9. Hukuk Dairesi 2025/6790 E. , 2025/8672 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 11. İş Mahkemesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirketin dava dışı ... Telekomikasyon Dış Ticaret Ltd. Şti.nin alt işvereni olarak Antalya-Burdur-Isparta bölgesindeki faaliyetlerinde çalışmak üzere müvekkilini işe aldığını, dava dışı Şirketin iş ilişkisinin 02.10.2019 tarihinde sona ermesi üzerine davalı Şirket tarafından müvekkilinin de aralarında olduğu yaklaşık 150 kadar çalışanın iş sözleşmesine son verdiğini, 02.10.2019 tarihinde müvekkilinin davalı Şirket yöneticileri ve insan kaynakları yetkililerinin bulunduğu ... Otel isimli işyerine davet edildiğini ve bir takım evrakın imzalatıldığını, bu belgeler imzalanmadığı takdirde bakiye ücret ve kıdem tazminatı ödemesinin yapılmayacağı, hiçbir şey alamayacakları ya da çok uğraşacakları şeklinde baskı yapıldığını, müvekkilinin bu belgeleri ihtiyari arabuluculuk müessesesine ait belgeler olduğundan bihaber olarak imzaladığını, hiçbir şekilde arabuluculuk görüşmesine katılmadığını ve arabulucu ile yazılı veya sözlü bir irtibat kurmadığını, davalı Şirketin iş sözleşmesinden kaynaklanan alacakları ödemekten kaçınmak için arabuluculuk sözleşmesi yapmak istediğini ve bu hususların fazla çalışma, genel tatil ücreti ve hafta tatili ücretlerinin tahsili talebiyle asıl işveren Şirkete karşı açılan davada dinlenen tanık beyanları ve toplanan deliller ile sabit olduğunu, yapılan işlemlerin geçerli ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürerek 02.10.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından söz konusu evrakın arabuluculuk belgesi olduğunun bilgisi verilmeksizin baskı altında imzalandığı belirtilmişse de bu hususların gerçeği yansıtmadığını, bir an için davacının iradesinin sakatlandığı ve kendisine baskı yapılarak bir takım evrakın imzalatıldığı kabul edilse dahi ilgili irade fesadı iddiasının kanunda belirtilen hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediğinden davanın reddinin gerektiğini, davacının istihdam sürecinin müvekkili Şirket tarafından hizmet verilen projenin sona ermesi sebebiyle 30.09.2019 tarihinde davacıya bildirildiğini ve bu kapsamda davacının hak ve alacaklarının tamamının ödenmesi suretiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini, söz konusu fesih işlemlerinin tarafların menfaatlerinin koruma altına alınması amacıyla ihtiyari arabuluculuk müessesesi ile tamamlanması konusunda tarafların mutabık kaldıklarını, dosyaya sunulan arabuluculuk belgelerinde hukuki veya usuli bir eksiklik bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça usulüne uygun olarak gerçekleştirilen bir arabuluculuk faaliyeti bulunmadığı ileri sürülmüş ise de dinlenen tanık beyanları, arabuluculuk sürecine ilişkin belgeler, benzer gerekçeler ile açılan dava dosyalarının incelenmesi sonucu Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 2024/857 Esas, 2024/905 Karar sayılı ilâmı ve 2024/844 Esas, 2024/903 Karar sayılı ilâmı birlikte değerlendirildiğinde, arabulucu tarafından gerekli bilgilendirmenin kanun ve yönetmeliğe uygun olarak yapıldığı, anlaşma tutanağı kapsamının taraflarca kararlaştırıldığı, davacının arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı ve usulüne uygun şekilde yapılmadığı iddiasını kanıtlayamadığı; geçersizlik iddiasının yanılmaya dayandığı kabul edilse de davacı tarafından 1 yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçersizliğine ilişkin bir ihtarname gönderilmediği veya dava açılmadığı gerekçesiyle ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçerli olduğu kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1.Müvekkilinin ilgili belgeleri ihtiyari arabuluculuk müessesesine ait belgeler olduğundan bihaber olarak imzaladığını,
2.Usulüne uygun bir arabuluculuk sürecinden bahsedilemeyeceğini, müvekkilinin hiçbir şekilde arabuluculuk görüşmesine katılmadığını ve arabulucu ile yazılı veya sözlü bir irtibat kurmadığını, davalı Şirketin iş sözleşmesinden kaynaklanan alacakları ödemekten kaçınmak için arabuluculuk sözleşmesi yapmak istediğini,
3.Arabuluculuk tutanağının açık ve net olmadığını ve ibraname amacıyla düzenlendiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/5 hükmü kapsamında geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.11.2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y
Dairemizin 17.11.2025 tarihli ve 2025/6790 Esas, 2025/8672 Karar sayılı ve aynı mahiyette olup seri olarak görülen diğer dosyalardaki onama kararlarında; ihtiyari arabuluculuk tutanağının kanuna aykırı olduğunun tespiti ve iptali talepli davanın reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini ..." olarak tanımlanmıştır.
Uyuşmazlık ise tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri çıkar aykırılığından doğan ve özel hukuktan kaynaklanan her türlü anlaşmazlıktır.
