T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili 23/01/2025 havale tarihli dava dilekçesi ile, Davalı ...'ın, müvekkili Şirket'te 01 Mart 1996- 03 Temmuz 2024 tarihleri arasında, son olarak Satınalma ve Ürün Grup Başkanı (...) olarak çalıştığını, davalı ile müvekkili arasındaki hizmet ilişkisinin, davalının 28 Haziran 2024 tarihli istifa dilekçesi ile 03 Temmuz 2024 tarihinde geçerli olmak üzere tek taraflı olarak sona erdirildiğini, bir diğer deyimle, davalı 03 Temmuz 2024 tarihinde istifa ederek işten ayrıldığını, davalı ile müvekkili şirket arasındaki hizmet ilişkisinin tâbi olduğu hükümlerin, davalının istifa ederek işten ayrıldığı tarih itibariyle geçerliliğini sürdüren 03 Şubat 2012 tarihli Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesi'nde (“Sözleşme”) düzenlendiğini, sözleşme'nin, “Sözleşmenin Sona Ermesi Halinde Uygulanacak Hükümler” başlıklı 14.maddesinin “c” bendi uyarınca, davalı, Şirketin yazılı izni olmaksızın, Sözleşme'nin sona erdiği tarihten itibaren 1 yıl süresince faaliyet konusu şirket ile aynı veya benzer herhangi bir işyerinde doğrudan veya dolaylı çalışmamayı, herhangi bir sıfatla hizmet vermemeyi taahhüt ettiğini, sözleşme'nin 15. maddesinin “a” bendinde, davalının Sözleşme'nin 14-c maddesinde düzenlenen rekabet yasağını ihlal etmesi halinde son aylık net cari ücretinin altı katı tutarındaki ceza koşulunu müvekkilimize ödemekle yükümlü olduğu düzenlendiğini, davalının, müvekkili ile arasındaki hizmet sözleşmesini istifa ederek sona erdirdikten hemen sonra, müvekkili şirket'in yazılı izni olmaksızın, faaliyet konusu müvekkil şirket ile aynı olan (diğerlerinin yanı sıra, her türlü tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin alınıp satılması, ithal ve ihraç edilmesi) ve müvekkili şirket'in doğrudan rakibi olan ... bünyesinde çalışmaya başladığını, ... internet sitesinden (https://wwyw.boynerarup.com/hakkimizda) alınan görselde, davalının ... İcra Kurulu'nun altı üyesinden biri olduğu ve ... Grubundaki görevinin müvekkili şirket'ten istifa etmeden önceki görevi ile aynı olduğunun (Satınalma ve Ürün Grup Başkanı (...) görüldüğünü, davalının, müvekkili şirket'teki görevinden ayrıldıktan sonra, profesyonel sosyal medya platformu LinkedIn profilindeki güncel istihdam bilgisini de güncellediği ve Temmuz 2024'ten itibaren ... İcra Kurulu üyeliğine getirildiğini ve ayrıca ... “yeni perakende girişiminde CEO” olarak çalışmaya başladığını duyurduğunu, davalının, müvekkili ile arasındaki hizmet ilişkisini istifa ederek sona erdirdikten hemen sonra, müvekkili şirket'in yazılı izni olmaksızın, faaliyet konusu müvekkili ile aynı olan rakip işletme nezdinde, müvekkili şirket'te çalıştığı pozisyon ile aynı pozisyonda çalışmaya başlaması, Sözleşme'nin 14-c maddesinde düzenlenen rekabet yasağına aykırı olduğunu, sözleşme'nin 14 maddesinde düzenlenen rekabet yasağını ihlal eden davalının, Sözleşme'nin 15-a maddesi uyarınca, Sözleşme'nin sona erdiği tarihte geçerli olan son aylık net ücretinin altı katına tekabül eden toplam 2.965.353,30 TL tutarındaki ceza koşulunu müvekkili şirket'e ödemekle yükümlü olduğunu, bu doğrultuda, müvekkili şirket tarafından davalıya noter kanalıyla bir ihtarname gönderilerek, davalının