Asıl dava, taraflar arasındaki tek yetkili aracı acentelik sözleşmesinden kaynaklanan bakiye komisyon alacağının ve sözleşmenin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) alacağının tahsili taleplerine; birleşen dava ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı pazarlama masraflarının davalıdan tahsili talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama soncunda, asıl davada komisyon alacağı talebinin kısmen kabulüne, denkleştirme tazminat talebinin reddine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreler içinde istinaf başvurularında bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dava dosyası istinaf incelemesi için Dairemize ilk geldiğinde, Dairemizin 2021/1243 Esas sırasına kaydedilmiş, bu dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın düzeltilmek kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve sonuçta asıl davanın kısmen kabulüne dair 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 sayılı hüküm verilmiştir. Dairemizin bu hükmünün her iki taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.09.2023 tarihli ve 2022/2660 Esas- 2023/5199 Karar sayılı ilamıyla, Dairemizin anılan hükmü bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında; "...Değerlendirme A. Birleşen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E., 2020/117 K. sayılı dosyası bakımından; 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Birleşen davada temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde birleşen davaya ilişkin olarak ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B. Asıl dava bakımından; 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.6102 sayılı Kanun'un 'Denkleştirme istemi' başlıklı 122 nci maddesi, '(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.' düzenlemesini içermekte olup anılan bu hükümde denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Somut olayda davacının tek yetkili aracı acente olduğu, inhisar (tekel) koşulu ile süreklilik koşulunun sağlandığı, davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, fesih ihtarnamesinden sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, bu satışların davacının getirdiği müşterilere yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, davacının fesih ihtarından sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyeti yürütülebileceği, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği, davalının da önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanamadığı, hakkaniyetin denkleştirme tazminatını gerektirmediği sonucuna varılarak davacının denkleştirme tazminatı istemi reddedilmiş ve İlk Derece Mahkemesinin bu gerekçesi Bölge Adliye Mahkemesince de benimsenmişse de, dosya içeriği çerçevesinde davacının tek yetkili aracı acente olması, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi, fesih ihtarından sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığının belirlenmesi ve daha önce yapılan satışlar bakımından davacının Körfez ülkelerinde tanıtım yaptığının ve belirli bir portföy oluşturduğunun anlaşılması karşısında 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde aranılan portföy tazminatı istenilme şartlarının oluştuğu gözetilip anılan maddede öngörülen düzenlemeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. 3.Bölge Adliye Mahkemesince, davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebinin 89.500.480,20 TL olduğu, İlk Derece Mahkemesince 46.336.373,09 TL'lik bölüm yönünden kabul kararı verildiği, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğu, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.266,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın (8) numaralı bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiğinin anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinafının haklı görüldüğü, kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, somut olayda davacının her iki alacak kalemi yönünden harçlandırılmış toplam talebinin 158.589.908,47 TL olduğu, bu talebin 46.336.373,09 TL'lik kısmının kabul edildiği, fazla talebin reddedildiği, bu durumda davacının davadaki haklılık oranının %29,20 olduğu, yaptığı giderlerin bu orana tekabül eden kısmını karşı taraftan talep edebileceği, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara dağıtırken yanlış oran esas aldığının anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden de düzeltildiği belirtilerek davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama gideri takdir edilmiş ise de, davada reddedilen kısımlar bakımından dava tarihindeki kurun esas alınması ve buna göre davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden de bozulması gerekmiştir ... " denilmiş ve neticede, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca birleşen dava bakımından ONANMASINA, asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, asıl dava bakımından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı üzerine Dairemizce HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılarak taraf beyanları alınmış, usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Uyulan Yargıtay bozma ilamı içeriğine göre; Birleşen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E., 2020/117 K. sayılı dosyası hakkında Dairemizin 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 Karar sayılı kararı onanmış ve birleşen dava hakkında verilen hüküm böylece kesinleşmiş olduğundan, birleşen dava hakkında yeniden değerlendirme yapılması söz konusu olmadığından, bozma sonrası yargılama, münhasıran asıl davaya ilişkin olarak yapılmıştır.Asıl davada bakımından ise: Asıl davada davacının iki talebi vardır. Bunlardan birincisi taraflar arasındaki tek yetkili aracı acentelik sözleşmesi kapsamından bakiye komisyon alacağının tahsili talebidir. Dairemizin 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 Karar sayılı kararının B.1 bendiyle "Asıl davanın KISMEN KABULÜ ile 46.336.373,09 TL bakiye komisyon alacağının, dava tarihi olan 26/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı yasanın 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin komisyon alacağı talebinin reddine," karar verilmiş, bu kaleme ilişkin her iki taraf vekillerinin temyiz sebeplerinin reddine karar verilmiştir. Bu alacak kalemi bakımından sadece davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti miktarı bakımından bir bozma sebebi mevcuttur. Bunun dışında, bu alacak kalemi bakımından Dairemizce verilen kararın esasına yönelik temyiz sebeplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, asıl davada davacının komisyon alacağı konusunda Dairemizin 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 Karar sayılı kararındaki gerekçeler aynen geçerli olup gerekçenin tekrarına gerek görülmemiştir. Asıl davada davacının ikinci talebi, davacının aynı sözleşme kapsamında denkleştirme alacağı (portföy tazminatı)'na ilişkin olup, Yüce 11. HD'nin bozması, bu alacak kalemine ilişkindir. Bozma sonrası tahkikat işlemleri, bu alacak kalemi bakımından yapılmıştır. Denkleştirme alacağının hukuki niteliği ve talep koşulları, Yargıtay 11. HD'nin bozma karar gerekçesinde açıklanmıştır. Uyulan bozma ilamında, davacının denkleştirme alacağı talep hakkının bulunduğu tespit edilmiş olup bu karara uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hak nedeniyle, davalı vekilinin bozma sonrasındaki yargılama sırasında, davacının denkleştirme alacağı talep hakkının bulunmadığına ve yasal koşulların mevcut olmadığına ilişkin savunmalarına itibar edilmemiştir.Davalı vekili, denkleştirme alacağının ıslahla artırılan kısmı bakımından TTK'nın 122. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen bir yıllık zamanaşımı süresinin (hak düşürücü sürenin) geçtiğini ileri sürmüş olup bu itiraz, Dairemizin 07.05.2025 tarihli duruşmada verilen 1 numaralı ara kararıyla reddedilmiştir. Bu ara kararda belirtildiği üzere, bir yıllık hak düşürücü süre içinde dava dilekçesiyle denkleştirme alacağı ileri sürülmüştür. Ayrıca davacı, dava açmadan önce davalıya gönderdiği ihtarname ile portföy tazminatı talebinin bulunduğunu davalı tarafa bildirmiştir. Hak düşürücü süre içinde portföy tazminatı talebi ileri sürülmüş olup ıslah talebi de acentelik için TBK'nın 147. maddesindeki zamanaşımı süresi içinde yapılmıştır. Kaldı ki uyulan Yargıtay bozma ilamında davacının portföy tazminatı alacağının yasal şartlarının bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenlerle, davalı vekilinin zamanaşımı ve hak düşürücü süreye dair itirazları yerinde görülmemiştir.Uyulan bozma ilamı kapsamında davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının yani portföy tazminatının miktarının hesaplatılması amacıyla bilirkişi heyeti oluşturulmuş, bilirkişi heyeti Dairemizin 17.01.2024 tarihli ara kararıyla görevlendirilerek bilirkişiden istenilen hususlar belirlenmiş ve bu doğrultuda rapor düzenlenmesi istenmiştir. Bilirkişi kurulunca, dosyadaki deliller ve taraf defterleri incelenmek suretiyle 02.09.2024 tarihli kök rapor düzenlenmiştir. Bu rapora karşı taraf vekillerinin itiraz ve beyanlarının değerlendirilmesi bakımından dosya tekrar aynı bilirkişi kuruluna verilmiş ve 11.03.2025 tarihinde UYAP üzerinden sunulan ek rapor alınmıştır. Anılan kök ve ek raporlara karşı taraf itiraz ve beyanlarının değerlendirilmesi için ve Dairemizin 07.05.2025 tarihli ara kararında istenilen hususların karşılanması için dosya tekrar aynı bilirkişi kurulununa verilerek ek rapor tanzim etmeleri istenmiştir. Dairemizin 07.05.2025 tarihli ara kararıyla bilirkişilerden; "...Taralar arasında imzalanan ve eldeki davanın dayanağını oluşturan 29.01.2012 tarihli temsilcilik (acentelik) anlaşmasının içeriği itibariyle, davacı acenteye verilen yetkinin, davalının ürettiği herhangi bir ya da birkaç projeyle sınırlı olmadığı, acentelik yetkisinin davalı tarafından gerçekleştirilen tüm konut projelerini kapsadığı anlaşılmaktadır. Dairemizce atanan bilirkişi kurulunca düzenlenen kök ve ek raporlarda, TTK’nın 122/2 hükmü uyarınca denkleştirme alacağının üst sınırı hesaplanmış; ayrıca, acentelik sözleşmesinin feshi tarihinden sonra davacı acentenin münhasır bölgesi içinde davacı tarafından yapılan satış gelirleri hesaplanmıştır. Aslında fesihten sonraki satış tutarı, yargılamanın önceki aşamasında belirlenmiş ve Yargıtay bozma ilamında da bu dönemdeki satış tutarının 27.002.947,11 USD olduğu tespitine de yer verilmiştir. Ancak, salt davalının fesihten sonra acentenin bölgesinde gerçekleştirdiği satış miktarı esas alınarak denkleştirme alacağının hesaplanması mümkün görülmediğinden;Uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacı acentenin denkleştirme alacağı (portföy tazminatı) talep hakkının bulunduğu konusunda usuli kazanılmış hak oluşmuş ise de bu alacağın miktarının TTK’nın 122. maddesindeki ilkeler doğrultusunda hesaplanması gerekmekle;Dava dosyası, ek rapor tanzim edilmek üzere aynı bilirkişi kuruluna verilerek, bilirkişi kurulundan, dosyadaki tüm delil ve kayıtlar değerlendirilmek ve gerekirse taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde HMK’nın 278/4 maddesi uyarınca yerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle;a-Davacı acentenin, sözleşmeyle kendisine yetki verilen bölgede, sözleşme süresi içinde davalıya kaç yeni müşteri kazandırdığı, kaç müşteriyle satış sözleşmesi imzalanmasını sağladığı, b-Bu müşteri portföyünden davacının muhtemel yararlanma süresinin kaç yıl olduğu, c-Davacının bu müşterilere yapacağı muhtemel satış miktarlarının yıllar itibariyle ne kadar olduğu, bu tespitin sonucu olarak, belirlenen toplam süre için yapılacak muhtemel tüm satışlar üzerinden davacının elde edebileceği acentelik ücreti miktarının ne olduğu, d-Bu şekilde belirlenecek ham denkleştirme alacağı tutarından, davalının marka tanınırlığı vb. hususlar nedeniyle hakkaniyet indiriminin yapılmasının gerekip gerekmediği, gerekiyorsa, takdir mahkememize ait olmak kaydıyla, hangi oranda olduğu ve buna göre daha önce tespit edilen yasal üst sınırı aşılmamak kaydıyla davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının miktarının ne olduğu..." konularında ek rapor düzenlemeleri istenmiştir. Bu görevlendirme üzerine bilirkişilerce 20.10.2025 tarihli ikinci ek rapor düzenlenmiştir. HMK'nın 282. maddesi uyarınca bilirkişi kurulunun tespitleri mahkememizce serbestçe değerlendirilerek sonuca gidilmiştir. Son alınan ek raporda; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin devam ettiği yani sözleşmenin kurulduğu tarihten fesihle sone erdiği tarihe kadar davacının davalıya satış bölgesi içinde 540 yeni müşteri kazandırdığı, bu müşteri çevresinden davalının beş ay süreyle yararlabileceği, sözleşmenin ayakta olduğu dönemde toplam satış içinde davacının satış oranları dikkate alındığında 534 satıştan 175 adedini davacının yapabileceği, satış yapılabilecek 175 bağımsız bölümün toplam satış bedelinin 87.311.659,94 USD olduğu, davacının elde edeceği satış komisyonu oranı %6 olup bu satış bedeli üzerinden elde edebileceği komisyon miktarının 5.238.699,60 USD olduğu hesaplaması yapılmıştır. Hesap edilen bu komisyon alacağı, esasen davacının talep edebileceği portföy tazminatı miktarını vermektedir.Her ne kadar bilirkişi kurulunca, hesaplanan bu tutarın sözleşmenin ayakta olduğu dönemde elde edilen toplam komisyon miktarıyla toplanıp bu tutarın beşe bölünmesi sonucunda davacının talep edebileceği alacağın 10.455.341,78 USD olacağı hesaplanmış ise de bu hesaplamanın hukuki bir dayanağı yoktur. Zira TTK'nın 122. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen tutar, denekleştirme alacağının üst limitini oluşturmaktadır. Kaldı ki sözleşme ilişkisi beş yıl sürmediğinden, ortalama gelirin yani üst limitin hesaplanmasında, sözleşme süresi içinde elde edilen gelirlerin sözleşme süresine bölünmesi suretiyle üst limitin bulunması gerekir. Sözleşme sona erdikten sonraki dönemde elde edilecek muhtemel gelir eklenerek ve toplam gelir beşe bölünerek yapılan hesaplamanın hukuki bir temeli bulunmamaktadır.Bilirkişi kurulunca 1. Ek raporda, denkleştirme alacağının üst limiti 11.759.502.37 USD olarak hesaplanmış olup bu hesaplama doğrudur. Ancak bu tutar, TTK'nın 122. maddesinin 2. fıkrasında açıkça düzenlendiği üzere, denkleştirme alacağının üst sınırıdır. Davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının ise yukarıda açıklandığı üzere, 07.05.29025 tarihli duruşma ara kararımızda gösterilen şekilde hesaplanması gerekir. Bilirkişi kurulu 2. Ek raporda, sözleşmenin kurulduğu tarihten fesihle sone erdiği tarihe kadar davacının davalıya satış bölgesi içinde 540 yeni müşteri kazandırdığı, bu müşteri çevresinden davalının beş ay süreyle yararlabileceği, sözleşmenin ayakta olduğu dönemde toplam satış içinde davacının satış oranları dikkate alındığında 534 satıştan 175 adedini davacının yapabileceği, satış yapılabilecek 175 bağımsız bölümün toplam satış bedelinin 87.311.659,94 USD olduğu, davacının elde edeceği satış komisyonu oranı %6 olup bu satış bedeli üzerinden elde edebileceği komisyon miktarının 5.238.699,60 USD olduğu hesaplaması yapılmış, davacı vekili bu hesaplama tarzına bir itirazda bulunmamış, ancak denekleştirme alacağının, birinci ek raporda hesaplanan üst sınırdan hüküm altına alınmasını istemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, TTK'nın 122. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hesaplanan ortalama, denkleştirme alacağının üst sınırıdır. Gerçek alacak miktarı, bu üst sınırı geçmemek üzere hesaplanan 5.238.699,60 USD olduğundan, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin itiraz ve beyanları yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, dacıya verilen satış bölgesinde müvekkili şirketin tanınmış ve güvenilir bir marka oluşturduğunu, müvekkilinin markasının tanınırlığı ve yaptığı tanıtım faaliyetleri sonucu müşteri çevresinin oluşmasında müvekkilinin katkısının büyük olduğunu belirterek, bilirkişi tarafından hesaplanan denkleştirme alacağından hakkaniyet indirimi yapılmasını talep etmiştir. Dosya kapsamından, acentelik sözleşmesiyle davacıya verilen satış bölgesinde davacının markasının tanınır olduğuna ve müşteri çevresinin oluşmasında davacının da katkısı bulunduğuna dair iddianın kanıtlanmadığı kanaatine varılmış ve hakkaniyet indirimi yapılması talebi yerinde görülmediğinden, bilirkişinin hesapladığı tutardan hakkaniyet indirimi yapılmamıştır.Davacı vekili, denkleştirme alacağını dava dilekçesinde TL olarak talep etmiştir. Islah dilekçesinde ise USD olarak talep etmiştir. Bozulan karar gerekçemizde belirtildiği üzere; davacı vekili, dava dilekçesinde TL talep etmiş olmalarının talep artırma/ ıslah dilekçesiyle alacağın döviz olarak talep edilmesine engel olmayacağını, belirsiz alacak davasında TBK'nın 99. maddesinin uygulanamayacağı, alacak taleplerinin, talep artırım dilekçesinde belirtildiği üzere ABD doları üzerinden kabulü gerektiğini, tahsil tarihindeki kurun esas alınması gerektiğini, bu kabul edilmediği takdirde ise talep artırım dilekçesinin verildiği tarihteki kurun esas alınması gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca, döviz alacağı olan bir alacaklıya, seçimlik haklar verilmiştir. Buna göre alacaklı, alacağının aynen (tahsil tarihindeki kur üzerinden) tahsilini talep edebileceği gibi vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının ödenmesini isteyebilir. Alacaklı bu hakkını bir kez kullandığında, bu beyan yenilik doğurucu bir hak olarak, alacağı TL alacağına dönüştürür. Bu hukuki sonuç; usul hukukuna değil, maddi hukuka ilişkin bir sonuç olup usul hukukuna ilişkin bir işlemle (örneğin ıslah yoluyla) alacağın tekrar döviz alacağına dönüştürülmesi mümkün değildir. Çünkü, alacaklı tarafından tercih hakkının kullanılması, maddi hukukta sonuçlarını doğurmuştur. Bu konuda ayrıntılı hukuki değerlendirme, dosyaya sunulan Prof. Dr. ...'in mütalaasında yapılmıştır.Bu hukuki açıklamaya göre somut olaya gelindiğinde; davacı, dava dilekçesinde gerek komisyon alacağını gerekse portföy tazminatı alacağını TL olarak istemiştir. Yani, TBK'nın 99/2. maddesinde düzenlenen seçim hakkını dava dilekçesiyle kullanmış ve dava tarihi itibariyle tüm alacağını TL'ye dönüştürmüştür. Bundan sonra herhangi bir usul işlemiyle (bedel artırımı ya da ıslah dilekçesiyle) bundan dönülmesi ve alacağın tekrar döviz alacağına dönüştürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacının, alacağın döviz olarak ya da tahsil tarihindeki kur üzerinden tahsil kararı verilmesi yönündeki talepleri yerinde değildir. Aynı şekilde davacı, dava tarihinde alacağını TL'ye dönüştürdüğüne göre, talep artırımı ya da ıslah yoluyla davaya konu edeceği bakiye alacağının da dava tarihinde TL'ye dönüştüğünün kabulü gerektiğinden, davacı vekilinin talep artırım/ ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği yönündeki istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir.Bu açıklamalar doğrultusunda yapılan hesaplamaya göre; davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının tutarı toplam 5.238.699,60 USD olup bu tutarın dava tarihindeki TCMB efektif satış kuru (3,0453) karşılığı TL olarak hesaplanmış ve bu tutar üzerinden denkleştirme alacağı talebi kabul edilmiş, bu kaleme ilişkin fazla talep reddedilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere, asıl davadaki komisyon alacağı bakımından Dairemizin daha önce verdiği karar bozma kapsamı dışında kalmış, bu kalem bakımından sadece vekalet ücretine yönelik bir bozma yapılmıştır. Uyulan bu bozma ilamı doğrultusunda, yargılama giderlerinin taraflara tahmilinde haklılık oranları, bozma ilamına uygun şekilde belirlenmiştir. Davalı lehine hükmedilen avukatlık ücreti ise, bozma ilamı doğrultusunda, talebin döviz üzerinden reddedilen kısmı 6.478.707,84 USD olup bu tutarın dava tarihindeki kur karşılığı (6.478.707,84 *3,0453=) 19.729.608,98 TL üzerinden, iş bu karar tarihindeki AAÜT esas alınarak hesaplanmıştır.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap