Danıştay 4. Daire Başkanlığı
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/3997 E. , 2025/1706 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
2.(DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi
3.... 4- ...
5....Mirasçısı
...
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Aydın İli, Efeler İlçesi, ... Köyü, ...ruhsat nolu sahada davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Ken Kipaş Jeotermal Elektrik Santrali (24 MWe)" projesi ile ilgili olarak Aydın Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce verilen ... tarih ve ... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Ondördüncü Dairesinin 17/11/2016 tarih ve E:2016/2742, K:2016/6562 sayılı (ek gerekçeyle) onanmasına dair kesin olarak verilen kararına karşı yapılan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesinin 01/11/2017 tarih ve Başvuru No:2017/20231 sayılı kararıyla reddedilmesi nedeniyle aralarında davacıların da olduğu başvurucular tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde, Mahkemenin 03/10/2023 tarih ve Başvuru No:14684/18 "Efgan Çetin ve Diğerleri / Türkiye Davası" sayılı kararıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine, davacılar tarafından 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesi 1. fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi üzerine, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edilmek suretiyle yeniden yargılama yapılarak verilen temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle 20/11/2015 tarihinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; davaya konu tesisin unsurları olan santralin kurulu bulunduğu alanda; üretim ve re-enjeksiyon kuyularının açıldığı alanların ve boru hatlarının geçtiği/geçeceği alanların tamamının bu alandaki II. sınıf kalitesindeki sulu tarım nitelikli araziler üzerinde kurulu bulunduğu, tesisin unsurlarının inşaası ile bu alanlardaki tarımsal üretim materyalleri olan ağaçların ve özellikle yüzlerce yıllık verimli zeytin ağaçlarının ve fidanlarının kesilmek suretiyle tamamen yok edilmiş olduğunun ve tarla alanlarının da yine tamamının geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde arazi ve toprak özelliklerinin bozulmuş olduğunun, inşaat faaliyetlerinin devam etmekte olduğunun, kimi alanlarda da bu bozulmaların halen devam etmekte olduğunun tespit edildiği, proje sahasının hemen tamamının, halihazırda hayvancılık ve mera nitelikli alanlar olmasına ve ÇED mevzuatına göre kesin izin alınması gereken kurumlardan olan Tarım Bakanlığından davaya konu faaliyet alamı için 5403 sayılı Toprak ve Arazi Kullanımı Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamındaki izinlerin alınmasının bir zorunluluk olduğu bildirilmiş olmasına rağmen davaya konu faaliyete söz konusu bu izinler alınmadan başlanmış olması nedeniyle davaya konu "ÇED Gerekli Değildir" kararının bilimsel, teknik ve hukuki yönlerden eksik ve hatalı işlemler neticesinde verildiğinin anlaşıldığı, davaya konu faaliyet için hazırlanmış olan Proje Tanıtım Dosyasının (PTD) içeriğinin usuli koşulları yerine getirmiş olmasına rağmen, işbu bilirkişi raporunun içeriğinde belirtilmiş olan konularda bilimsel, teknik ve mevzuat açısından çeşitli eksikliklerinin ve yetersizliklerinin bulunduğu, tarım sektörü faaliyetlerinden ciddi farklılıklar içeren davaya konu “enerji üretimi faaliyetlerinin” bu yöredeki doğal flora ve fauna için ve atmosferik koşullar üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı, “Binary cycle” sistemi kullanılacak olsa da, bu konuda yapılmış olan ulusal ve uluslararası bilimsel ve teknik araştırma sonuçlarına göre (fosil yakıt ve doğal gaz kullanan fabrikalara kıyasla daha az olmakla birlikte) jeotermal enerji üretimi sırasında insan ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabilecek çevre kirletici gazların emisyonunun mümkün olduğu, davaya konu faaliyet için alternatif alan araştırmalarının yapılmadığı ve bir ülkenin bilimsel, teknik ve mevzuat açısından enerjiden daha öncelikli ve yenilenemeyen ve mutlak gerekli bir doğal kaynağı durumunda olan ve Anayasal güvence altında bulunan arazi ve tarım toprakları ve onlar üzerindeki gıda güvenliğinin teminatı olanı başta zeytinlikler olmak üzere çok yıllık-uzun yıllık bitkisel materyallerin “tesisin unsurlarının kurulu bulunduğu alanlarda” geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde zarar gördüğü ve görmeye devam edeceği, yönünde sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu kapsamda, tesis unsurlarının inşa edildiği alanların hemen bitişiğinde zeytinlik alanların bulunduğunun, başta zeytinlikler olmak üzere uzun yıllık bitkisel materyallerin geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde zarar gördüğü ve görmeye devem edeceğinin belirtildiği, rapor içeriğinde dava konusu yere ilişkin görsellerin de bulunduğu anlaşılmaktadır.
Anılan rapora taraflarca itiraz edildiği görülmüş olup, Mahkemenin E:... sayılı dosyasında da aynı bilirkişi heyeti tarafından görüş verildiği, Mahkemece verilen kararın ise Danıştay Ondördüncü Dairesinin 22/03/2016 tarih ve E:2015/9771, K:2016/2056 sayılı kararıyla literatür araştırmalarına ve ihtimale dayalı görüş belirtildiği ve bilirkişilerin uzmanlık alanları dikkate alındığında belirtilen hususlarda da gerekli ve yeterli uzmanlığa sahip olmadığından İdare Mahkemesince; aralarında çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, ziraat mühendisi, şehir plancısı, elektrik mühendisi, makine mühendisi ve jeofizik mühendisi olmak üzere üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerinden oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle uyuşmazlığın esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiği yönünde karar verildiği görüldüğünden, bilirkişilerce teknik yönden verilen görüşler hükme esas alınmamış ise de, "keşif esnasında yapılan tespitlerde yukarıda da ifade edildiği üzere alanın daha önce zeytinlik bahçeleri olduğu yine halihazırda da tesis unsurlarının inşa edildiği alanların hemen bitişiğinde zeytinlik alanların bulunduğunun, başta zeytinlikler olmak üzere, uzun yıllık bitkisel materyallerin var olduğunun tespit edildiği bilirkişi raporunun eki fotoğraflardan da sabit olduğu görüldüğünden, söz konusu veriler dikate alınmıştır.
Bu kapsamda Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin 23. maddesinde yer alan, alternatif alan bulunmaması ve Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED)’na uygun olması, bitkilerin vegetatif ve generatif gelişimine zarar vermeyeceği Bakanlık araştırma enstitüleri veya üniversiteler tarafından belirlenmesi durumunda; ilgili Bakanlıkların onaylı belgeleri ile mahallin en büyük mülki amirinin izni doğrultusunda, zeytinlik sahalarında ve bu sahalara 3 kilometre mesafede jeotermal kaynaklı teknolojik sera faaliyetlerinde bulunulabileceğine ilişkin düzenleme, Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/02/2015 günlü, E:2012/4992, K:2015/996 sayılı kararı ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 20. maddesinin amacını aşan bir düzenleme olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Söz konusu Kanunun 20. maddesinin amacının ise, gerekli tedbirler alınmış olsa bile, zeytinlik sahalarında ve bu sahalara 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri hariç olmak üzere; kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran ya da sayılan olumsuz sonuçlara yol açma ihtimali bulunan tesislerin yapılmasını ve işletilmesini önlemek olduğu açıktır.
