T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin mermer tasarım ve işleme alanı ile iştigal eden bir mermer ustası olduğunu, müvekkilinin, davalılar ile uzun yıllara dayanan dostane ve ticari ilişkisi nedeniyle tesis edilmiş olangüven duygusuna itibar etmek suretiyle davalılar tarafından sipariş edilen eserleri hizmet ve eser sözleşmesi gereği ifa ettiğini ve kendisine düşen edimleri yerine getirdiğini, müvekkili ile davalılar arasında şifahi olarak akdedilmiş olan Eser Sözleşmesine ilişkin olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda yer alan "Eser Sözleşmesi" başlıklı m. 470; "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." Hükmün bulunduğunu, eser sözleşmelerinde yüklenicinin asli edim borcu eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek olduğunu, müvekkilinin de davalılar ile arasındaki eser sözleşmesine istinaden kendisinden istenilen eseri tamamladığını ve davalılara teslim ettiğini, davalıların siparişleri doğrultusunda yapılmış iş ve işlemlerin tarihleri kapsar şekilde dava dilekçesinde belirtildiğini, davalıların ücret ödeme borcunu yerine getirmediğini, müvekkili uzun yıllar davalılar ile ticari ilişkisini sorunsuz sürdürmüş olsa da iş sahibi olan davalıların eserin bedelini ödemekten ibaret borcun varlığını kabul ve beyan etmelerine rağmen işbu davaya konu borcu ödemediklerini, müvekkilinin defalarca söz konusu alacaklarını talep ettiğini, buna karşın davalılar tarafından "Borcumuz borç, bizde yanlış olmaz borcun ödenecek" minvalinde cevaplar ile borcun ikrar edildiğini ancak herhangi bir ödeme yapılmayarak müvekkilinin oyalandığını, müvekkilinin davaya konu alacaklarını gerek davalılara ait ----numaralı hatlar üzerinden aramalar yaparak gerek ----- üzerinden dilekçe ekinde yer alan yazışmalar vasıtasıyla talep ettiğini ve davalıların böylece temerrüde düşürüldüğünü, davalıların defaatle borç ödeme tarihi tayin ettiklerini, kendilerinin tayin ettiği tarihlerde ise ödeme yapmaktan imtina ettiklerini,--------sayılı dosyasında bilirkişi incelemeleri yapıldığını, bilirkişi tarafından yapılan incelemeler neticesinde tanzim edilen bilirkişi raporunda karşı tarafın Kasaba Evlerindeki taşınmazı sattığını, taşınmazda iş ve işlemlerini sürdüren Mimar ve Ustaların da beyanları ile "Tarafımıza dava dışı bir firma ile yeniden anlaşılıp mermerlerin söküldüğü, farklı doku ve renge sahip mermer ile değiştirildiği beyan edilmiştir." şeklinde tespite konu edildiğini, işbu davanın kabulünü, müvekkilinin hak kazanmış olduğu bedellerin uygulanacak kademeli faiz ile davalılardan tahsilini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara tahmilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; İşbu davada Asliye Ticaret Mahkemeleri’nin görevli olduğunu, davanın usulden reddini talep ettiğini, dava dilekçesindeki işbu iddiaları destekleyen herhangi bir sözleşme yahut öneri veya icap beyanı, noter kanalıyla tebliğ edilen bir ihtarname, gerçekleştirildiği iddia olunan eserlere ilişkin usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir fatura yahut resmi bir belgenin kati suretle dosya muhteviyatına sunulmadığını, davacının, müvekkili davalıların siparişleri doğrultusunda yaptığını iddia ettiği iş ve işlemleri tamamen mesnetsiz ve gerçekliği şüpheli sübjektif bedelleri ile birlikte sıraladığını ancak davacı tarafça yapıldığı iddia olunan iş ve işlemlerin bedelinin hesaplanması, huzurdaki alacak davasının bizzat konusu iken; herhangi bir bilirkişi incelemesi dahi olmaksızın bahse konu iş ve işlemlerin bedelinin açık ve net olarak davacı tarafından nasıl tespit edildiğinin anlaşılamadığını, davacının yapıldığını iddia ettiği iş ve işlemler içerisinde ---- ev taşıma bedeli olarak ---- şeklinde ifade edilen, ne olduğu belirsiz bir alacak kaleminin de mevcut olduğunu,kabul anlamına gelmemekle birlikte; davacı taraf ile müvekkili davalılar arasında şifahen bir eser sözleşmesi akdedilmiş olsa dahi, anılan bedellerin davacı tarafından mesnetsiz bir biçimde belirlenerek müvekkili davalılardan talep edilmesinin hukuki bir karşılığının olmadığını, dava dilekçesinde bahse konu Eser Sözleşmesinin şifahen de olsa hangi tarihte akdedildiğinin dahi belirtilmediğini, aynı doğrultuda, yapıldığı iddia olunan eserlerin; müvekkili davalılara teslim edilip edilmediği, edildi ise teslim tarihinin ne olduğu hali hazırda gelinen aşamada muğlak ve ispattan yoksun iken; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundan kaynaklanan herhangi bir borcun muaccel olması durumunun söz konusu olmadığını, Anılan mesaj kayıtlarında mesajlaşma konusu edilen borcun, şahsi bir borç meselesi olup olmadığı dahi belli olmayıp, son derece muğlak ifadelere dayanarak müvekkili davalıların temerrüde düşürüldüğünün iddia olunmasının, davacı tarafın işbu davayı haksız yere menfaat elde etmek amacıyla ve kötüniyetli olarak ikame ettiğini, eserin teslim edildiğinin ispat yükünün yüklenici yani davacı taraf üzerinde olduğunu, huzurdaki davanın ve davacının tüm taleplerinin reddini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesini talep etmiştir.
Bilirkişiler ------ Tarihli bilirkişi heyet raporunu sundukları,--- Değişik İş Sayılı dosyasının ve ----Değişik iş sayılı dosyasının celbedildiği,----- yazılan müzekkerelere cevap verildiği anlaşılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
------ tarihli yazı cevabına göre davalı ---- deniz ve kıyı sularında yat işletmeciliği faaliyetinde bulunduğu, davalı------- kanuni temsilcisi olduğu, ----- yazı cevabına göre davacının; ----- yazı cevabına göre tarafların esnaf kayıtlarının bulunmadığı, ----- faaliyetinden mükellefiyet kaydı olduğu,-----kanuni temsilcisi ve ortağı olduğu, ------- yazı cevabına göre davacının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 4 numaralı bendinde 1.sınıfa tabi tüccarlar listesinde "Her türlü ticaret şirketleri" ibaresi yer aldığından Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinde yer alan sınırlara bakılmaksızın 1.sınıf tacir sayıldığı, tarafların tacir oldukları, uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle görevsizliğine karar verildiği görülmüştür. Davanın görevsizlik üzerine mahkememize tevzi edildiği, Mahkememiz---- sırasına kaydedildiği görülmüştür.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girdiği ---- tarihinden sonra ------ tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve istinaf incelemesi aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir.Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.Belirtmek gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir.
Ticari işletme,
TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır.TTK' nun 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir.Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar --------------
Ticaret hayatının temel süjesi olan "tacir" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir.
Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır.Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir.TTK'nın "tüzel kişiler" başlıklı 16. maddesi, ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılacaklarını belirlemiştir.Aynı maddenin 2. bendi Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacakları hükmünü içermektedir.Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır.
Tacir sıfatına bağlanan hüküm ve sonuçları ise; iflasa tabi olmak, ticaret unvanı kullanmak, işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek, gerekli ticari defter ve kayıtları tutmak, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek, ticari örf ve adetlere tabi olmak, kanunda öngörülen ihtar ve ihbar şekillerine uymak, ticari iş karinesi, ticari işletmeyle ilgili görülen iş ve hizmetlerde kararlaştırılmamış olsa bile ücret isteyebilmek, avanslar ve giderler için faiz talep edebilmek, fatura vermek, faturaya ve teyit mektubuna süresinde itiraz etmemenin neticelerine katlanmak, ücret ve cezai şartın indirilmesini isteyememek, ticari yargı konusu olmak, ticari satış ve mal değişiminde özel hükümler, mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin özel sonuçları ve hapis hakkı bakımından özel düzenlemelerdir.Bu açıklamalardan sonra "ticari dava" konusuna gelindiğinde ise TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Az yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz.
TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır.
TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.
Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür.6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK.'nun 1.maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, re'sen incelenir.Somut olayda tarafların şirket temsilcisi ve şirket ortağı olmasının ve ortağı olduğu şirketlerin 1.sınıf tacir sayılmasının tarafların da tacir olduğunu göstermediği, yukarıdaki açıklanan sebeplerle mutlak ticari davanın bulunmaması, tarafların tacir ve her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması şartlarını sağlamadığından karşı görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.DAVANIN GÖREVSİZLİK NEDENİYLE DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE,
2.Görevli mahkemenin-----Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine,
3.Mahkememiz ile -----Asliye Hukuk Mahkemesi arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığından mahkememizce verilen karar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği taktirde HMK'nın 22/2 maddesi gereğince görevli mahkemenin belirlenmesi için DOSYANIN ---------- DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4.6100 sayılı HMK md. 331/2 uyarınca harç ve yargılama giderlerinin görevli mahkemede hüküm altına alınmasına, Dair, tarafların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ------ Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar verildi. 25/02/2026