2. Hukuk Dairesi
2. Hukuk Dairesi 2025/7109 E. , 2025/9669 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Karşıyaka 5. Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Dava, tanıyan tarafından açılan tanımanın iptali davasıdır. İlk Derece Mahkemesinin 06.04.2023 tarihli kararı ile yargılama aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca davacının çocuğun babası olmadığının anlaşılmasına göre davanın kabulü ile aralarındaki soybağının reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı çocuğun kayyımı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin 02.06.2025 tarihli kararı ile, hüküm tesis edilirken İlk Derece Mahkemesi tarafından "tanıma işleminin iptaline" dair karar verilmesi gerektiği halde "soybağının reddine" karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile kabul edilen yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmiş, sair istinaf isteminin ise esastan reddine karar verilmiştir.
Karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 297. maddenin birinci fıkrasında; tanıyanın, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında bu iptal davasının anaya ve çocuğa karşı açılacağı, aynı Kanunun 300. Maddesinin birinci fıkrasında; tanıyanın dava hakkının, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, yine aynı maddenin son fıkrasında ise; yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince karar gerekçelerinde hak düşürücü süre yönünden yapılan hukuki değerlendirmeler hatalıdır. Şöyle ki; tanıyanın dava hakkına ilişkin düzenleme incelendiğinde, tanıyanın tanımanın iptali davasını açabileceği, tanıyan bakımından da bir ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçerli olduğu düzenleme altına alınmış olup, tanıma işlemini "geç öğrenme" iddiasının tek başına 4721 sayılı Kanun'un 300 üncü maddenin son fıkrası ile düzenlenen gecikmeyi haklı kılan sebep olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Başka bir anlatımla; geç öğrenmenin haklı bir sebebi varsa sebebin ortadan kalkmasından veya elde olmayan bir sebeple dava açılamaması halinde sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir. Aksi düşüncenin kabulü kanun metninin açıklığı karşısında mümkün değildir.Kanun koyucunun amacı 5 yıllık hak düşürücü süre ile kamu düzenini korumaktır. Bu nedenle kanun koyucunun amacı salt geç öğrenme halinde bir aylık ek sürede dava açma hakkı tanımak olsaydı tanımanın bu sürelerde öğrenilmemesi halinde, öğrenmeden itibaren bir ay içinde dava açılabileceğine ilişkin açık kanuni düzenleme yapardı. Nitekim kanun gerekçesinde de "Birinci fıkrada, tanıyanın iptal davası açma hakkının yanılma veya aldatmanın öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve herhalde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği", belirtilmiş, son fıkrada ise " hak üşürücü süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan bir sebeple davanın açılamıyor olması durumu için, haklı sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren davanın bir bir aylık sürede açılabileceği" belirtilmiştir.
İsviçre Medenî Kanununun bu hükmü karşılayan 260c maddesinin son fıkrasında ise herhangi bir ek süreden söz edilmemektedir.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 300/son maddesinin gerekçesinde ;"... haklı sebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar açılabileceğinin kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiğinden hareketle, bir aylık bir süre belirlenmesi uygun görülmüştür." şeklinde ek sürenin haklı bir sebep olması halinde uygulanması gerektiği hususu açıklanmıştır. Hak düşürücü sürelere ilişkin kurallar açık ve kesin şekilde düzenlendiğinden açıkça kıyas yapılacağına ilişkin bir düzenleme olmadığı sürece kıyas yoluyla genişletilemezler. Özetle davanın hak düşürücü sürede açılamaması için gecikmeyi haklı kılan bir sebep olması gerektiğinden salt geç öğrenme iddiası il 300/son maddesinde belirtilen bir aylık ek süreden yararlanılması mümkün değildir.
Açıklanan sebeplerle; 07.07.2005 tarihli tanıma işleminin, iptali davasının 5 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı ve gecikmeyi haklı kılan bir sebep de iddia edilmediğinden davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.