Bu durumda; projenin gerçekleştirileceği taşınmazların niteliği açıklanırken, dava konusu projenin gerçekleştirildiği alanın buna bağlı hatlarının ve bitişik arazilerin üzerinde zeytin olan bölümlerinin dikili tarım arazisi niteliğinde olduğu dikkate alındığında ve dava konusu proje kapsamında işletilecek tesisin, 3573 sayılı Kanun uyarınca zeytinlik sahalarına 3 km'den daha kısa mesafede yapılması mümkün olmayan, kimyevi atık bırakabilecek tesisler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, "Ken-Kipaş (24 MWe) Jeotermal Enerji Santrali" projesi ile ilgili verilen dava konusu ...tarih ve ...sayılı "ÇED Gerekli Değildir" kararında mevzuata ve hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
1.Davalı idare tarafından, süre aşımı nedeniyle davanın reddi yolundaki ilk Mahkeme kararından önceki aşamada yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun, yargılamanın yenilenmesinin kabul edilerek verilen temyize konu Mahkeme kararında hükme esas alınamayacağı, nitekim önceki aşamada bilirkişi raporuna yönelik yapılan itirazların değerlendirilmediği, söz konusu itirazların da teknik hususlara ilişkin olduğu, kaldı ki aradan geçen 9 yıllık zaman zarfında bölgede meydana gelen değişimlerin olduğu, tesisin üretime geçtiği ve bu süreçte zeytinliklere zarar verilip verilmediğinin yeniden yaptırılacak keşif ve bilirkişi incelemesiyle ortaya konulabileceği belirtilerek, Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
2.Davalı yanında müdahil tarafından, (davalı idarenin de aynı yönde ileri sürdüğü temyiz iddialarına ek olarak) yargılamanın yenilenmesi isteminin davalı yanında müdahile bildirilmediği, dolayısıyla yokluğunda yargılamanın yapıldığı, nitekim yargılamanın yenilenmesine istemine ilişkin dilekçenin, temyize konu Mahkeme kararının verilmesinden sonra davalı yanında müdahile tebliğ edildiği, yokluğunda yapılan yargılamanın esasına yönelik beyanda bulunmasının engellenmesiyle hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği, temyize konu kararın aynı bölgede faaliyet gösteren jeotermal enerji santralleriyle ilgili verilen Mahkeme kararlarıyla çeliştiği belirtilerek, itirazlar değerlendirilmeksizin söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle yokluğunda verilen Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından, ilk yapılan yargılama aşmasında hazırlanan bilirkişi raporunun uyuşmazlığın çözümü bakımından yeterli olduğu, koşulların değişmesi nedeniyle yeniden hazırlanacak bilirkişi raporunun maddi gerçeği ortaya koyamayacağı belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile aşağıda yer verilen gerekçeyle Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra Üye ...'in 2577 sayılı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca "temyiz iddialarının açıklığa kavuşturulması amacıyla keşif ve bilirkişi incelemesinin Dairemizce yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği" yolundaki usule ilişkin azlık oyuna karşın, Mahkemece maddi olay açıklığa kavuşturulmadığından, bu aşamada temyiz isteminin esasının görüşülemeyeceği sonucuna varılarak, gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY:
Davalı yanında müdahil tarafından, Aydın İli, Efeler İlçesi, ... Mevkiinde ... işletme ruhsat numaralı "Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular İşletme Ruhsatı" sınırları içinde mevcut kuyulardan jeotermal kaynağın çıkarılması ve bu kaynaklar kullanılarak 24 MWe gücünde Jeotermal Enerji Santrali projesinin yapılmasının planlanması nedeniyle hazırlanan PTD'nin davalı idareye sunulması üzerine, ilgili kurumlardan alınan görüşler de dikkate alınarak, söz konusu projeyle ilgili ... tarih ve ... sayılı "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir. Bunun üzerine, anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Yargılamanın yenilenmesi" başlıklı 53. maddesinde; "Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir. ... ı) (Ek: 15/7/2003-4928/6 md.) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Ek ibare: 25/7/2018 – 7145/4 md.) veya hüküm aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi.
2.Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır. ..." hükmüne, "Yargılamanın yenilenmesi" usulü başlıklı 55. maddesinde; "...
