Esas No
E. 2024/6615
Karar No
K. 2025/10316
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

2. Hukuk Dairesi         2024/6615 E.  ,  2025/10316 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2024/696 E., 2024/1270 K.
DAVA TÜRÜ: Değer Artış Payı ve Katılma Alacağı

İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 3. Aile Mahkemesi

SAYISI: 2020/408 E., 2023/771 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Davacı kadın vekilinin tasfiye konusu malların değerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;

Dava, katılma alacağı istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 227 inci maddesinin birinci fıkrası "Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.", aynı Kanun'un 235 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü ise "Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır." şeklinde düzenlenmiş olup 4721 sayılı Kanun'da mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarına dair yapılacak hesaplamalar ile ilgili "tasfiye anı", "tasfiye sırası" terimlerinin sıklıkla kullanıldığı, tasfiyeden kaynaklı alacağın hesaplanmasında esas alınması gereken ölçütlerden biri olduğu ve bu tabirlerden tasfiye konusu malın değerinin belirlenmesi gereken tarihin Mahkeme kararına en yakın tarih olduğu anlaşılmaktadır. Hâkim, uyuşmazlığın çözümü için gerekli diğer delilleri topladıktan sonra karar vermeye yakın tarihte değer belirlemesini yaptırmalıdır. Yargıtay ve Dairemizin uygulamalarına göre tasfiye tarihi de, karar tarihi olup Bölge Adliye Mahkemesince tasfiyenin yapılması halinde karar tarihi Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihidir.

Tasfiyede önem arz eden bir diğer husus ise "sürüm değeri" terimidir. 4721 sayılı Kanun'un 232 nci maddesi hükmü "Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır." içeriğini haiz olup tasfiye alacağı miktarının belirlenmesi için, tasfiyeye konu malın karara en yakın tarihteki sürüm değerinin esas alınması gerektiği, sürüm değerinin ekonominin oluşturduğu arz ve talep kurallarına göre malın belirlenen pazar, piyasa veya rayiç değeri olarak tanımlanabileceği, yukarıda belirtilen Kanun maddeleri hükümlerinin emredici hukuk kuralı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca; İlk Derece Mahkemesince, Kanun'da emredici olarak düzenlenen ve yukarıda içerikleri belirtilen hükümlere aykırı olacak şekilde, İlk Derece Mahkemesinin ilk kararının davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmediğinden İlk Derece Mahkemesi tarafından Bölge Adliye Mahkemesi gönderme kararından sonra verilen ikinci kararda davalı erkek yararına oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle karar verilmesinin hatalı olduğu; mal rejiminden kaynaklanan alacak davalarında malın sürüm değerinin (karar tarihine en yakın tarih) dikkate alınarak karar verilmesi gerektiğine dair emredici hukuk kuralı gereği davalı erkek yararına usuli kazanılmış hak oluşmayacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca davanın 07.08.2015 tarihinde, şimdilik bir dava değeri gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası niteliğinde açıldığı anlaşılmakla; davacı tarafça sunulan 03.07.2018 tarihli dilekçe ıslah dilekçesi değil, talep açıklama dilekçesi olduğu kabul edilmelidir.

O halde, İlk Derece Mahkemesince, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, davacının ıslah için süre talebinin olduğu ve davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşmadığı hususları gözetilerek, davacıya ıslah için süre ve imkan verilerek tasfiye konusu malların güncel sürüm değerleri üzerinden katılma alacağınına hükmedilmesi gerekirken bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

KARAR

Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda (2) bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 3. Davacı kadın vekilinin bozma kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) K A R Ş I O Y YAZISI Bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usule ilişkin kazanılmış hak denir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Konu, yargı içtihadı ile gelişmiştir. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Usuli kazanılmış hakkın bazı istisnaları mevcut olup bu istisnalara bazı örnekler verilecek olursa; Mahkemenin bozmaya uymasından (usuli müktesep hakkın doğmasından) sonra bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda bu yeni içtihadı birleştirme kararının henüz mahkemelerde ve Yargıtay'da görülmekte olan bütün işlere uygulanması gerekir; yani sonradan çıkan bir içtihadı birleştirme kararına karşı usuli kazanılmış hak iddiasında bulunulamaz. Bozmadan sonra, o konuda yürürlüğe giren bir "yeni kanun" karşısında, usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımaz. Yeni kanun maddesinin uygulanması gerekir. Görev konusu, usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bunun gibi, karar tartışmasız ve çok açık bir maddi hataya dayanıyorsa usuli kazanılmış hak kuralına dayanılamaz. Kesin hüküm de usuli kazanılmış hakkın istisnasını oluşturmaktadır. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince 22.11.2018 tarihli ilk kararda, davanın kısmen kabulü ile 20... plakalı araç yönünden 8.268,00 TL, 20 nolu bağımsız bölüm yönünden 94.062,50 TL, 6 nolu bağımsız bölüm yönünden 94.062,50 TL ve 8 nolu bağımsız bölüm yönünden 63.000,00 TL olmak üzere toplam 259.393,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, karar sadece davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmiş ve istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince 13.07.2020 tarihli karar ile eksik inceleme sebebiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve karar gerekçesinde belirtilen eksikler giderilmek üzere dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince 20.12.2023 tarihli ikinci kararda, önceki kararın davacı kadın tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle davalı erkek lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, usuli kazanılmış hakkı ortadan kaldıracak şekilde ıslah da yapılamayacağı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 20... plakalı araç yönünden 8.268,00 TL, 20 nolu bağımsız bölüm yönünden 94.062,50 TL, 6 nolu bağımsız bölüm yönünden 94.062,50 TL ve 8 nolu bağımsız bölüm yönünden 33.003,25 TL olmak üzere toplam 229.369,25 TL katılma alacağının ilk karar tarihi olan 22.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, karar davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmiş ve istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesi tarafından başvurunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı kadın vekilince temyiz edilmiştir. Davanın katılma alacağı istemine ilişkin olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 232 nci ve 235 inci maddeleri hükümleri gereği dava konusu malların tasfiye tarihindeki değerlerinin esas alınması gerektiği, bu tarihin ise karar tarihine en yakın tarih olduğu, Yargıtay'ın bozma kararı veya Bölge Adliye Mahkemesi gönderme kararından sonra dava konusu malların değerlerinin güncelliğini yitireceği ve Mahkemece malların tekrardan güncel değerlerinin tespitinin isabetli olduğu, ancak İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde de belirtildiği üzere İlk Derece Mahkemesinin ilk kararının davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmediği ve ilk kararda kadın yararına hükmedilen katılma alacağının "miktar" yönünden davalı erkek yararına usuli kazanılmış hak oluşturduğu ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun aksi görüşüne katılamıyorum.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.