rekabet yasağını ihlal ettiğini, bu nedenle sözleşme'de düzenlenen ceza koşulunu müvekkile ödemesi gerektiğinin bildirildiğini ve ödeme için davalıya beş iş günü süre verildiğini, söz konusu ihtarnamenin davalıya 14 Ekim 2024 tarihinde tebliğ edildiği, davalıya ödeme için verilen beş iş gününün 21 Ekim 2024 tarihinde dolduğunu, davalı 22 Ekim 2024 itibariyle temerrüde düştüğünü, dolayısıyla, davalının ceza koşulunu 22 Ekim 2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline ödemesi gerektiğini, davalının müvekkili şirket tarafından gönderilen ihtarname ile verilen süre içinde ceza koşulunu ödememesi üzerine, müvekkilinin davalıya karşı dava şartı kapsamında arabuluculuk yoluna başvurulduğu, arabuluculuk sürecinde anlaşmaya varılamadığı ve 22 Kasım 2024 tarihinde son tutanağın düzenlendiğini, bu nedenlerle davanın kabulü ile; sözleşme'nin 14-c maddesinde düzenlenen, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin tekabet yasağını rekabet yasağını ihlal ettiği sabit olan davalının, sözleşme'nin sona erdiği tarihte geçerli olan son aylık net ücretinin altı katına tekabül eden toplam 2.965.353,30 TL tutarındaki ceza koşulunu, ihtarname ile temerrüde düşürüldüğü 22 Ekim 2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkilimiz Şirket'e ödemesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 17/03/2025 tarihli cevap dilekçesi ile, Müvekkilinin, davacı bünyesinde 1 Mart 1996 tarihinden itibaren yaklaşık 29 yıl boyunca çalıştığını, müvekkilinin, muhatap bünyesinde çalışmaya başladığında muhatap nezdindeki çalışmasının sona ermesi halinde rekabet etmeme yasağına tabi olacağına dair herhangi bir sözleşme imzalamadığını, davacının da kendisine bu yönde bir bildirime bulunmadığını, dolayısıyla, taraflar arasındaki iş ilişkisinin başlangıcında, müvekkilinin, rekabet etmeme yasağı ile bağlı olacağına yönelik herhangi bir irade beyanında bulunmadığını, müvekkilinin işe başlamasından yaklaşık 16 yıl sonra, müvekkili ile davacı arasındaki iş ilişkisi devam ederken, başka bir ifadeyle taraflar arasındaki güç dengesi eşit değilken, müvekkiline 2012 yılında yeni bir iş sözleşmesi imzalatıldığını, müvekkilinin, kendisine dayatılan söz konusu sözleşme’nin koşullarını müzakere etme şansı bulamadığını, yalnızca iş akdinin devamını sağlayabilmek adına sözleşme’yi imzalamak zorunda bırakıldığını, işbu sözleşme’de bir rekabet etmeme taahhüdü bulunduğunu dahi davalı’nın kendisine gönderdiği ihtarname ile öğrendiğini, taraflar arasında 2012 yılı öncesinde akdedilen iş sözleşmesinde böylesi bir yükümlülük bulunmuyorken taraflar arasındaki iş akdinin yenilendiğini ve 2012 tarihli sözleşme’ye, Müvekkilinin hiçbir açıklama yapılmadan rekabet etmeme yükümlülüğü eklendiğini, Müvekkilinin inceleme ve müzakere etme olanağı olmadan imzaladığı Sözleşme’de bulunan rekabet etmeme yükümlülüğü, Müvekkiline hiç açıklanmadığı ve işten ayrılırken dahi böylesi bir yükümlülük altında olacağının kendisine hatırlatılmadığını, bu kapsamda Müvekkilinin, davacı’nın tam bir yıl boyunca kendisinden adeta işsiz kalmasını beklediğinden habersiz, herhangi bir ek talepte bulunmadan işten ayrıldığını, Müvekkilinin böylesi bir yükümlülük altına girdiğinin farkında olarak bir yıl boyunca işsiz kalması gerektiğini bilmesine rağmen hiçbir ek ödeme talep etmeden davacı bünyesinden ayrılmasının beklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin bu hükümden huzurdaki uyuşmazlıkla beraber haberdar olduğunu, müvekkilinin sözleşme’nin imzalandığı tarihte, yani 2012 yılında, davacı bünyesinde halihazırda 16 yıldır çalıştığını, uzun yıllardır emek verdiği bir şirkette, işverenleri tarafından yeni bir sözleşme imzalaması istendiğini, müvekkilinin ise kendisine iş sözleşmesinden doğmayan, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra geçerli olacak şekilde rekabet etmeme gibi ek yükümlülükler getiren sözleşme’yi, içeriğinde yapılan değişiklikleri değerlendirme ve tartışma imkanı bulamadan imzalamak durumunda kaldığını, taraflar arasında böylesi bir güç dengesizliğinin bulunduğu bir atmosferde, müvekkilinin sözleşme’yi serbest iradesiyle imzaladığının kabulünün mümkün olmadığı, bu kapsamda sözleşmenin TBK m. 30 uyarınca geçersiz olduğunu, Müvekkilinin 1 Mart 2023 tarihli ve 7438 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da sağlanan hak kapsamında emekli olduğunu, Müvekkilinin, emeklilik nedeniyle şirketten çıkış işlemleri yapıldığını, bu kapsamda Müvekkili ile davacı arasındaki sözleşmenin sona erdiğini, davacı bünyesinde çalışmaya başlayan Müvekkili ile Davacı arasında yeni bir iş ilişkisi kurulduğunu, sözleşme’de düzenlenen rekabet yasağının, kanuni sınırlamalara uygun olmadığı ve somut olayın şartları göz önünde bulundurulduğunda, Müvekkil aleyhine ağır kısıtlamalar içerdiğini, Rekabet yasağı düzenlemesinin orantısız olduğu, öyle ki uzun yıllar boyunca aynı sektörde, aynı pozisyonda çalışan Müvekkilinin, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren başka bir işyerinde çalışmasının tam bir sene boyunca yasaklanması, Müvekkilinin bir sene boyunca işsiz kalması anlamına geldiğini, Rekabet yasağının, TBK m. 445 ile rekabet yasağının geçerli olması için aranan coğrafi sınırlamayı içermediği, her ne kadar söz konusu coğrafi sınırlamanın hakim tarafından belirlenebilecek olsa da, belirlenecek coğrafi sınırın Müvekkilinin uzun yıllardır yaşadığı ve aile kurduğu şehir olacağını, böylesi bir sınırlamanın, kanunun amacına aykırı olduğunu, davacı’nın ... ile aralarındaki ilişki kapsamında ileri sürdüğü iddialar, huzurdaki davanın konusunu oluşturmadığı, davacı’nın talepleri bakımından bütünüyle alakasız olduğunu, müvekkilinin Boyner Grup’ta işe başlamış olması, rekabet yasağının ihlali niteliğinde olmadığını, ...'un, davacı ile rakip bir şirket olmadığını, ... ile davacı’nın rakip şirketler olduğu değerlendirilse dahi, tek başına rakip şirkette işe başlanmış olması, rekabet yasağının ihlali anlamına gelmediğini, Müvekkilinin, davacı’nın rekabet yasağı kapsamında korunması amaçlanan menfaatini zedeleyecek herhangi bir davranışta bulunmadığını, davacının, huzurdaki davayı hiçbir hakkı olmadığını bildiği halde kötüniyetle ikame ederek Müvekkili zor duruma düşürmeyi amaçladığını, bu nedenlerle haksız davanın reddine ve yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizin 06/11/2025 tarihli celse ara kararı gereği, Tarafların iddia ve savunmaları, sundukları deliller, dosya incelenerek rekabet yasağının geçerli olup olmadığı, rekabet yasağına ilişkin şartın ihlal edilip edilmediği, ihlal edildi ise davacının alacağı olup olmadığı varsa miktarının ne kadar olduğu konusunda rapor alınmasına karar verilmiş olup, bilirkişi 18/01/2026 tarihli raporunda; taraflar arasındaki sözleşmede rekabet yasağı düzenlenmesi Kanunda öngörülen şartlara göre düzenlendiğinin anlaşıldığını, sözleşmede yer bakımından bir sınırlama getirilmemekle birlikte bu hususun mahkemeler tarafından somut olayın şartlarına uygun şekilde değerlendirilebileceği yönünde ağırlıklı bir görüş bulunduğunu, bu görüş doğrultusunda yer konusundaki sınırlandırmanın somut olayın şartları kapsamında belirlenebileceği ve geçerli bir rekabet yasağı düzenlemesinin bulunduğu, somut olayın şartlarına bakıldığında davacı tarafından karşı edim sözleşmede tespit edilmese de geçerlilik şartı olmaması sebebiyle rekabet yasağının geçerliliğini etkilemediği, yer verilen BAM kararı doğrultusunda emeklilik sonrası iş ilişkisi bakımından rekabet yasağını içeren bir sözleşme bulunmadığı, rekabet yasağını içeren 3 Şubat 2012 tarihli belirsiz süreli hizmet sözleşmesinde öngörülen 1 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle somut olayda rekabet yasağının ihlal edilmediği, taraflar arasındaki sözleşmede tespit edilen cezai şart tutarının davalının ekonomik şartları dikkate alındığında makul miktarda olduğunun düşünüldüğü davacının cezai şart tutarına ve temerrüt tarihine ilişkin talebinin yerinde olduğu kanaatine varıldığını bildirdiği görüldü. DELİLLER DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Rekabet yasağı anlaşması, hizmet sözleşmesiyle bağıtlanan işçinin sözleşmenin sona ermesi sonrasında iş sahibiyle rekabet edeceği bir işi kendi adına yapmamasını ve rakip bir işyerinde çalışmamasını, böyle bir kuruluşta ortak ve başka sıfatlarla ilgili olmayacağını öngören anlaşma olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lûgatı C. 1, Ankara 2021 s. 926).
Türk Borçlar Kanunu’nun 444/1 inci maddesi gereğince fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
İşçi ile işveren arasında TBK'nın 444 ve devamındaki maddelerinde işaret edilen koşullar dahilinde tesis edilecek rekabet yasağı sözleşmesi, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine konulacak bir hükümle düzenlenebileceği gibi bu hususta ayrı bir metin ile rekabet yasağı sözleşmesinin akdedilmesi mümkündür. Her iki durumda da rekabet yasağı, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden bağımsız olarak varlığını sürdürür. Başka bir anlatımla hizmet sözleşmesi içerisinde ayrı bir hüküm olarak rekabet yasağı kaydının mevcudiyeti hâlinde, taraflar arasındaki sözleşmede hem hizmet ilişkisinin devamı süresince geçerli olan bir hizmet sözleşmesinin, hem de hizmet ilişkisi sona erdikten sonraki döneme dair yükümlülükler içeren bir rekabet yasağı sözleşmesinin varlığı kabul edilerek tarafların her iki sözleşme ile bağlı oldukları kabul edilmelidir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklanan süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterli sayılmalıdır.” (Yargıtay 11.H.D.' nin ... E - ... K.sayılı, 16.06.2016 tarihli kararı) Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.
Rekabet yasağı sözleşmesi işçinin geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye sokmayacak nitelikte olmalıdır. Davacı şirket işveren sıfatıyla, iş ilişkisi boyunca ve iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçisinin kendisi ile rakip bir şirkette faaliyette bulunmasını istemiyorsa, bunun da uygun bedelini işçiye ödemek zorunda olmalıdır. Ancak işveren davacı, davalıyı rekabet yasağı yükümlüsü kılmak istemesine karşın buna uygun bir bedel ödemek hususunda davalı ile anlaşmamıştır.
Rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışların sonuçları ise TBK’nın 446 ncı maddesinde düzenlenmiş olup buna göre rekabet yasağına aykırı davranan işçi, işverenin bu sebeple uğradığı tüm zararları gidermekle yükümlüdür. Öte yandan rekabet yasağına aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmış ise işçi, sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, ceza koşulu olarak öngörülen meblağı ödeyerek rekabet yasağına dair borcundan kurtulabilecektir; ancak işverenin ceza koşulu olarak belirlenen miktarı aşan zararları da işçi tarafından tazmin edilmelidir (TBK md. 446/2).8. Türk Borçlar Kanunu'nun 420/1 inci maddesine göre hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersiz olacaktır. Buna göre hizmet sözleşmelerinde işçi aleyhine öngörülecek ceza koşulu, ancak işverenin de bu konuda bir karşı edim yükümlendiği durumlarda geçerli olacaktır. Burada kanun koyucu, hizmet sözleşmelerinde işveren karşısında dezavantajlı konumda olan işçinin korunması amacıyla, işveren tarafından sözleşmenin düzenlenmesi sırasında işçiye dayatılması mümkün olan ceza koşulunun geçerliliğini, işveren aleyhine uygun bir karşı edimin varlığı koşuluna bağlamıştır.
Öte yandan,
TBK'nın 446 ncı madde hükmündeki düzenlemeden hareketle rekabet yasağı sözleşmesinde işçi aleyhine ceza koşulunun öngörülebileceği anlaşılmakla, anılan ceza koşulunun geçerliliği herhangi bir karşı edim yükümlülüğüne bağlanmamıştır. Başka bir anlatımla; rekabet yasağı sözleşmelerinde işçi aleyhine öngörülebilecek ceza koşulunun geçerliliği, bu konuda işverenin karşı edim yükümlülüğüne bağlı değildir. Zira anılan hükümde, cezai şarta dair işveren tarafından karşı edim yükümlülüğüne ilişkin herhangi bir geçerlilik koşulu aranmaksızın; sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçinin öngörülen cezai şartı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabileceği ve işçinin cezai şartı aşan zararları gidermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Nitekim rekabet yasağı sözleşmelerinde işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edim, ancak aşırı nitelikteki rekabet yasağının sınırlandırılmasında hâkim tarafından nazara alınması gereken unsurlardan biri olarak TBK'nın 445/2 nci maddesinde ayrıca düzenlenmiş olup bunun dışında rekabet yasağı sözleşmelerinde işçi aleyhine öngörülecek ceza koşulunun geçerliliği için herhangi bir karşılıklılık unsuru aranmamıştır.
Bu itibarla hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olacağına dair TBK’nın 420/1 maddesi hükmünün, aynı Kanun'un 446 ncı maddesindeki özel düzenlemenin mevcudiyeti karşısında rekabet yasağı sözleşmelerine uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira işçi ile işveren arasındaki hizmet sözleşmesi içerisinde bir hüküm olarak yahut ayrı bir sözleşme metni ile düzenlenmesinden bağımsız olarak rekabet yasağı sözleşmesi, kapsadığı dönem ve koruduğu menfaatler itibariyle hizmet sözleşmesinden ayrı, bağımsız bir sözleşme niteliğindedir. Bunun yanında rekabet yasağı sözleşmelerinde ceza koşuluna dair özel hüküm içeren TBK'nın 446 ncı maddesi gereğince işçi aleyhine kararlaştırılan ceza koşulunun geçerliliğine dair işveren yönünden herhangi bir karşı edim yükümlülüğünün aranmamış olması, kanun koyucunun bu yöndeki bilinçli bir tercihinden kaynaklanmakta olup rekabet yasağı sözleşmesinin sahip olduğu bu nitelikler ve bu sözleşmeye ilişkin TBK'daki özel hükümlerden hareketle hizmet sözleşmelerinde öngörülecek olan ceza koşulunun geçerliliğine dair TBK'nın 420/1 madde hükmünün rekabet yasağı sözleşmelerinde uygulanması söz konusu olamaz. Dolayısıyla rekabet yasağı sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine öngörülen cezai şart, işveren tarafından bu kapsamda bir karşı edim üstlenilmemiş olsa dahi geçerli olarak sözleşmenin işçi tarafından ihlâli durumunda hüküm ve sonuçlarını doğurur.
Rekabet yasağı sözleşmesinin akdedilmesiyle, hizmet sözleşmesinden ayrı bir metinde düzenlenmiş yahut hizmet sözleşmesi içerisindeki bir hükümle düzenlenmiş olmasından bağımsız olarak taraflar arasında hem bir hizmet sözleşmesinin, hem de bir rekabet yasağı sözleşmesinin birbirlerinden ayrı olarak varlıklarını koruyacaklarına dair kabul kapsamında; davacı ile davalı arasındaki "Gizlilik Anlaşması" başlıklı rekabet sözleşmesi, her ne kadar taraflar arasındaki hizmet ilişkisine ilişkin olarak akdedilmiş ise de sahip olduğu unsurlar ile uygulanacak kanuni hükümlerdeki farklılıklar, iş ilişkisinin feshedildiği tarihten sonraki döneme dair hükümler içermesi ile anılan dönem için geçerli olması sebebiyle hizmet sözleşmesinden bağımsız nitelikte bir sözleşme olarak varlığını muhafaza eder.
TBK 445/1 maddesinde "Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz." hükmü bulunmakta olup taraflar arasında yapılacak rekabet yasağı sözleşmesinin yer, zaman ve tür bakımından sınırlandırılmış olması gerekmektedir. Taraflar arasında akdedilen 03/02/2012 tarihli belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin 14/c maddesi incelendiğinde rekabet yasağının süre olarak sınırlandığı fakat yer bakımından bir sınırlamanın olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca çalışma ve sözleşme hürriyeti anayasal bir hak olup Anayasa 48/1. Maddesinde " Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. " hükmü bulunmaktadır. Davacı şirketin davalı işçi ile düzenlemiş olduğu iş sözleşmesinde rekabet yasağına ilişkin madde sözleşmenin içinde yer almakta olup işçi ve işveren sözleşmenin akdedilmesi sırasında eşit güçlere sahip değildir. Diğer bir anlatımla davacı taraf davalıyı iş sözleşmesinin akdi için rekabet yasağı maddesini imzalamak durumunda bırakmıştır. Davacı ile davalı arasında yapılan iş sözleşmesinin içeriğinde yer alan rekabet yasağına ilişkin düzenlemenin davalının anayasal hakkı olan çalışma ve sözleşme hürriyetini ihlal eder nitelikte olduğu, sözleşmede güçlü konumda olan işverenin davalı işçiyi rekabet etmeme yönünde yükümlülüğe sokmasına rağmen bu yasak için davalı işçiye herhangi bir ödemede bulunmadığı ve rekabet yasağına ilişkin hükmün BK 445 maddesinde belirtilen yer yönünden sınırlama içermemesi sebebiyle davacının davasının reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davacının davasının reddine,
2.Harçlar yasası uyarınca belirlenen karar harcı olan 732,00-TL karar ve ilam harcının başlangıçta yatırılan 50.640,83-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla harç olan 49.908,83-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4.Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 427.495,93 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5.Davacı ve davalılar tarafından yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın, karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6.Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00-TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, Dair davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341. maddesi uyarınca istinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 19/02/2026
Başkan
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Katip
(e-imzalıdır)