2.Karşı tarafın savunması alındıktan sonra istekler incelenir ve kanunda yazılı sebepler varsa davaya yeniden bakılarak karar verilir. ..." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir. 03/10/2013 tarih ve 28784 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinde; "Çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı: Seçme Eleme Kriterlerine tabi projelerin çevresel etkilerinin incelenerek, önemli çevresel etkilerinin olmadığı ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasına gerek bulunmadığını belirten Bakanlık kararını, ... ifade eder." olarak tanımlanmış, 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum ve kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelere hiç bir teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılarak dosya iade edilir." kuralı, 17. maddesinde ise; (1) Bakanlık Proje Tanıtım Dosyalarını EK-4’te yer alan kriterler çerçevesinde inceler ve değerlendirir. Bakanlık, bu aşamada gerekli görülmesi halinde Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlardan proje ile ilgili geniş kapsamlı bilgi vermesini, araç gereç sağlamasını, yeterliği kabul edilebilir kuruluşlarca analiz, deney ve ölçümler yapmasını veya yaptırmasını isteyebilir. (2) Bakanlık onbeş iş günü içinde inceleme ve değerlendirmelerini tamamlar. Proje hakkında "ÇED Gereklidir" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararını beş iş günü içinde verir, kararı Valiliğe, proje sahibine ve Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlara bildirir. Valilik bu kararı uygun araçlarla halka duyurur. (3) ÇED Gerekli Değildir kararı verilen proje için beş yıl içinde mücbir bir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda ÇED Gerekli Değildir kararı geçersiz sayılır. (4) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projeler için bir yıl içerisinde Bakanlığa başvuru yapılmaması durumunda karar geçersiz sayılır." kuralı yer almıştır.
Yukarıda alıntısına yer verilen Yönetmeliğin EK-IV bölümünde Proje Tanıtım Dosyasının Hazırlanmasında Esas Alınacak Seçme Eleme Kriterleri belirtilmiş, "Projenin Teknik Olmayan Özeti:
1.Projenin Özellikleri: a) Projenin ve yerin alternatifleri (proje teknolojisinin ve proje alanının seçilme nedenleri), b) Projenin iş akım şeması, kapasitesi, kapladığı alan, teknolojisi, çalışacak personel sayısı,c) Doğal kaynakların kullanımı (arazi kullanımı, su kullanımı, kullanılan enerji türü vb.), ç) Atık miktarı (katı, sıvı, gaz ve benzeri) ve atıkların kimyasal, fiziksel ve biyolojik özellikleri, d) Kullanılan teknoloji ve malzemelerden kaynaklanabilecek kaza riski.
2.Proje Yeri ve Etki Alanın Mevcut Çevresel Özellikleri: a) Mevcut arazi kullanımı ve kalitesi (tarım alanı, orman alanı, planlı alan, su yüzeyi ve benzeri), b) EK-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi dikkate alınarak korunması gereken alanlar.
3.Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler Notlar ve Kaynaklar: , Ekler:
1.Proje için seçilen yerin koordinatları, 2- Proje alanı ve yakın çevresinin mevcut arazi kullanımını değerlendirmek için; yerleşim alanlarının, ulaşım ağlarının, enerji nakil hatlarının, mevcut tesislerin ve Ek-5’de yer alan Duyarlı Yöreler Listesinde belirtilen diğer alanların (proje alanı ve yakın çevresinde bulunması halinde) yerlerine ilişkin verileri gösterir bilgiler 1/25000 ölçekli hâlihazır harita (çevre düzeni planı, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, topografik harita) üzerine işlenerek kısaca açıklanması, jeoloji haritası ve depremsellik" konu başlıklarına yer verilmiştir.
Öte yandan; 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 20. maddesinde; ''Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez.'' hükmü yer almaktadır.
03/04/1996 tarihli ve 22600 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin (03/04/2012 günlü ve 28253 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan Yönetmelikle değiştirilen) 4. maddesinde; ''Zeytinlik Saha: Orman sınırları dışında bulunan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yabani zeytinlik, antepfıstığı ve harnupluklar ve her nevi sakız çeşitleri veya şahıs arazisi olan tapuda bu şekilde kayıtlı sahalar ile orman sınırları dışında olup da 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında bulunmayan zeytin yetiştirmeye elverişli makilik ve fundalıklardan oluşan en az 25 dekarlık alan'' olarak tanımlanmış, (03/04/2012 günlü ve 28253 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilen) 23. maddesinde ise; Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytin ağaçlarının bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal işletmelerin yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın iznine bağlıdır. Ancak; alternatif alan bulunmaması ve Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED)’na uygun olması, bitkilerin vegetatif ve generatif gelişimine zarar vermeyeceği Bakanlık araştırma enstitüleri veya üniversiteler tarafından belirlenmesi durumunda;
a)Jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları,
b)Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar,
c)Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri,
ç)İlgili Bakanlıkça kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri,
d)Savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar, için, yukarıda belirtilen faaliyetlerde bulunmak isteyenler, ilgili Bakanlıkların onaylı belgeleri ile mahallin en büyük mülki amirine başvurur. Müracaat sahibi, çevrede oluşabilecek ÇED raporu ile belirlenmiş zararları önleyecek tedbirleri almak koşulu ve dikim normlarına uygun, eşdeğer büyüklükte il/ilçe müdürlüğünce uygun görülecek alanda zeytin bahçesi tesis eder. Olumsuz cevap başvuru sahibine yazı ile tebliğ edilir. İzin alınmaksızın yapılan faaliyetlerin yürütülmesi yetkililerce men edilerek, umumi hükümlere göre kanuni takibat yapılır. Bu madde kapsamında valiliklerce verilen kararlara yapılan itirazlar, Bakanlık tarafından değerlendirilerek karara bağlanır. '' hükmüne yer verilmiştir.
Söz konusu "Zeytinlik Saha" tanımının ve aynı Yönetmeliğin 23. maddesinin iptali istemiyle açılan davada; Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/02/2015 günlü, E:2012/4992, K:2015/996 sayılı kararıyla: "...Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin dava konusu edilen 4. maddesindeki "zeytinlik saha" tanımı ile, bir alanın zeytinlik saha olarak belirlenebilmesi için asgari 25 dekarlık bir büyüklüğe sahip olma şartı getirilmiştir. Oysa, Yönetmeliğe temel olan 3573 sayılı Kanun'da, zeytinlik saha tanımı açık olarak yapılmamakla birlikte, bir alanın zeytinlik saha olarak belirlenebilmesi için asgari bir büyüklük koşulu bulunmamaktadır. Her ne kadar 3573 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "...tespit edilen alanlar yerel koşullar dikkate alınmak suretiyle Bakanlık tarafından belirlenecek esaslara göre en az 25 dönümlük parseller halinde parsellenir " ifadesi yer almakta ise de, bu ifade, zeytin yetiştirmeye elverişli olduğu tespit edilmiş alanlardan ilgililere tahsis edilecek parsellere ilişkin olarak getirilmiş olup, zeytinlik alanlar hakkında asgari büyüklük şartı getiren bir hüküm içermemektedir. Bu durumda; Kanun'un zeytinlik alanları korumaya, iyileştirmeye ve yeni zeytinlik alanlar kurmaya yönelik hükümleri gereği zeytinlik alanların daraltılması, küçültülmesi mümkün olmadığından ve Kanun'da bir alanın zeytinlik saha olarak saptanabilmesi için asgari bir büyüklük şartı getirilmediğinden, Kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olarak, Kanun metninde olmayan bir sınırlama getirdiği görülen Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin dava konusu edilen 4. maddesindeki "zeytinlik saha" tanımında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin dava konusu edilen 23. maddesi hükmüne bakıldığında; maddenin 1. fıkrasının ilk iki cümlesinde yer verilen düzenlemelerin Yönetmeliğin dayanağı Kanun'un yukarıda bahsedilen 20. maddesinde de yer aldığı görülmekte olup dolayısıyla maddenin