Dairemizin ilkesel nitelikteki kararlarında da detaylı olarak vurgulandığı gibi arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olup, arabuluculuk anlaşma belgesinde bulunması gereken esaslı unsurlardan bir tanesi de bu anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olmasıdır (Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi",
Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.66). Tarafların kendi aralarında gerçekleşen bir müzakere veya görüşme sonucunda anlaşmaya varılması üzerine anlaşma belgesinin arabulucu tarafından imzalanması hâlinde kanuna uygun bir arabuluculuk faaliyetinden söz edilemez. Keza arabuluculuk faaliyeti sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade eder. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Kanuna uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde bu koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir. İşçinin arabuluculuk faaliyetinin hiç gerçekleşmediği veya usulüne uygun olarak gerçekleştirilmediği yönündeki iddiası, bu ilke ve esaslar ile birlikte somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle araştırılmalıdır. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygun olarak yürütülmediği sonucuna varıldığı takdirde arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşen bir anlaşmadan söz edilemez. Bu hâlde anlaşma belgesinin iptaline karar verilmelidir. Arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı iddiasıyla açılan davanın 1 yıllık hak düşürücü süreye tâbi olmadığını da belirtmemiz gerekir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 05.12.2022 tarihli ve 2022/14074 Esas, 2022/15962 Karar sayılı karar).
Diğer taraftan 6325 sayılı Kanun'un 1. maddesinde arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun ön koşuludur. Ortada somut bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde ihtiyari arabuluculuk yoluyla düzenlenen son tutanağın veya anlaşma belgesinin, 6325 sayılı Kanun'un 18. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen bir belge anlamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Taraflar arasında 6325 sayılı Kanun'un 18. maddesinin 5. fıkrası kapsamında bir anlaşmanın varlığından söz edebilmek için ise öncelikle bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması ve bundan sonra arabulucuya başvurulmuş olması gerekmektedir. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 2. fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi için, taraflardan birinin diğer tarafa karşı alacak, tazminat ve işe iade gibi bir hak iddiasında bulunması, bunu ileri sürmesi ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir.
Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirilecek olursa; davacı vekili dava dilekçesinde davalı Şirket tarafından müvekkilinin de aralarında olduğu yaklaşık 150 kadar işçinin iş sözleşmesine son verdiğini, 02.10.2019 tarihinde müvekkilinin davalı Şirket yöneticileri ve insan kaynakları yetkililerinin bulunduğu ... Otel isimli işyerine davet edildiğini ve bir takım evrakın imzalatıldığını, bu belgeler imzalanmadığı takdirde işçilik alacaklarının ödenmeyeceği şeklinde baskı yapıldığını, müvekkilinin bu belgeleri ihtiyari arabuluculuk müessesesine ait belgeler olduğundan bihaber olarak imzaladığını, hiçbir şekilde arabuluculuk görüşmesine katılmadığını ve arabulucu ile yazılı veya sözlü bir irtibat kurmadığını, davalı Şirketin iş sözleşmesinden kaynaklanan alacakları ödemekten kaçınmak için arabuluculuk sözleşmesi yapmak istediğini, işlemlerin geçerli bir ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalini talep etmiş ve Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamında mevcut taraflarca imzalanan "sulh ve ibra sözleşmesi" başlıklı belgede; davacının 30.09.2019 tarihinde toplu çıkış sebebiyle işten ayrıldığını, çalıştığı süre içindeki normal mesai, hafta tatili, genel tatil, fazla çalışma ücretlerini ve diğer bütün haklarını eksiksiz olarak aldığını, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti dâhil miktarı ayrı ayrı belirtilen işçilik alacaklarını tahsil ettiğine dair beyanının olduğu görülmektedir. Bununla birlikte sözleşmenin feshi ve sonuçları üzerinde, "sulh ve ibra sözleşmesi" yapılmak suretiyle, anlaşıldıktan sonra 02.10.2019 tarihinde ihtiyari arabuluculuk süreci başlatılmış ve süreç aynı tarihte sonuçlandırılmıştır. Dosya kapsamındaki arabuluculuk ilk oturum tutanağı, bilgilendirme tutanağı, son oturum tutanağı ve arabuluculuk anlaşma belgesi aynı günde düzenlenmiştir. 02.10.2019 tarihli anlaşma belgesinde diğer hususlarla birlikte; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, izin ücreti alacağı, genel tatil alacağı, prim alacağı, hafta tatili alacağı, işe iade ve işe iade olmadığı takdirde boşta geçen süre ücreti ve haksız fesih tazminatı için belirlenen miktarın işçinin üzerinde zimmetli bulunan bütün alet ve edavatların işverene teslim şartı ile 07.10.2019 tarihinde ödenmesi üzerinde anlaşma sağlandığı belirtilmiştir.
Tüm bu açıklamalara göre, taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce "sulh ve ibra sözleşmesi" imzalanmasına rağmen, uyuşmazlık çözümü için arabuluculuğa başvurulmuş olması önemli bir çelişkidir. Bu durum taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı hâlde arabuluculuğa başvurulduğunu göstermektedir. Davalı işverenin uyuşmazlık bulunmadığı hâlde ihtiyari arabuluculuk yoluyla dava açma hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla hareket ettiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Diğer yandan 150 kadar işçi ile aynı gün arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi ve anlaşma yapıldığına dair tutanak düzenlenmesi usulüne uygun müzakere yapılmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim davacı tanıkları da arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı yönünde beyanda bulunmuşlardır. Dairemiz uygulamasına göre arabuluculuk faaliyetinin hiç veya usulüne uygun yapılmadığı iddiasıyla açılan dava bir yıllık hak düşürücü süreye tâbi olmadığından somut olay bakımından bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğundan da söz edilemez.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre uyuşmazlık bulunmadığı hâlde arabuluculuğa başvurulmuş olması ve arabuluculuk faaliyetinin usulüne uygun şekilde yürütülmemiş olması karşısında, anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti isteminin reddine dair kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun kararın onanması yönündeki görüşüne katılamıyoruz.