Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA

11. Hukuk Dairesi         2025/2710 E.  ,  2025/7328 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/1049 Esas, 2025/404 Karar
HÜKÜM: Esastan ret

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkiline ait ve müvekkil tarafından dünya genelinde meşhur hale getirilmiş ... markalı "..." modeli olarak bilinen ayakkabının aynısı denebilecek kadar benzerini ürettiğini, piyasaya sürdüğünü, kendisine ait lüks mağazalarda ve internette satışa başladığını, dava konusu ayakkabının ilk yaratacısının ve meşhur edicisinin müvekkili olması nedeniyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 54. ve devamı maddeleri gereğince davalı eylemlerinin haksız rekabet olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davalının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek davalı eyleminin haksız rekabet ve dürüstlük kuralına aykırılığının tespitine, önlenmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 16.05.2017 tarihli dilekçesi ile davaya konu ayakkabı tasarımının davacı adına tescilli olduğunu, bu itibarla davalının eylemlerinin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 81. maddesi kapsamında tasarım hakkına tecavüz de oluşturduğunu ileri sürerek tasarıma tecavüzün tespitine, önlenmesine, bundan dolayı da maddi manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya bakma görevinin Ticaret Mahkemesinde olduğunu, müvekkilinin satışını yaptığı ayakkabı modelinin haksız rekabet oluşturmadığını, herkesçe bilinen bir ayakkabı modeli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ayakkabı tasarımında dış görünüş dışında diğer unsurların tali nitelikle olduğu, değerlendirmenin de bilirkişilerce bu doğrultuda yapıldığı, her iki ürün arasında önemli benzerlikler olduğu, davalıya ait kullanımlar ile davacıya ait dava konusu ... numaralı tasarımların karşılaştırılması sonucu, seçenek özgürlüğü ve bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı bütünsel etki bakımından davacıya ait tescilli tasarım ile davalı kullanımlarının benzer olarak algılandıkları, dolayısı ile SMK'nın 81/1-a hükmü uyarınca endüstriyel haklara tecavüzün tespiti şartlarının somut olay bakımından oluştuğu, tasarımların benzerliği sonucu, davalı kullanımlarının aynı zamanda 6102 sayılı TTK'nın 54. maddesi uyarınca haksız rekabet de teşkil edeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı kullanımlarının, davacıya ait Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT), nezdinde ... numara ile tescilli tasarım hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile bu tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesine, bu bağlamda tecavüz konusu ürünlerin piyasadan toplatılmasına, internet sitelerinden kaldırılmasına, gümrük alanlarından toplatılmasına, maddi tazminat talebinin kabulü ile 46.661,76 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin kabulü ile 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe

1.

Davacı vekili dava dilekçesinde açıkça davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürmüş ve talebinde de 6102 sayılı TTK'nın 54. ve devamı maddelerine göre haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, bu haksız rekabet nedeniyle de davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Cevap, cevaba cevap ve 2. cevap dilekçeleri verildikten sonra yani dilekçeler teatisinden sonra 16.05.2017 tarihli dilekçe ile davaya konu ürünün davacı adına tasarım olarak tescilli olduğunu, davalının eyleminin SMK'nın 81. maddesinde düzenlenen tasarım haklarına tecavüz de teşkil ettiğini ileri sürerek dava dilekçesindeki taleplerinin yanında tasarıma tecavüzün tespitine, önlenmesine ve bundan kaynaklı maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Bu dilekçenin verildiği tarihte yürürlükte olan "İddia ve Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi" başlıklı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarım genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere dilekçeler teatisinden sonra davalının muvafakatı olmadan iddianın genişletilebilmesi ve değiştirilebilmesi mümkün değildir. Eldeki dosyada iddianın genişletilmesine ve değiştirilmesine davalı tarafın muvafakatı olmadığı gibi davalı vekili davacının bu dilekçesi üzerine verdiği dilekçede ve ön inceleme duruşmasında davacının iddiasını genişletmesine ve değiştirmesine karşı da çıkmıştır. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü 6102 sayılı TTK'nın 54. ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet ve buna bağlı maddi manevi tazminat talebi açısından bir değerlendirme yapılması gerekirken davacı vekilinin 16.05.2017 tarihli dilekçesi kapsamında da değerlendirme yapılarak bu taleplerin de kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2.Davacının haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, haksız rekabet nedeniyle maddi, manevi tazminat talepleri açısından davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Mahkemece davalının eyleminin haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, ... 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, ... 2015, s.9). Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.

Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti.

Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'da, 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.

Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir.

Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile davacının tescilli tasarımı var iken ve bu tasarım SMK ile korunmakta iken davacının özel koruma sağlayan bu hükümlere dayanmayarak TTK' da düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanması mümkün olmayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı vekili dava dilekçesinde haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve haksız rekabet nedeniyle maddi manevi tazminat taleplerinde bulunmuş olup davacının ihlal edildiğini iddia ettiği tasarım TÜRKPATENT nezdinde tescilli olduğundan ve SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından ve haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve haksız rekabetten kaynaklı maddi, manevi tazminat istemli davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenle de kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

3.Bozma sebeplerine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.

VI. SONUÇ:

Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz ilam harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y

Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında sınai mülkiyet hakkının ihlali halinde sadece Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun haksız rekabet hükümlerine dayanılıp dayanılamayacağı, yani, SMK’ile getirilen özel korumaya rağmen, hak sahibinin bu Kanuna dayanmayarak sadece TTK’nın haksız rekabet hükümlerine dayanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, tescilli sınai haklar ile tescilsiz tasarımın ihlallere karşı korunması SMK ile özel korumaya kavuşturulmuştur. Tasarım dışındaki diğer sınai haklar SMK kapsamında tescil edilmemişlerse TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunması gündeme gelmektedir. Esasen bu husus tartışma konusu değildir. Zira TTK m. 55/1-a-4 ve 55/1-c hükümleri ile başkasının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Burada belirtmek gerekir ki, hem SMK kapsamında tecilli tasarım, marka, coğrafi işaret, patent ve faydalı model gibi haklar, hem de tescilli olmayan ayırt edici ad ve işaretler ile buluş gibi haklar başkalarının iş ürünü ve faaliyeti kapsamında sayılmaktadır.

Ayrıca, SMK kapsamında tescilli tüm hakların hak sahibinin izni olmadan başkaları, yani rakipler tarafından izinsiz kullanılması eylemleri de TTK’da düzenlenen haksız rekabet ve dolayısıyla genel olarak Türk Borçlar Kanununda düzenlenen haksız fiil niteliğindedir.

Bu kapsamda belirtmek gerekir ki, sınai hakların ihlali haksız rekabetin nitelikli hali olup SMK ile özel koruma şemsiyesi altına alınmıştır. Belirtmeliyim ki, daha kapsamlı olan özel koruma, genel koruma olan haksız rekabet korumasına göre hak sahibinin lehine, ihlalde bulunanların aleyhine sonuç doğurmaktadır.

TTK’nın haksız rekabeti düzenleyen hükümleri ile SMK hükümleri kapsamında değerlendirme yapıldığında, SMK kapsamında tescilli sınai mülkiyet hakları ile tescilsiz tasarım hakkının ihlali halinde hak sahibinin kümülatif koruma isteyemeyeceğinin, yani, SMK kapsamındaki hakların ihlali halinde hak sahibinin hem haksız rekabet hükümlerinin hem de SMK hükümlerinin birlikte ve aynı anda uygulanmasını ve dolayısıyla her iki kanunla aynı anda koruma isteyemeyeceğinin tespiti doğrudur. Ancak, hak sahibinin SMK hükümlerine göre daha düşük bir koruma sağlayan TTK’nın haksız rekabet hükümlerine dayanmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile, TTK’ya göre daha kapsamlı koruma bahşeden SMK’ya değil, sadece TTK’nın haksız rekabet hükümlerine hak sahibin dayanmasını yasaklayan bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, tescilli tasarımının davalı tarafından izinsiz kullanılması şeklinde belirtilen somut olayda, davacı hak sahibinin sadece TTK’nın haksız rekabet hükümlerine dayanamayacağı yönündeki sayın çoğunluğun BOZMA gerekçesine katılmamaktayım.

Karar Etiketleri
BOZULMASINA ISTINAFHUKUK
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog