45. Hukuk Dairesi
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; 17.09.2018 tarihli ve "Esenyurt Sınırları İçerisinde Haşere Mücadelesi" başlıklı bir sözleşme ile üç adet bononun sanki bu sözleşme nedeniyle verildiğini belirtmiş olup tamamen gerçek dışı olduğunu, kıymetli evraklarda mücerretlik ilkesi söz konusu olup bono konusu borcun temel ilişkiden bağımsız olduğunu, sözleşme konusu işin tarihi 30.09.2018 olup bonoların 12.06.2020, 23.10.2020 ve 30.10.2020 tarihli olduğunu, sözleşme konusu iş bitim tarihinden iki yıl sonraya ait olduğunu, iş bitim tarihinden iki yıl sonrası için bono düzenlenmesinin hayatın olağan akışına tamamen aykırı olduğunu, sözleşmenin hiçbir yerinde, sözleşme bedeli için bono verileceği yazılı olmadığını, bononun hiçbir yerinde ilgili sözleşme gereği verildiği ve saire ibarenin yazılı olmadığını, sözleşme konusu işin yapılmadığı iddiasının tamamen gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu, bonoların, davacının iddia ettiği gibi 17.09.2018 tarihli sözleşme için verildiği iddiasının veya sözleşme konusu işin yapılmadığı iddiası ve faturaların avans faturası olduğu iddiasının tamamen gerçek dışı, kötü niyetli ve gayri ciddi olduğunu, taraflar arasında cari hesap ilişkisinin mevcut olduğunu, müvekkilinin çeşitli zamanlarda davacıya bir kısım işler yapmış olduğunu, bir kısım mallar satmış olduğunu, karşılığında ise alacaklarını nakit olarak, çek olarak veya bono olarak almış olduğunu, cari hesap ekstresinden 10.06.2019 tarihi itibariyle müvekkilinin davacıdan 565.991,96 TL alacaklı olduğu sabit olduğunu, haksız ve dayanaksız davanın reddine, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, "...TMK.na göre ise, genel kuralın menfi tespit davalarında uygulanması gerekmekte olduğundan ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayacaktır. Dava konusu olup, "malen" olarak verildiği kayden anlaşılan ve bedelsiz olduğu iddia olunan belge, kambiyo evrakı niteliğinde olan bir bonodur. Dava konusu bonoların düzenlenme sebebi "malen" olduğu halde davacı vekili iddiasında bu bonoların üç ay süreli ve 475.120,00 TL bedelli sözleşme kapsamında düzenlenmiş olduğunu, ancak sözleşmenin davalı tarafından yerine getirilmediğini, işin yapılmadığını, mal teslimi veya hizmet ifası olmaksızın davalı uhdesinde bulunan bonoların karşılıksız kaldığını belirtmiştir. HMK. 200. (HMUK 288 mad.) maddesi uyarınca bir hakkın düşürülmesi, değiştirilmesi amacı ile ileri sürülen bu savunmanın, bono miktarı gözetildiğinde mutlak suretle yazılı belge ile ispatı gerekir.Taraflar arasında düzenlendiği tartışmasız olan takibe konu bonolar yazılı bir belge olup kambiyo evrakı niteliğindedir.Evrakların içeriğine göre davacının bu bonolar karşılığında davalıdan karine olarak mal aldığı, bunun için bonoların düzenlediği kayden anlaşılmaktadır. Esasen bu durum davalı lehine oluşan bir karinedir.Davacı vekili bu iddiası konusunda iddiasını ispatlayabilecek yazılı herhangi bir belge sunmadığı gibi bu iddiasını ispatlayabilecek başkaca bir yazılı delil ortaya koymamıştır. Bu duruma göre davacının aleyhine oluşan karinenin aksine ilk bakış itibariyle ispatlayamadığı anlaşılmaktadır.Davacı ve davalı tarafların şirket olmaları nedeniyle, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde mahkememizce atanan SMMM bilirkişi marifetiyle gerekli incelemeler dahi yapılmıştır. Buna göre mahkememizce atanan SMMM bilirkişinin hazırlamış olduğu raporda tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, davalının ticari defterlerine göre üç adet faturanın davalı tarafından düzenlendiği, buna göre davalının davacıdan 443.229,80 TL tutarında alacaklı olduğu, ayrıca davaya konu senetlerin davalı lehine alacak olarak kaydedildiği, 31/12/2019 tarihi itibariyle ise davalının kendi ticari defterlerine göre davacının alacağının olmadığının tespit olunduğu, taraflar arasındaki 2018-2019 yılı arasındaki ticari ilişkiler nedeniyle davalının düzenlediği üç adet fatura ve davacının davalıya düzenleyip verdiği üç adet bono dışında çeşitli tarihlerde davacının davalıdan köpek maması, kedi maması ve benzeri emtialar satın aldığı, taraflar arasında davacının iddia etmiş olduğu sözleşme içeriği ile ilgili sözleşmeye konu