Hukuk Genel Kurulu 2024/562 E. , 2025/644 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
2022/2961 Esas, 2022/6381 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil ile taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; mirasbırakan babası ...’in 26 30... parsel sayılı taşınmazının yarısını ikinci eşi olan davalı ...’ya, diğer yarısını da intifa hakkını kendi üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini ...’nın evlatlığı olan diğer davalı ...’ya satış suretiyle temlik ettiğini, murisin ölümünden sonra taşınmaza ilişkin yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi neticesinde taşınmazdaki 4 No.lu bağımsız bölümün davalı ... adına, 5 No.lu bağımsız bölümün davalı ... adına, 3 No.lu bağımsız bölümün de yarı yarıya davalılar adına tescil edildiğini, davalıların 3 No.lu bağımsız bölümü dava tarihinden önce üçüncü kişiye devrettiklerini, maddi durumu son derece iyi olan mirasbırakan tarafından davalılara yapılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, uzun süreden beri Almanya’da yaşayan müvekkilinin mirasbırakan tarafından sürekli dışlandığını ileri sürerek dava konusu 4 ve 5 No.lu bağımsız bölümler bakımından miras payı oranında tapu iptali ve tescile, 3 No.lu bağımsız bölüm bakımından ise bedele karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın müvekkili ... ve mirasbırakanın Almanya’da çalışmaları sonucu satın alındığını ve tapunun 1992 yılında edinildiğini, mirasbırakanın hastalığı sebebiyle çalışamaz hâle gelmesi üzerine emekli olmak istediğini, müvekkili ...’nın eşinin birikmiş sigorta prim borçlarını ödemek için babasından kalan daireyi sattığını ve parayı bankada değerlendirerek murise verdiğini, bunun karşılığında da taşınmazın yarı payını satın aldığını, müvekkili ...’nın ise diğer müvekkil ... tarafından evlat edinildiğini, okulunu okurken bir yandan da staj yaptığı yerde çalışmaya başladığını, muris ve eşi hastalıklar sebebiyle o dönemde çalışamadığından dava konusu taşınmazın kalan yarı payını intifa hakkı muriste kalmak kaydıyla çıplak mülkiyetini satın aldığını, satış bedelinin bu nedenle düşük olduğunu, işlem tarihindeki emlak rayiç değerlerinin dikkate alındığını, müvekkili ...’nın ayrıca o dönem gecekondu olan eve tadilatlar da yaptırdığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2018/548 Esas, 2021/166 Karar sayılı kararıyla; muris tarafından davalı ...'e yapılan devrin muvazaadan ziyade bu davalının murisin ikinci eşi olması nedenine dayalı ve yine bu davalı tarafından murisin emekli edilmesi için bilezikleri ile Sinop/Gerze'de bulunan taşınmazının satılarak murisin birikmiş emekli prim borçlarının ödenmesi olduğu, murisin adı geçen bu davalıya olan minnet duygusuyla hareket ederek 03.09.1994 tarihinde satışı yaptığı, esasen satışın salt paranın yanı sıra ayrıca minnet duygusu ve ikinci eş olmasından da kaynaklandığı, tüm bunların dosya kapsamı ve tanık anlatımı ile de teyit edildiği gözetildiğinde ortada muvazaadan bahsedilemeyeceği, diğer davalı ... bakımından ise bu davalının muris ...'in manevi kızı olduğu ve dava konusu taşınmazın 1/2 payının çıplak mülkiyetini devraldığı 29.08.2006 tarihinde çalıştığı, payı satın alabilecek ekonomik gücünün bulunduğu, bu davalının da tanık anlatımlarından da anlaşılacağı üzere muris ...'in hastalığı döneminde kendisine yıllarca baktığı, bunun da bir karşılığının olması gerektiği, yerleşik Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi yapılan tasarrufun illa da ekonomik olmasının beklenmediği, dolayısıyla adı geçen davalıya yapılan devrin de muvazaadan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 15.03.2022 tarihli ve 2021/1419 Esas, 2022/434 Karar sayılı kararıyla;
İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A
. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Taraflar arasındaki uyuşmazlık; muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali, tescil ve bedel isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. (Borçlar Kanunu'nun 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1928 doğumlu mirasbırakan ...’in 26/09/2009 tarihinde öldüğü geride mirasçıları olarak 23/02/1959 tarihinde evlendiği ikinci eşi davalı ... ile boşandığı ilk eşi dava dışı ...’den olma 1956 doğumlu davacı ...’ın kaldığı, 1986 doğumlu davalı ...’nın, davalı ... tarafından 02/07/1987 tarihinde evlat edinildiği, mirasbırakanın 26 30... parsel sayılı taşınmazın tamamı adına kayıtlı iken 1/2 payını 13/09/1994 tarihinde davalı ...’ya, geriye kalan 1/2 payını ise intifa hakkını kendi üzerinde tutarak çıplak mülkiyetini 29/08/2006 tarihinde davalı ...’ya satış suretiyle temlik ettiği, kat karşılığı inşaat sözleşmesi neticesinde taşınmazdaki bağımsız bölümlerden 4 no.lu bağımsız bölümün müstakilen davalı ... adına, 5 no.lu bağımsız bölümün müstakilen davalı ... adına, 3 no.lu bağımsız bölümün ise yarı yarıya davalılar adına tescil edildiği, davalıların 3 no.lu bağımsız bölümü 27/05/2013 tarihinde dava dışı 3. kişiye satış yoluyla devrettikleri, mirasbırakanın 08/01/1975 tarihli vasiyetname ile tüm malvarlığını davalı ...’ya vasiyet ettiği anlaşılmaktadır.
3.3.2. Somut olayda, ekonomik durumu iyi olan mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının olmadığı, çok küçük yaşta iken anne babası boşanan davacının, mirasbırakan babası ile irtibatının bulunmadığı, mirasbırakanın 1975 yılında taşınmazlarını davalı ...’ya vasiyet ettikten sonra, davaya konu taşınmazlarını davalılara temlik etmekle vasiyetinden rücu ettiği, tüm malvarlığını kapsayan temlikinin, kendisi ile herhangi bir şahsi ilişkisi bulunmayan önceki eşinden olan oğlundan mal kaçırma amaçlı olduğu anlaşılmaktadır.
3.3.3. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
önceki karar gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; mirasbırakanın vasiyetname ile tüm taşınmazlarını eşi olan davalı ...'ya bıraktığını, sadece vasiyetnamenin dahi mirasbırakanın iradesinin bağışlama olduğunu gösterdiğini, ancak Mahkemece vasiyetnamenin dikkate alınmadığı gibi davalıya yapılan devirden itibaren yaklaşık beş yıl geçtikten sonra prim ödemelerinin yapıldığını, davalı ...'nın satın alma savunmasını doğrulayacak delil bulunmadığını, temlik tarihinde yirmi yaşında olan davalı ...'nın alım gücünün bulunmadığını, eksik inceleme ve delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu karar verildiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasbırakanın dava konusu 26 30... parsel sayılı taşınmazın 1/2 payını davalı (ikinci) eşine, 1/2 payını ise intifa hakkı kendisinde kalmak suretiyle davalı eşinin evlat edindiği diğer davalıya satış suretiyle yaptığı temlik işlemlerinin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1.İlgili Hukuk
1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. [mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 18.] maddesinin 1. fıkrası; "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" şeklindedir.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas 1974/2 Karar sayılı kararı.
2.Değerlendirme
1.Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile bedel istemine ilişkindir.
2.Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).
3.Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanunu'nun 19. [BK'nın 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin 1. fıkrasında; "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.
4.Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.
5.Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.
6.Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
7.Eldeki davanın konusunu oluşturan ve "muris muvazaası" olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.
8.Türk Borçlar Kanunu'nun yukarıda yer verilen genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.
9.Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 5 07... . maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.
10.01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
11.Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır.
12.Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.
13.Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.
14.Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 . maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.
15.Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.
16.Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.
17.Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
18.Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
19.Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir. Burada hemen belirtmek gerekir ki muris muvazaasına ilişkin davalarda mirasbırakanın asıl irade ve amacı belirlenirken, tarafların dayandıkları delillerin her olayın kendi özelliklerine göre objektif olgulardan da yararlanılarak birlikte değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerektiği açıktır. Fiili karineler de denilen bu objektif olgular, tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hâkimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Bu fiili karinelerin varlığı tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz ise de somut olayda olduğu gibi tanık delili dışında dayanılan başka delillerin bulunması durumunda dayanılan bu delillerin değerlendirilmesi sırasında da gözetileceği kuşkusuzdur.
20.Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1928 doğumlu mirasbırakan ... 26.09.2009 tarihinde ölmüş, geride mirasçıları olarak 23.02.1959 tarihinde evlendiği ikinci eşi davalı ... ile boşandığı ilk eşi dava dışı ...’den olma 1956 doğumlu davacı ... kalmıştır. 1986 doğumlu davalı ... ise davalı ... tarafından 02.07.1987 tarihinde evlat edinilmiştir.
21.Celbedilen kayıtlardan mirasbırakanın 08.01.1975 tarihli vasiyetname ile tüm malvarlığını davalı ...’ya vasiyet ettiği, daha sonra 26 30... parsel sayılı taşınmazın tamamı adına kayıtlı iken 1/2 payını 13.09.1994 tarihinde 75.000 (ETL) bedelle davalı ...'e, geriye kalan 1/2 payını ise intifa hakkını kendi üzerinde tutarak çıplak mülkiyetini 29.08.2006 tarihinde 7.000,00 TL bedelle davalı ...’ya satış suretiyle temlik etmiştir. Sonrasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca taşınmazda inşa edilen bağımsız bölümlerden 4 No.lu bağımsız bölümün müstakilen davalı ..., 5 No.lu bağımsız bölümün müstakilen davalı ... adına, 3 No.lu bağımsız bölümün ise yarı yarıya davalılar adına tescil edildiği, davalıların 3 No.lu bağımsız bölümü 27.05.2013 tarihinde dava dışı üçüncü kişiye satış yoluyla devrettikleri sabittir.
22.Dosya kapsamından ekonomik durumu iyi olan mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının olmadığı, mirasbırakanın davacı çok küçükken ilk eşinden boşandığı, davacı oğlunun Almanya'da büyüdüğü ve boşanma tarihinden itibaren babası ile irtibatının bulunmadığı, mirasbırakanın 1975 yılında tüm mal varlığını ikinci eşi olan davalı ...’ya vasiyet ettikten sonra 1994 yılında davaya konu taşınmazının 1/2 payını davalı ...'ya temlik ettiği, 1/2 payını ise 2006 yılında ikinci eşinin evlatlığı olan davalı ...'ya intifa hakkını üzerinde bırakmak suretiyle devrettiği, davalı ...'nın savunmasında bahsi geçen taşınmazın 1986 yılında satıldığı, SGK ödemelerinin ise satıştan çok sonra yapıldığı, ...'nın ise temlik tarihinde yirmi yaşında olduğu, tüm malvarlığını kapsayan temliklerin kendisi ile herhangi bir şahsi ilişkisi bulunmayan önceki eşinden oğlu olan davacıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu, bu yöndeki iddianın tüm dosya kapsamına göre davacı tarafça ispatlandığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
23.Hâl böyle olunca Mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371.maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.