bu kısmı itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Diğer taraftan maddenin kalan kısmında getirilen düzenleme ile, alternatif alan bulunmaması ve Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED)’na uygun olması koşuluyla, zeytinlik sahalarda, jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımlarının yürütülebilmesi, enerji üretim tesislerin kurulabilmesi, madencilik, petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetlerinin yapılabilmesi mümkün hale gelmekte; ayrıca, çerçevesi ve sınırları belirtilmeksizin, Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar ile savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçların gerçekleştirilmesi imkanı getirilmektedir. Yönetmeliğe temel olan 3573 sayılı Kanun'un yukarıda alıntısı yapılan 20. maddesine bakıldığında, zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesisin yapılamayacağı ve işletilemeyeceği, bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmelerinin kurulmasının ise Bakanlığın iznine tabi olduğu görülmektedir. Bir başka ifadeyle, 3573 sayılı Kanun'un geneline yaygın koruyucu hükümler de dikkate alındığında, zeytinlik sahalarda ve bu sahalara üç kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası ve küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri dışında kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran bir tesisin yapılması mümkün değildir. Kaldı ki, 3573 sayılı Kanun'da Yönetmeliğin 23. maddesinde sayılan tesislere belli şartlar altında dahi izin verilebileceği yönünde hiçbir hükme yer verilmemiştir. Bununla birlikte, zeytinlik alanların daraltılamayacağı yönündeki hükme istisna olarak gösterilen belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması hâlinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşmanın zeytinlik alanının % 10’unu geçemeyeceği hükmü de dikkate alındığında; elektrik üretim tesisi, petrol ve doğal gaz arama işletmeleri gibi büyük ölçekli tesislerin anılan yapılaşma oranını ne şekilde sağlayacağı da açıklanabilir olmaktan uzaktır. Sonuç olarak, Yönetmeliğin 23. maddesinin yukarıda belirtilen kısmı, Yönetmeliğin temel aldığı Kanun hükümlerini aşan ve Kanun'un gözettiği koruma amacına aykırı hükümler içermektedir..." gerekçeleriyle 23. maddenin ilk fıkrasının ''Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytin ağaçlarının bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal işletmelerin yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın iznine bağlıdır.'' cümleleri bakımından davanın reddine;
4.maddede yer alan "Zeytinlik Saha" tanımının ve 23. maddenin diğer kısımlarının iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinde sayılan sebeplere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi istemli dilekçenin öncelikle karşı tarafa tebliğ edilerek, karşı tarafın savunması alındıktan sonra yargılamanın yenilenmesi isteminin incelenebileceği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde, Mahkemenin 03/10/2023 tarih ve Başvuru No:14684/18 sayılı kararıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine, davacılar tarafından verilen 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesi 1. fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemli dilekçenin 10/09/2024 tarihinde Mahkemenin kaydına girdiği, bu dilekçenin 25/09/2024 tarihinde davalı idareye tebliğ edildiği, Mahkemece esas hakkında 31/10/2024 tarihinde karar verildiği, 03/12/2024 tarihinde ise söz konusu dilekçenin davalı yanında müdahile tebliğ edildiği dikkate alındığında, yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin uyuşmazlık hakkında 15/09/2015 tarihinden itibaren davalı yanında müdahil olan proje sahibi şirketinin yokluğunda karar verildiği anlaşılmış olup, 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinde düzenlenen usul hükmüne aykırı davranıldığı sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan, zeytinlik alanlarda yürütülecek faaliyetlere ilişkin olarak öncelikle dikkate alınması gereken özel düzenlemenin 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümleri olduğuna kuşku bulunmamaktadır. Anılan Kanun'un 20. maddesinin, gerekli tedbirler alınmış olsa bile, zeytinlik sahalarda ve bu sahalara 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri hariç kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran ya da sayılan olumsuz sonuçlara yol açma ihtimali bulunan tesislerin yapılmasını ve işletilmesini önlemeyi amaçladığı açıktır. Diğer taraftan; Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/02/2015 günlü, E:2012/4992, K:2015/996 sayılı kararı karşısında, artık kamu yararı kararı alınarak dahi kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesislerin zeytinlik sahalara 3 kilometre mesafe içerisinde yapılması mümkün olmamakla birlikte bu tip alanlarda yapılacak projeler için verilen ÇED kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda, dava konusu projenin, zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakıp bırakmadığının, toz ve duman çıkarıp çıkarmadığının öncelikle ele alınması gerekmektedir. Zira söz konusu proje, zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan veya toz ve duman çıkaran bir tesis kapsamında değerlendirilirse, bu çerçevede zeytinlik alanlara 3 km mesafe içinde projenin gerçekleştirilmesine olanak bulunmayacak, aksi halde ise projenin gerçekleştirilmesi durumunda diğer çevresel etkiler yönünden taahhütlerin yeterli olup olmadığının incelenmesi gerekecektir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesince; projenin gerçekleştirileceği taşınmazların niteliği açıklanırken, dava konusu projenin gerçekleştirildiği alanın buna bağlı hatlarının ve bitişik arazilerin üzerinde zeytin olan bölümlerinin dikili tarım arazisi niteliğinde olduğu dikkate alındığında ve dava konusu proje kapsamında işletilecek tesisin, 3573 sayılı Kanun uyarınca zeytinlik sahalarına 3 km'den daha kısa mesafede yapılması mümkün olmayan, kimyevi atık bırakabilecek tesisler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiş ise de, dava konusu kararın dayanağı PTD'de jeotermal enerjinin 'Binary Cycle System" olarak ifade edilen teknolojinin kullanılmasıyla çıkartılacağı, bu sistemin kapalı devre esasıyla çalıştığı, sistem dışına sıvı ve gaz çıkışının olmayacağı, nitekim, enerji üretimi için kullanılan jeotermal akışkanın alıcı ortama deşarj edilmeden Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin hükümleri uyarınca re-enjeksiyonu yapılacağı hususlarına yer verildiği dikkate alındığında, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; zeytinlik alanların proje alanına olan mesafesi ile projenin teknolojisi ve çevre üzerinde muhtemel olumsuz etkilere yönelik PTD'de alınması taahhüt edilen önlemlerin yeterli olup olmadığı yönünden somut bir değerlendirme yapılmayarak, projeyle ilgili soyut ve genel nitelikte çekincelere yer verildiği görüldüğünden, yapılması planlanan tesisin, proje alanına (varsa) 3 km mesafedeki zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan veya toz ve duman çıkaran bir tesis olup olmadığının açık ve kesin bir şekilde açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, hükme esas alınan bilirkişi raporu ve bilirkişi raporuna yapılan itirazlar ile temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu projenin niteliği ve teknolojisinin, dava dilekçesinde yer alan iddialar ile muhtemel çevresel etkilere karşı PTD'de alınması taahhüt edilen önlemlerin yeterli olup olmadığının incelenmesi bakımından çevre mühendisi, ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinin uzmanlık alanları itibarıyla da yetersiz olduğu sonucuna ulaşıldığından, alanlarında uzman bilirkişilerce yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın tereddüte mahal vermeyecek şekilde çözümlenebilmesi amacıyla, tarafların iddiaları ile yukarıda yer verilen hususlar da dikkate alınarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan oluşturabileceği muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olup olmadığının, aralarında çevre mühendisi, jeoloji/ hidrojeoloji mühendisi, ziraat mühendisi, makine mühendisi ve jeofizik mühendisi bilirkişiler olmak üzere, gerekirse başka dallarda da uzmanlar seçilerek oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak alınacak rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin kabulüne,
2.Temyize konu...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının üye ...'in usul yönünden karşı oyu ve oyçokluğuyla BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 17/03/2025 tarihinde karar verildi.