iş kapsamında bu bonoların verildiğine dair kayıt bulunmadığı, taraflar arasındaki cari hesapta yine davalının davacıya dava dışı emtia satışına ilişkin satış faturasının yer aldığı, bu suretle dava konusu edilen iş dışında taraflar arasında ticari mal alış verişinin olduğu, cari hesaba dayalı olarak çalıştıkları, ayrıca taraflar arasındaki dava konusu edilen sözleşmede avans verilmeyeceğinin de açıkça belirtildiği, ön ödemelerde avans faturası düzenleneceğine dair bir hükmün bulunmadığı, zaten bonolarda malen ibaresinin mevcut olduğu, bu arada davacı tarafın davalının kesmiş olduğu faturaların aldığı ticari defterlerine dahi kayıt ettiği, bu faturalara süresinde itiraz etmediği gibi faturaları teslim alırken davacının herhangi bir çekince de koymadığı, davacı şirketin iddialarının muhasebesel açıdan davacı iddiaları ile uyumlu olmadığı açıklanmıştır.Bilirkişi tarafından yapılan muhasebesel incelemeden anlaşıldığı üzere davalının ticari defterleri davalı aleyhine değil bilakis davalı lehine delil niteliğindedir. Böylelikle dava ve takip konusu bonolardan dolayı davalının alacak talep etmesine engel bir kayıt yoktur.Öte yandan davacı, bononun mal karşılığı değil sözleşme gereği avans olarak düzenlendiğini iddia etmiş olmakla birlikte HMK 200 maddesi ve devamı çerçevesinde bu durumu ispatlayan yazılı bir belgesi, delil başlangıcı dahi mevcut değildir.Bu şartlarda ispat külfeti bonoyu talil eden davacıya aittir. Ne var ki davacı, davaya ve takibe konu bonolar nedeniyle borçlu olmadığı bu bonoların adı geçen ve iddia edilen sözleşme nedeniyle avans olarak verildiği noktasında davacı lehine sonuç doğurabilecek bir delil sunmamıştır.Esasen bilindiği üzere kural olarak bononun da aralarında bulunduğu kambiyo senetleri soyut borç ikrarı içeren senetlerdir. Hukukumuzda soyut borç ikrarı kural olarak geçerli olup soyut borç ikrarında bulunan borçlu karşısında alacaklının alacağın sebebini ispat etmesi kural olarak zorunlu değildir. Kambiyo senetlerinde de geçerli olan soyutluk prensibinin etkisi de bu kurala paralel olarak kambiyo taahhüdünün, sebepten bağımsız soyut bir hukuki işlem olması şeklinde ortaya çıkar. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senedi ile borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmek yükümlülüğü altına girer. Bu nedenle bir kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddia edilmesi sureti ile açılan menfi tespit davasında ispat külfeti davacı borçluya düşer. (Yarg. HGK. 29.09.1976,11/497-2564; Yarg. TD. 23.11.1970, 2787/4659; B. KURU, Hukuku Muhakemeleri Usulü, C.2, s. 367, UYAR, Olumsuz Tespit Davaları, s. 560)Sebebi gösterilmeyen (soyut) bir borç ikrarı niteliğinde olan bir kambiyo senedinin bedelsizliğini ileri süren tarafın önce borcun sebebini, akabinde ise bu sebebin gerçekleşmediğini yahut geçersizliğini veya sebebe bağlı olarak ödeme gibi borcu sona erdiren bir olguyu ispat etmesi gerekir. Tüm bu durumlara rağmen ispat yükü üzerinde olan taraf ispat yükünü bu noktalarda yerine getirememiştir.Hemen belirtmek gerekir ki davacı taraf dava konusu olan bonoların düzenlenme sebebini öncelikle ispat yükü altındadır. Davacının talebine konu olan bonolar açıklandığı üzere davacı aleyhine delil niteliğindedir. Davacı, aleyhine delil teşkil eden bu bonoların aksini ancak eşidi belge ile ispat edebilir. Davacı aleyhine delil teşkil eden bonoların aksini 6100 sayılı HMK m.200 gereği ispatlayamadığı ise yukarıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa 792). Bu şartlarda sonuç olarak davacı şirket aleyhine oluşan mevcut kayıtlara göre davacının üzerine düşen ispat yükünü yerine getiremediği kabul edilmiştir. " gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine, davanın reddi nedeniyle davacının tazminat talebinin reddine, davalı aleyhine duran bir icra takibi olmadığından davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle düzenlenen bonoların bedelsiz kaldığı iddiası ile İİK m.72 maddesine dayalı olarak menfi tespit istemine ilişkindir. ...sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 1 adet bonoya (28/10/2019 tanzim, 12/06/2020 ödeme tarihli 130.000,00 TL bedelli bonoya istinaden 130.000,00 TL asıl alacak, 1.371,23 TL işlemiş faiz, 390,00 TL bono komisyonu olmak üzere toplam 131.761,23 TL alacağın tahsili için takip başlattığı görülmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/11/2021 tarih 2017/(19) 11-3090 Esas 2021/1460 Karar sayılı ilamında ifade edildiği gibi ; "Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir. Nihayet, “malen” ibaresi bulunan bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının malı teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2015 tarihli ve 2013/19-1622 E., 2015/1238 K. sayılı kararında da değinilmiştir." Somut olayda; dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Davaya konu bonolarda davacı keşideci, davalı lehtar olup, ihdas nedeni olarak “malen” kaydı bulunmaktadır. Davacı yan; davaya konu 12/06/2020 ödeme tarihli 130.000,00 TL bedelli, 23.10.2020 ödeme tarihli 218.491,00 TL bedelli ve 30.10.2020 ödeme tarihli 217.500,00 TL bedelli üç adet bononun, taraflar arasında imzalanan 17/09/2018 tarihli "Esenyurt Sınırları İçerisinde Haşere Mücadelesi Sözleşmesi" kapsamında verildiğini, sözleşmeye göre davalı şirketin 01/07/2018-30/09/2018 tarihleri arasında üç aylık haşere ile mücadele etme işini üstlendiğini, ancak sözleşme kapsamında üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, senetlerin bedelsiz kaldığını iddia etmiştir.Davalı yan ise ; davaya konu üç adet senedin iddia edildiği gibi sözleşme kapsamında verilmediğini, taraflar arasında cari hesap ilişkisinin mevcut olduğunu, davalının çeşitli zamanlarda davacıya bir kısım işler yaptığını, bir kısım mallar sattığını, karşılığında ise alacaklarını nakit olarak, çek olarak veya bono olarak aldığını savunmuştur.Yukarıda da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senetlerde malen kaydının mevcut olması hâlinde, davacının söz konusu bonolar karşılığında davalıdan karine olarak mal aldığının kabulü gerekmektedir. Ayrıca alacaklının malı teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü de bulunmaktadır. Ancak davacı taraf senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını ileri sürdüğüne göre ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Davacı yan her ne kadar, senetlerin taraflar arasında imzalanan hizmet sözlemesi kapsamında avans karşılığı verildiğini, hizmetin yerine getirilmediğini iddia etmiş ise de senetlerin avans karşılığında verildiğini ispata elverişli yasal delillerle kanıtlayamamıştır.Kaldı ki, senetlerin iddia edildiği gibi hizmet sözleşme kapsamında verildiği kabul edilse dahi tarafların incelenen ticari defterler ve kayıtlarından anlaşıldığı üzere söz konusu senetlere istinaden davalı tarafça düzenlenen hizmet faturaların davacının ticari defterlerine kaydedildiği, söz konusu faturalara itiraz edilmediği görülmüştür. 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır.Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir.Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir.Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır.Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ...aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.)maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. Sayılı benzer mahiyette ilamlarında ifade edildiği gibi sözleşme kapsamında verildiği iddia olunan senetlere konu faturaların davacının ticari defterlerinde kayıtlı olması hizmetin verildiğine karine oluşturmakta olup aksi davacı tarafça ispatlanması gerekmektedir.Davacı vekili her ne kadar hizmetin verilmediğini iddia etmiş ise de faturaları iade etmediği gibi ticari defterlerine kaydettiği anlaşılmakla emsal Yargıtay kararlarında ifade edildiği gibi hizmetin verildiğine karine oluşturduğu gözetilerek aksi davacı tarafça ispatlanamamıştır. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu ulaşılan maddi olay ve hukuki değerlendirme usul ve yasaya uygun olup kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilmediği ve davacı vekilinin istinaf dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmadığı anlaşılmakla HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine, karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 556,10 TL harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.25/06/2025
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın