Esas No
E. 2025/810
Karar No
K. 2026/204
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE

T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/810
KARAR NO: 2026/204
DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 26/03/2025
KARAR TARİHİ: 26/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,Yukarıda adı ve adresi yazılı davacı tarafından açılan hukuk davasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9. Maddesi gereğince Türk Milleti adına yargılama yapmaya görevli ve yetkili ----- Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda aşağıda gerekçesi yazılı hükme ulaşılmıştır.

DAVA :

Davacı vekili dava dilekçesi özetle ;

Davacı tarafından davalı aleyhine 24.08.2022 tarihinde --- İcra müdürlüğünde ------ esas sayılı takip başlatıldığını, borçlu tarafından yapılan itiraz neticesinde takip durdurulmuş olup işbu davayı açma gereksinimi doğduğunu, 21.05.2023 tarihinde müvekkili şirketin kazaya karıştığı aracı olan ----- Plakalı aracın kasko şirketi ile yapılan sözleşme gereği aracın onarımı davalı sigorta şirketi üstelenmiş aracın onarımı yapılmış ancak aracın orjinal parça takılmadığı tespit edildiğinden davalı kuruma ön başvuru neticesinde olumsuz dönüşler sağlandıktan sonra alacağın tahsili için ---- İcra müdürlüğünde ------ esas sayılı icra takibi başlatıldığını, sigorta şirketleri maddi hasar bakımından ;Sigorta Şirketlerinin aynen tazmin sorumluluğu ve gerçek zararı telafi etmelerine yönelik zorunluluklar kendilerine birtakım yükümlülükler de yüklediğini, onarımın orijinal parçalarla yapılması da bu yükümlülüklerden biri olduğunu, Sigorta Şirketleri aracın onarımını sağlarken değişen parçalar yerine orijinal parçalar kullandırmak zorundadır. Ancak onarım maliyetini azaltmak adına orijinal parça yerine yan sanayi, çakma denen parçalar kullanılabildiğini, burada zarar görenin orijinal parça fark bedeli talep etme hakkı mevcut olduğunu, orijinal parça fark bedeli, değişmesi gereken parçanın orijinal bedelinden yan sanayi ürünün bedeli çıkartılarak bulunduğunu, Orijinal Parça Fark Bedeli = Parçanın Orijinal Bedeli, tüm bu açıklamalar ışığında, davalı/borçluşirketin,aynen tazmin yükümlüğünü yerine getirmediğinden dolayı müvekkilinin uğradığı bakiye maddi zararları karşılamakla yükümlü olduğunu, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerden ötürü ----- Plaka aracın 21/05/2023 tarihinde karıştığı kaza neticesinde gördüğü hasar üzerine meydana gelen orjinal parça fark bedeli (Bakiye maddi hasar ) tazmini istemi hakkında 6100 sayılı Yasa’nın107.maddesi uyarınca şimdilik toplam 100 TL belirsiz alacak tazminat ile işbu tazminat miktarına olay tarihinden itibaren merkez bankasında uygulanan en yüksek mevduat faizi işletilerek davalıdan istenilmesine, davalı borçlu sigorta şirketinin haksız olarak yapmış olduğu itirazın iptaline ve takibin devamına, davalı borçluların takibe konu miktarın %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama gideri ve ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi özetle ; davacının --- İcra Müdürlüğü’nün -----. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali davasını belirsiz alacak davası olarak açmasının hukuki yarar bulunmadığını ve bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak ise davacıya ait---- plakalı aracın hasarı üzerine ----- numaralı hasar dosyasının açıldığını, bağımsız ekspertiz atandığını, aracın yetkili serviste orijinal parçalarla onarıldığını, parça tedarikçilerine ve sigortalıya toplamda ödeme yapıldığını, hasarın poliçe ve Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında karşılandığını, Hasarın kapsamı, kazayla illiyet bağı, aracın tam ya da kısmi hasar durumunu, rayiç değer ve sovtaj bedelinin uzman sigorta eksperi tarafından belirlenmesi gerektiğini, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasını, tazminat hesabında hasar tarihindeki rayiç değerin esas alınacağını, sovtaj bedelinin tenzil edilmesi gerektiğini ve poliçe özel şartları uyarınca sorumluluğun sınırlı olduğunu, Ayrıca davacının avans faizi talebinin yerinde olmadığını, ancak yasal faiz uygulanabileceği yönünde Yargıtay kararları ile de sabit olduğunu, sonuç olarak haksız ve mesnetsiz davanın reddini, icra-inkâr tazminatı talebinin kabul edilmemesi ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, kasko poliçesi kapsamında süresi içerisinde rizikonun gerçekleşmesine rağmen ödenmeyen alacağın tahsiline yönelik başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacının ; ----. İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı icra dosyası ile 6.697,00 TL asıl alacak, 997,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.694,00 TL alacağın tahsili için ilamsız icra takibine başladığı, ödeme emrinin davalıya 26/02/2025 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 26/02/2025 tarihinde icra takibine itiraz edildiği, davanın yasal 1 yıllık süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Dava öncelikle ----- Tüketici Mahkemesi'nde açılmış, mahkemece 27/03/2025 tarih --- esas, ------ karar sayılı görevsizlik kararı verilerek dosya mahkememizin --- esasına tevzi olunmuştur.

Mahkememizce; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek; taraf vekillerinin vermiş olduğu dilekçeler, ibraz ettikleri tüm deliller, ----- İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı icra dosyası, tüm kayıt ve belgeler tek tek incelenmiştir.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava dilekçesinin hem içeriğinde hem de netice-i talep kısmında açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, belirsiz alacak davasının 6100 sayılı HMK 107. maddesinde; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklinde düzenlendiği, madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edildiği,

Yargıtay - Hukuk Dairesi'nin 20/01/2021 tarih ---- ilamında "...6100 sayılı Kanun'un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklandığı, davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır ------Sadece alacak miktarının taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz (-----Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, tanık anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir. 6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır------ Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanunun 119/2 maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir" şeklinde ifade edildiği, Yargıtay ------ Hukuk Dairesinin 07/05/2018 tarihli -----sayılı, Yargıtay -----Hukuk Dairesinin 22/03/2021 tarihli ---- Sayılı, Yargıtay ----- Hukuk Dairesinin 04/03/2020 tarihli ------Sayılı ilamlarında da, belirsiz alacak davasına ilişkin tespit ve değerlendirmeleri de aynı yönde olduğu, belirsiz alacak davası, hukuki nitelik olarak bir eda davası ise de, istisnai nitelikte bir dava olduğu için her eda talebi, belirsiz alacak davasına konu olamaz. Kanunda öngörülen koşullar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması durumunda, mahkemenin davacıya 6100 sayılı HMK'nun 119/2 hükmüne göre süre vermesi mümkün değildir. Çünkü HMK'nun 119/2 hükmünün uygulanabilmesi için dava dilekçesinin zorunlu unsurlarında bir eksikliğin bulunması gerekmektedir. Dava dilekçesinden, davacının talebi ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, bu durumda HMK'nun 119/2 maddesi uyarınca, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebin netleştirilmesi gerekmektedir. Ancak belirli bir alacak için, belirsiz alacak davası açılan hallerde, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu belirttiğine göre,

HMK'nun 119/2 hükmünün uygulanmasını gerektiren bir eksiklik olduğundan söz edilemez. Koşulları oluşmamasına rağmen belirsiz alacak davası açılması halinde ise davacının hukuki yararı yoktur. Hukuki yarar tamamlanabilen bir dava şartı olmadığı için, Kanunda öngörülen koşullar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması durumunda, mahkemenin HMK'nun 115/2 hükmüne göre davacıya süre vermesi de mümkün değildir. Hukuki yarar davanın açıldığı ana göre tespit edilir ve davanın açıldığı anda noksan olan hukuki yararın sonradan tamamlanması ise kural olarak mümkün olmadığı, bu nedenle, belirsiz alacak davasındaki hukuki yarar noksanlığının giderilmesi ve davanın başka bir davaya dönüştürmesi için davacıya süre vermesinin de söz konusu olamayacağı, yapılan tüm bu açıklamalar muvacehesinde somut olay değerlendirildiğinde açılan davanın itirazın iptali talepli olduğu, davacının icra dosyasındaki takip talebi ve ödeme emri incelendiğinde takipteki talebin 6.697,00-TL asıl alacak (parça fark bedeli) ve 997,00-TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 7.694,00-TL'yi davalıdan talep ettiği, davacının dava dilekçesi ile ise 100,00-TL belirsiz alacak davası açarak itirazın iptalini talep ettiği, eldeki davanın alacak davası olmayıp itirazın iptali davası olduğu, itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı bir dava türü olarak olarak yargılamasının yapılacağı, bu sebeple itirazın iptali davasının kısmi dava olarak açılabileceği hususunda tereddüt olmamakla birlikte belirsiz alacak davası olarak itirazın iptali davası açılamayacağı, bu durumda belirsiz alacak davası açarak itirazın iptalini istemede davacının hukuki yararının olmadığı, zira itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu ve esasen takip miktarının da belirli ve belirlenebilir olduğu, talebin ve dava miktarının sarahaten belirli ve belirlenebilir olduğunu aşikar olduğu bu durumda davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı mahkememizce anlaşılmış ve açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere :

1.Hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE,

2.HARÇLAR

Alınması gerekli 732,00 TL harcın davacı tarafından dava açılışı sırasında yatırılan 615,40 TL harçtan mahsubu ile, eksik bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,

3.VEKALET ÜCRETİ Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davalı vekili için takdir olunan 100,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

4.ARABULUCULUK ÜCRETİ 6325 Sayılı Kanunun 18/A maddesi gereği Arabuluculuk sürecinde düzenlenmiş sarf kararında yer alan 3.140,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

5.YARGILAMA GİDERLERİ

Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ---- BAM nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.

Karar Etiketleri
REDDİNE YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog