Esas No
E. 2013/2310
Karar No
K. 2015/1729
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku
Aramaya Dön
YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

E. 2013/2310 K. 2015/1729 T.
Karar Sonucu BOZULMASINA
Resmî Atıf Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/2310, K. 2015/1729, T. 19.06.2015
PDF DOCX UDF
Karar Künyesi
Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2013/2310
Karar No
2015/1729
Karar Tarihi
19.06.2015
Dava Türü
Hukuk
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Karar Metni Tam metin · resmî kaynaktan

Hukuk Genel Kurulu         2013/2310 E.  ,  2015/1729 K.MENFİ TESPİT VE İSTİRDAT DAVASI

CEZAİ ŞART

İŞ SÖZLEŞMESİ

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

ZAMANAŞIMI

BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 66

BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 161

BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 61

İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 72

  HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:   Dava, iş sözleşmesi ile kararlaştırılan hizmet süresine ilişkin cezai şart nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile yapılan yersiz ödemenin tahsili istemine ilişkindir.  

Davacı vekili, davacı ile davalı işveren arasında 22.4.2009 tarihli belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olduğunu, sözleşmenin 10. maddesinde hizmet süresine ilişkin ağır cezai şart öngörüldüğünü, sözleşmede kararlaştırılmış olan cezai şartın geçersiz olması nedeniyle davacının borcu bulunmadığının tespiti ile ödenen 14.243,00 TL nin istirdadına, bu talebin kabul edilmediği takdirde kararlaştırılan cezai şart tutarından BK 161. maddesi uyarınca hakkaniyet indirimi yapılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının 22.04.2009 tarihinde işe başladığı, 08.04.2010 tarihinde başka bir kuruma geçecek olması nedeniyle istifa ederek işten ayrıldığını davacının davayı menfi tespit davası olarak nitelendirdiğini, menfi tespit ve istirdat davaları için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın bu nedenle reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece, BK.nun 66. maddesinde yazılı bir yıllık zamanaşımı süresi en geç son ödeme tarihinden itibaren başlayacağı dava tarihi itibariyle bir yıllık süre geçtiği, davacının rızası ile ödemeyip, davalı taraf bunu, itiraz edilmeksizin kesinleşmiş bir icra takibi sonucu davacıdan zorla tahsil etmiş olsaydı,

İİK.nun 72. maddesinde yazılı bir yıllık hak düşürücü süre dahi geçmiş olacağını davacının rızaen ödemesini, cebri icra tehdidi altında yapılan ödemeden daha ağır bir koşul altında yapılmış ödeme saymaya hukuken imkanı olmadığı gerekçesi ile davalı tarafın zamanaşımı defi yerinde bulunarak davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, metni yukarıya aynen alınan ilamla bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilerek davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; zamanaşımı süresinin sözleşmeye mi yoksa sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre mi belirleneceği varılacak sonuca göre zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin ispat yükünün kime ait olduğu noktasında toplanmaktadır. Öncelikle sebepsiz zenginleşme kavramı ve sözleşmeden hukuki işlemlerden doğan borçlardan farkının açıklanması gerekmektedir: Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.

Dava tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun konuya ilişkin 61 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı geri verme borcu altındadır. Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir. Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez.

Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Aynı ilkenin bir sonucu olarak sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir. Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2010 gün ve 2010/13-93 E., 2010/88 K. sayılı kararında feshedilen bir kredi kartı sözleşmesinden doğan istirdat talepli uyuşmazlıkta, sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yine, Hukuk Genel Kurulunun 13.6.2007 gün ve 2007/18-330 E., 207/350 K. sayılı kararında da benimsenmiş olup, sözleşme niteliğindeki yüklenme senedinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, fazla ödenen paranın geri alınmasının sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bunun yanında, Hukuk Genel Kurulunun 6.1.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6 sayılı kararında da, feshedildiği ileri sürülen bir sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi ve zamanaşımının da buna göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile davalı aralarından imzaladıkları iş sözleşmesinde asgari süreden önce bazı nedenler olmaksızın ayrılma halinde caza koşuluna yer vermişlerdir. Davacı işçi asgari süreli sözleşme süresinden önce ayrılması nedeni ile davalı sözleşmedeki ceza koşulunu talep etmiş, davacı da ödemiştir.

Bu ödeme iş sözleşmesindeki ceza koşuluna dayanmaktadır. Taraflar arasında iş ilişkisi bulunmaktadır. Davacı bu dava ile sözleşmedeki ceza koşulunun geçersiz olduğunu ileri sürerek, ödediği tazminatı geri istemektedir. Bu itibarla, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden sonra sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, eldeki davada 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125.maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, uyuşmazlıkta sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona erdiği, sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması konusunda yere mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığı ileri sürmüşler ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca kabul görmemiştir. Açıklanan bu değişik gerekçe ile usul ve yasaya aykırı olan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda açıklanan değişik gerekçelerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 19.06.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

İlgili Mevzuat & Etiketler
BOZULMASINA Yargıtay Hukuk Borçlar Hukuku 818 sayılı Borçlar Kanunu K818 md.66 K818 md.125
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog