosya kapsamından, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı ...'nın ... babasının, davaya konu edilen ödeme emrine konu borçların tahakkuk dönemlerinde dava dışı ... A.Ş'nin Yönetim Kurulu üyesi, birleşen davanın davacısı ...'ün de anılan şirket aleyhine açılan aynı takip (2000/ 5000 sayılı) dosyası sebebiyle hakkında düzenlenen haciz bildirisine konu edilen borçların tahakkuk dönemlerinde Yönetim Kurulu başkanı oldukları, dolayısıyla 5510 sayılı Kanun'un 89/1. maddesi kapsamında üst düzey yönetici konumunda olup, şirketin belirtilen borçlarından müteselsilen sorunlu bulunduklarından Kurum işlemlerinde bir hata olmadığı; Yine, adı geçen şirkete, 2000 yılında aynı takip dosyasından gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilmiş ve aleyhine süresinde itiraz edilmemiş olmasının, davacıların zamanaşımınının iddialarını dinlenemez kıldığı sonucuna varıldığı belirgindir. Mahkemece aynı gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmiştir. Ancak, davacı ... aleyhine, mirasçı olması sebebiyle düzenlenmiş 30.06.2010 tarihli ödeme emrinin davacıya hangi tarihte tebliğ edildiğini gösterir bilgi ve belgeler getirtilmemiş, davanın ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanunun 58. maddesinde öngörülen 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı irdelenmemiştir. Belirtilen eksiklik giderilip, davanın anılan süre geçirildikten sonra açılmış olduğunun anlaşılması halinde, takip kesinleştikten sonra menfi tespit davası açılmasına 6183 sayılı Kanun hükümlerinin cevaz vermemiş bulunduğu, ne var ki borçlunun takibe konu alacağı ödedikten sonra 5510 sayılı Kanunun 89. maddesi gereğince “istirdat davası” açılabileceği ve iddianın açılacak istirdat davasında irdelenebileceği gözetilmelidir. Davanın süresinde açıldığının anlaşılması halinde ise, esasa ilişkin yapılacak değerlendirmede zamanaşımı iddiası da irdelenmelidir. Diğer davacı ... hakkında ise; 6183 sayılı Kanunun 54. maddesi hükmü uyarınca süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının, “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır. Somut olayda da; 10.06.2010 tarihli haciz yazısında belirtilen 2000/500 sayılı takip nedeniyle davacıya ödeme emri tebliğ edilip edilmediği, böylece şirketin borçları nedeniyle davacı hakkında kesinleşen bir icra takibinin bulunup bulunmadığı irdelenmeksizin yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacılar vekiliinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın