Esas No
E. 2025/1098
Karar No
K. 2026/144
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE

T.C.

ANTALYA

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/1098 Esas
KARAR NO: 2026/144
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 31/01/2023
KARAR TARİHİ: 12/02/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Vekil tayin edenin davalı ...'dan ... tanzim tarihli, ... vade tarihli ... TL bedelli ve yine, ... tanzim tarihli, ... vade tarihli ... TL bedelli, toplam ... TL.bedelli iki senet aldığını, Vekil tayin edenin, davalının senetlerini ödemesini beklediğini, ödenmeyince Antalya ... İcra Dairesi'nin .../...

E. Sayılı dosyası ile işlem başlattığını, Antalya ...

İcra Dairesi'nin kapanması ile dosya Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../...

E. Sayını aldığını, işlemlerin anılan dosya üzerinden devam ettiğini, Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../...
E. Sayılı dosyası, senetlerin vade tarihinden yaklaşık on bir (11) yıl geçtikten sonra, ...

tarihinde ödendiğini, Alacaklarının hak ettiği tarihlerde (... & ...) ödenmeyip, ... tarihinde ödendiği için, davacı aşırı zarara uğradığını, Davalının borcunu, senetlerin vade tarihlerinde ödemiş olsaydı, zararlarının bu kadar artmayacağını, Davalının ödemeyi geciktirip paranın değer kaybetmesine neden olduğunu, vekil tayin edenin alım gücünü düşürdüğünü, Paranın değer kaybetmesine neden olduğunu, Asıl alacağa işletilen faiz ile elde edilen miktar alım gücünü karşılamaktan uzak olduğunu, Bu nedenle denkleştirici adalet ilkesi uyarınca, gerçek zararlarının (alacaklarının) belirlenerek davalıdan alınması için işbu davayı ikame ettiklerini, Munzam zararın, Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlendiğini, Açıklanan nedenlerle; “fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere” Alacaklarının tahsil imkanını kaybetmemek adına, öncelikle ve ivedilikle, ... İli, ... İlçesi, ... Mah. ... Ada, ... Parselde kaim ... Vasıflı ... m2 miktarlı taşınmazın tapu kayıtlarına borçlandırıcı işlemleri önleyici ve devir ve temliki engelleyici İhtiyati Tedbir Ve / Veya İhtiyat-i Haciz Şerhi Konulmasını, Munzam (faiz ile giderilemeyen, aşkın) zararımızın karşılığı olmak üzere, şimdilik ... TL.(... TürkLirasının) dava tarihinden itibaren Merkez Bankası tarafından uygulanan en yüksek mevduat faizi ile, olmadığı takdirde ticari (reeskont), olmadığı takdirde yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak taraflarına ödenmesini, Yargılama harç ve masraflarıyla, vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava ettikleri görülmüştür.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının davasının haksız açılmış olduğunu, davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının talebinin zamanaşımı/hak düşürücü süre nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının iddialarını kabul etmediklerini, davalı müvekkilinin davacı tarafa ödemesi gereken her hangi bir borcunun olmadığını, davalının icra takibi nedeniyle ödemesi gereken tüm borçları ödediğini, davacının davalının damadı olduğunu, gerçekte davalının davacıya herhangi bir borcunun olmadığını, buna ilişkin haklarını saklı tuttuklarını, davacıya karşı ayrıca dava açma haklarını saklı tuttuklarını, arz olunan ve yargılama aşamasında görülecek diğer nedenlerle; davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacıya yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.

Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../... Esas .../... karar sayılı dosyasında davanın kabulü ile, ...-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiş, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin .../... esas .../... karar sayılı ilamıyla ''munzam zarar iddiası, kambiyo senetlerine mahsus icra takibinden kaynaklandığından eldeki dava, mutlak ticari dava mahiyetindedir. Davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine aittir. Hal böyleyken ilk derece mahkemesince görev hususu gözetilmeden davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir.'' Denilerek dosyanın mahkemesine geri gönderildiği görülmüştür

Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../... Esas sayılı dosyasında dava dilekçesinin HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle görev yönünden usulden reddine görevli mahkemenin Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna karar verilmiş, dosya mahkememize gönderilmiş olmakla yukarıda yazılı esas numarasına tevzi olduğu anlaşılmıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, TBK 122. Maddesine dayalı temerrüt faizini aşan zarara uğradığını iddia eden davacının açtığı munzam zarar talebine ilişkindir.

Mahkememizce incelenmesi gereken hususun; davacı alacaklının Antalya Kapatılan ... İcra Müdürlüğünün .../... esas(Antalya Genel İcra Dairesinin .../... esas) sayılı takip dosyasında alacağın ödenmesinden sonra dosyanın infazen işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olmakla kapandığı, ancak senedin vadesinde ödenmemesi nedeniyle zararının olduğu belirtilmiş olmakla bu hususta somut zararının bulunup bulunmadığının incelenmesi ile varsa buna ilişkin delillerin değerlendirilerek davanın sonuçlandırılması gerektiği görülmüştür.

Dosya içerisinde mevcut görevsiz mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda özetle; TBK m. 122 kapsamında borçlunun temerrüde düşmüş olması, temerrüt faizini aşan tutarda bir zararın doğmuş olması, borçlunun kusurlu bulunması ve borçlunun temerrüdü ile doğan munzam zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması şartlarının arandığı munzam zarar için, davalının ... tarihinde temerrüde düştüğü, zarar ile temerrüt arasında illiyet bağının bulunduğu, davacının temerrüt faiziyle karşılanamayan munzam zararı için, paranın alım gücü kaybının HMK m. 187/II uyarınca maruf hallerden sayılarak soyut delil olarak mahkemece yeterli kabul edilecek olursa, davalı alacaklı zararını ispatlamış sayılacağı, soyut zararın ispat edildiğinin kabulüne göre Yargıtay içtihatlarında uygulanan denkleştirici adalet ilkesine göre ... tarihindeki ...-TL'ye uygulanan denkleştirici adalet ilkesine göre ... tarihine göre tüfe/üfe, döviz, altın ve asgari ücret açısından ...-TL bulunduğu, bu tutardan ödenmiş bulunan ...-TL temerrüt faizi tutarının çıkarılması sonucu bulunun ... tutarın munzam zararı gösterdiği ve bu tutara % 20 aralığındaki hakkaniyet indiriminin uygulanabileceği ve uygulanırsa bu tutarın da ...-TL bulunduğu, mahkemece somut zarar yöntemi kabul edilecek olursa, bu durumda davacının maruz kaldığı dosyaya sunduğu ve ispat ettiği bir zarar kalemi bulunmadığından munzam zararın oluşmayabileceği sonuç ve kanaatine varıldığını belirtmiştir. Aldırılan rapor hükme ve denetime elverişli olması nedeniyle mahkememizce yeniden rapor aldırılmamıştır.

TBK'nın 122. maddesinde “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmü düzenlenmiştir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukuki kurum düzenleme altına alınmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı ilamında" .... Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.

Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun,

HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.

Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.

Hâl böyle olunca,

TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez." şeklinde karar verildiği görülmektedir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki;

TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.

Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.

Aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı,

TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.

Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe,

TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).

Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.

Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun,

HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.

Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.

Yukarıda açıklanan kanun maddesi, açıklamalar ve emsal içtihat dikkate alındığında davacının talebinin geç tahsil iddiasında enflasyon farkı nedeniyle aşkın zarar talebine ilişkin olduğu, bunun haricinde davacı tarafça somut zarar beyan ve delili sunulmadığı görülmekle, davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davanın REDDİNE,

2.Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken ... TL maktu harçtan davacının yatırdığı ... TL peşin harçtan mahsubu ile eksik ... TL'nin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

3.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk gideri olan ... TL’nin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

4.Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

5.Davalı kendini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT ye göre ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ÖDENMESİNE,

6.Artan gider avansının HMK 333. maddesi gereğince karar kesinleştikten sonra masrafı kendisine ait olmak üzere yatıran tarafa İADESİNE,

Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde Antalya ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/02/2026 Katip ...

(e-imzalıdır)

Hakim ...

(e-imzalıdır)

Karar Etiketleri
REDDİNE YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog