8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2024/4167 E. , 2025/1805 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasında verilen ve kesinleşen hükmün temyizinin istenilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesinin 31.07.2019 tarihli ek kararıyla, temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Ek kararın davalılar ... ve ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 20.09.2023 tarihli ve 2021/12376 Esas, 2023/4505 Karar sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesince ek kararının kaldırımasına, asıl kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı ... İdaresi vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R
Dava konusu; .. ili .. ilçesi .. köyü ... mevkii 187 parsel 62464 m² tarla vasfıyla 04.11.1994 tarihinde cebri satış yoluyla 345/.. hisse ile ..., 219/62464 hisse ile ... ve farklı tarihlerde, satış vb. nedenlerle, çeşitli hisselerle de diğer davalılar adına kayıtlı iken eldeki davanın kesinleşmesi üzerine 25.07.2007 tarihinde hükmen tescil yoluyla tam hisse ile orman vasfıyla Hazine adına kaydedilmiştir.
Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; dava konusu 187 parselin kesinleşen orman tahdit ve orman kadastro sınırları içerisinde kaldığından bahisle davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tescilini, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) lehine tapu kaydına konulan kamulaştırma şerhinin terkinini ve davalıların Devlet ormanı üzerindeki müdahalelerinin men’ini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 06.04.2004 tarihli ve 2000/1007 Esas, 2004/121 Karar sayılı kararı ile .. .. köyü (Mahallesi) pafta 3, parsel 187 de bulunan ve davalılar adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın orman olarak Hazine adına tapuya tesciline davalıların davaya konu taşınmaza haksız müdahalelerinin önlenmesine, davalılardan İSKİ lehine 22.04.1988 tarihli 1438 yevmiye ile konulan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ( 2942 sayılı Kanun) 7. maddesine göre kamulaştırma şerhinin iptaline tescil hususunun tapu idaresine bildirilmesine karar verilmiş, bu karar; davalılardan ... ve arkadaşları vekili, .. .., .. .., . ve .. tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay (Kapatılan ) 20. Hukuk Dairesinin 05.07.2005 tarihli ve 2005/4287 Esas, 2005/9138 Karar sayılı ilamı ile onanmış, davalı ... ve arkadaşları vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine yine aynı Dairenin 06.04.2006 tarihli ve 2006/1978 Esas, 2006/4679 Karar sayılı ilamı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiş ve karar 06.04.2006 tarihinde kesinleşmiştir.
Hükmün kesinleşmesinden sonra, davalılar ... ve ... mirasçıları vekili davalıların usulüne uygun davaya çağrılmadıklarını, İlk Derece Mahkemesince gereken araştırmanın yapılmadığını, 995 yılından 2008 yılına kadar taşınmazın emlak vergilerinin davalılar tarafından ödendiğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, 2018 yılında davalıların kendi çabalarıyla davadan haberdar olduklarını, ayrıca gerekçeli kararın hüküm kısmında kanun yolu, süre, hangi makama başvurulacağı ve sürenin tefhimle mi tebliğ ile mi başlayacağının da gösterilmediğini, bu nedenle başvurunun yasal süresinde olduğunun kabulü gerektiğini, davanın esası bakımından ise Mahkemece keşif yapılarak rapor alınmadığını, başka mahkeme dosyasındaki rapora istinaden karar verildiğini, hava fotoğrafları getirilerek orman bilirkişi huzurunda rapor alınmadığını, dava konusu yerin orman sınırları dışına çıkarılıp çıkarılmadığı hakkında da araştırma yapılmadığını, bu nedenle verilen kararın bozulması gerektiğini belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 31.07.2019 tarihli ek kararıyla, 06.04.2004 tarihli ve 2000/1007 Esas, 2004/121 Karar sayılı kararı Yargıtay esas incelemesinden geçerek 06.04.2006 tarihinde kesinleşmiş olduğu gerekçesiyle davalılar ... ve ... mirasçıları vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
Bu ek karara karşı davalılar ... ve ... mirasçıları vekili temyiz isteminde bulunmuş, Dairemizce davalılar vekilinin temyiz isteminin kabulü, ek kararın kaldırılması ve asıl kararın bozulmasına karar verilmiş, bu defa davacı ... İdaresi vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi talep edilmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 28. maddesine ve Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddesine "Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerde gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir." ile "İlan, tebligatta başvurulacak son çaredir" cümleleri sonradan mevzuatta yapılan değişiklikle eklenmiş olup her ne kadar Dairemizce bu değişikliğe binaen ek kararın kaldırılmasına ve taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilmesi gerektiğinden bahisle Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmişse de yargılamanın yapıldığı 2000 yılında yürürlükte bulunan tebligat mevzuatına göre eldeki davada, davalılar ... ve ... adına tebliğe çıkarılan dava dilekçesinin bila tebliğ iade edilmesi ve tebliğe yarar adres bulunamaması üzerine İlk Derece Mahkemesince; adres araştırması için Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmak ve muhtarlıktan yokluk belgesi alınmakla, yöntemince usulüne uygun adres araştırması yapılması sonrasında davalılar ... ve ...'in adresi meçhul sayılarak ilanen tebligat yoluna gidildiği ve taraf teşkili sağlanmak suretiyle karar verildiği anlaşılmış olup İlk Derece Mahkemesince 31.07.2019 tarihinde verilen ek kararda bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüştür. Hal böyle olunca, 31.07.2019 tarihli ek karar hükmünün az yukarıda açıklanan nedenlerle onanmasına karar verilmesi gerekirken, ek kararın kaldırılması suretiyle asıl karara ilişkin Mahkeme hükmünün bozulmasına dair karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davacı ... İdaresi vekilinin karar düzeltme talebinin, 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı Kanunun 442/3. maddesi gereğince kabulüne; Dairemizin 20.09.2023 tarihli ve 2021/12376 Esas, 2023/4505 Karar sayılı İlk Derece Mahkemesinin 31.07.2019 tarihli ek kararının kaldırılması suretiyle asıl kararın bozulmasına dair ilamının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesinin 31.07.2019 tarihli ek kararının ONANMASINA, 44.40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 571,00 TL nin temyiz eden davalılardan alınmasına, 05.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Eldeki davada uyuşmazlık, somut olayda davalılar ... ve ... bakımından ilanen tebligat yapılmasının hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. Somut olayda anılan davalılar adına tebliğe çıkarılan dava dilekçesinin bila tebliğ iade edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince adres araştırması için Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmak ve muhtarlıktan yokluk belgesi alınmakla yetinilmiş ve akabinde davalılara ilanen tebligat yapılması yoluna gidilmiştir. Bu suretle kesinleştirilen hükme dair adı geçen davalılar mirasçılarının temyiz istemi İlk Derece Mahkemesince ek kararka reddedilmiştir. Bu hükmün temyizi üzerine Dairemiz, ilanen tebligat koşullarının oluşmadığını kabul ederek ek kararın kaldırılmasına ve yöntemince taraf teşkilinin sağlanması için hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bu kez davacı vekilince karar düzeltme yoluna başvurulmuş, Dairemiz çoğunluğu tarafından tebligatın yapıldığı tarihteki (2000 yılı) mevzuata göre ilanen tebligat için yapılan araştırmanın yeterli olduğundan bahisle Dairemizin önceki ilamı kaldırılarak ek kararın onanmasına karar verilmiştir. Sayın çoğunluğun bu görüşüne katılma imkanı bulunmamaktadır. Şöyle ki; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun "İlanen tebligat" başlıklı 28. maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin "İlanen Tebligat" bölümünde yer alan "Adresin meçhul olması" başlıklı 48. maddesi hükümleri bütün olarak değerlendirildiğinde, 7201 sayılı Kanun uyarınca ilanen tebligat yapılabilmesi için öncelikle muhatabın adresinin yöntemince araştırılmış ve sonucunda adresin meçhul olduğunun belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Maddede belirtilen adres araştırma biçimi kısıtlayıcı değildir; nitekim 28. maddenin 2. fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebliği çıkaran merciin adres soruşturmasını resmi ve özel kuruluşlardan yapması gerektiği vurgulanmıştır. Belirtilen resmi kuruluşlar içinde adres tespitinin yapılabileceği nüfus, tapu idareleri, belediye, kişinin çalıştığı kurum gibi resmi kurumlar ile ticaret ve sanayi odaları gibi özel kuruluşlar da vardır. (bkz. Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2014 tarihli ve 2014/5-293 Esas, 2014/434 Karar; 29.05.2013 tarihli ve 2013/18-672 Esas, 2013/791 Karar sayılı kararları) Bu bağlamda 4829 sayılı Kanun ile 28. maddenin 3. fıkrasının 2. cümlesinden "lüzum görürse" tümcesi çıkarılması, bu kanun değişikliği öncesinde mahkemelerin yöntemince adres araştırması yapmadan ilanen tebligat yoluna gidebilecekleri şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksi yöndeki düşünce yargı makamlarının kişilerin adreslerini araştırmadan ve onları yönetmince davaya dahil ederek savunmalarını almadan aleyhlerine hüküm kurulması sonucunu doğurur. Böyle bir yaklaşım, Anayasa'da güvence altına alınan başta adil yargılanma, mülkiyet, özel hayata saygı olmak üzere tüm haklara dair usulü güvenceleri ortadan kaldırabilir. Nitekim somut olayda davalılar ... ve ... bakımından bu kişilerin adreslerinin tespitine dair ilgili tüm kurumlar nezdinde bir araştırma yapılmadan, yalnızca Emniyet Müdürülüğüne yazılan yazı cevabı ve Muhtarlığın yokluk belgesiyle yetinilmesi ve akabinde ilanen tebligat yapılması bu kişilerin Orman İdaresi tarafından açılan davadan haberdar olamamalarına ve bu davaya dair savunma haklarını kullanamamalarına neden olmuştur. Nitekim Dairemiz yakın tarihli bir kararında; davalılar adına çıkarılan tebligatların bila tebliğ dönmesi üzerine adres araştırması için Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmakla yetinilmesi ve Cumhuriyet Başsavcılığınca şahısların adreslerinin tespit edilemediğinin bildirilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince muhatapların adresi resmi veya hususi müessese ve dairelerden (seçim kurulları, tapu dairesi, belediye... vs.) araştırılmadan dava dilekçesi ve gerekçeli kararın davalılara ilanen tebligat yoluyla tebliğ edilmesinin savunma ve hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayacak bir uygulama olduğunu kabul etmiştir. (bkz. Dairemizin 12.12.2024 tarihli ve 2023/883 Esas, 2024/7511 sayılı kararı) Bu itibarla Dairemizin 20.09.2023 tarihli ve 2021/12376 Esas, 2023/4505 Karar sayılı ilamının isabetli olduğunun kabulü ile karar düzeltme isteminin reddi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki onama görüşüne katılmıyorum.