9. Hukuk Dairesi 2025/7755 E. , 2025/8975 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 4. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasında Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; Dairemizin 25.06.2025 tarihli ve 2025/3528 Esas, 2025/5407 Karar sayılı ilâmı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; davalı tarafça iki kere arabuluculuk süreci yürütüldüğünü, 21.01.2019 tarihli arabuluculuk son tutanağına göre ücret alacağı yönünden de arabuluculuk sürecine gidildiğini, talebin arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden reddinin hatalı olduğunu belirterek Daire kararının kaldırılmasını ve dilekçede belirtilen sebeplerden kararın düzeltilmesini talep etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Yargıtayca temyiz incelemesinin yapıldığı sırada dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, maddi hata sebebi olarak açıklanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi hâlinde dahi usuli kazanılmış hak oluşmaz ve Yargıtayın hatalı kararından dönülmesi mümkündür. Dosyanın değerlendirilmesinde taraflar arasındaki 21.01.2019 tarihli arabuluculuk son tutanağının gözden kaçtığı anlaşılmıştır. Açıklanan sebeple; Dairemizin 25.06.2025 tarihli ve 2025/3528 Esas, 2025/5407 Karar sayılı ilâmının maddi hataya dayanması sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin fiilen 24.08.2017 tarihinden iş sözleşmesinin haksız nedenle feshedildiği 21.10.2018 tarihine kadar davalı Şirket bünyesinde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çeşitli ülkelerde 5.000,00 USD net ücret ile proje müdürü olarak çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı dönem boyunca ödemelerin düzenli yapılmadığını, aylık net ücreti 5.000,00 USD olmasına rağmen resmî bordro bedelleri düşük değer üzerinden gösterilerek bankaya yatırıldığını, geri kalan kısımların elden ödeme veya şahsi avans olarak gösterilerek ödemeler yapıldığını, ödemelerdeki düzensizliklerin telefon görüşmeleri ve whatsapp görüşmelerinde müvekkili tarafından dile getirilmesine karşın ödemelerin yapılmadığını müvekkilinin çalıştığı dönemde sigorta primlerinin hep davalı Şirket tarafından yapıldığını ancak kasıtlı olarak işten çıkış gösterildiği gibi sigortasız çalıştırıldığı dönemler mevcut olup primlerinin de eksik ödendiğini, müvekkilin fazla çalışma yaptığı, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatillerde de çalıştığı hâlde karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirketin yurt içi ve yurt dışında çeşitli özel şirketler ve kamu kuruluşları tarafından projeler aldığını, proje kapsamında aldığı işleri hizmetin talep edildiği yerde kurulan şantiye alanlarında yerine getirildiğini, davacının davalı Şirkette 24.08.2017- 23.01.2018 tarihleri arasında Kamerun'daki şantiyede çalıştığını, 23.01.2018 tarihinden sonrada davalı Şirketin birlikte iş yaptığı başka bir şirkette Suudi Arabistan'da çalıştığını, ücret ödemelerinin bir kısmının bu Şirket tarafından yapıldığını, davacının buradaki çalışmasının ardından, tekrardan 11.07.2018 tarihinde Kamerun'daki şantiyede çalıştığını, davacının çalışma süresi içindeki ücretlerinin ödendiğini, davacı alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davacının 24.08.2017-23.01.2018 tarihleri arasındaki çalışmasında aylık net 3.247,31 TL ödendiğini, davacının 23.01.2018 tarihinden sonra Suudi Arabistan'da çalıştığını, davacının bu dönemdeki ücretinin 18.750 SAR (Suudi Arabistan Riyali) olduğunun öğrenildiğini bakiye yapılması gereken ödemenin 32.000 SAR olduğunu, davacının 11.07.2018 tarihinden sonra tekrar Kamerun'daki şantiyede çalışmaya başladığını ve 3.402,21 TL ücret ödendiğini, davacıya çalışma süresi içinde avans ödemeleri yapıldığını, davacının 1 tam yılı dolduran çalışması bulunmadığını, davacının isteği üzerine iş sözleşmesine son verildiğini, davacının hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacak hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli kararı ile; davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispat edilemediği, davacının ödenmeyen ücret alacağı ve tanık beyanlarına göre ispat edildiği hâlde karşılığı ödenmeyen hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 13.10.2022 tarihli kararı ile; somut olayda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27. maddesi uyarınca taraflar arasında bağıtlanmış bir yurt dışı iş sözleşmesi bulunmadığı ancak bağıtlanan iş sözleşmesinde genel olarak 4857 sayılı İş Kanunu'na atıf yapıldığı, talep konusu çalışma döneminin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarında mevcut olduğu ancak davacının ilk dönem Kamerun, ikinci dönem ise Suudi Arabistan ülkesinde çalıştığının anlaşıldığı, bu nedenle öncelikle taraflar arasında seçilmiş bir hukuk bulunup bulunmadığının irdelenmesi, akabinde davacının birden fazla ülkede çalışması nedeniyle çalışmalarının geçici nitelikte olup olmadığı üzerinde durulması, daha sıkı ilişkili bir hukuk bulunmaması hâlinde mutad işyeri hukukunun tespiti, daha sıkı ilişkili bir hukuk bulunması hâlinde bunun tespiti ile yetkili hukukun somut olaya uygulanması gerektiği, bu noktada yetkili hukuka ilişkin Türk hukukunun doğrudan uygulanan kuralları ile kamu düzenine ilişkin Kanun'un 5 ve 6. maddelerindeki sınırlamaların da dikkate alınması gerekirken bu hususlar gözetilmeden Türk hukukuna göre sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle gerekli inceleme ve araştırma yapılarak hüküm kurulması için dosyanın Mahkemeye iadesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine; İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin alacaklarının yurt dışında çalıştığı ülke hukukuna göre Kamerun ve Suudi Arabistan hukuklarına göre hak kazanabileceği işçilik alacaklarına ilişkin bilirkişiden rapor alındığı, taraflar arasında herhangi bir hukuk seçimi yapıldığının taraflarca ortaya konulamadığı, davacı işçinin Türk vatandaşı olduğu birden fazla ülkede işini yaptığı, davalı Şirketin de Türk kanunlarına göre kurulmuş Şirket olup Şirket merkezinin Türkiye'de bulunduğu, davalı Türk şirketin Türk işçiyi Türkiye'den götürerek yurt dışı işlerde çalıştırdığı, ayrıca SGK primlerinin Türkiye'de bildirildiği, davacı işçiye yapılan bir kısım ödemelerin Türk bankalarına yapılmış olduğu anlaşılmakla davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin Türk hukukunun iş sözleşmesi ile daha sıkı ilişki içerisinde olduğu, işyerinde mutad hukukun yabancı hukuk olduğunun ispatlanamadığı, buna göre taraflar arasındaki iş ilişkisine Türk hukukunun uygulanması gerektiği sonucuna varılarak önceki karardaki gibi davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 24.08.2017-21.10.2018 tarihleri arasında davalı nezdinde Kamerun ve Suudi Arabistan ülkelerinde çalıştığı, her ne kadar çalışma yurt dışında olmuş ise de gerek cevap dilekçesinde ve gerekse de en son ön inceleme duruşmasında davalı tarafından uygulanacak hukuka yönelik bir itiraz ileri sürülmemesi ve gerekse de ibraz edilen iş sözleşmesi ile dayanak belgeler ve mahkeme gerekçesi gözetildiğinde somut olayda Türk Hukuku uygulanarak sonuca gidilmesinin isabetli olduğu, iş sözleşmesinin feshi yönünden işten ayrılış bildirgelerinde ilk dönem “18”, ikinci dönem ise “4” çıkış kodla gösterilmesinin yanında davalı işverence tazminatsız olarak iş sözleşmesinin sona erdiğinin ispat edilememesi nedeniyle davacı kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığının ve davalı tanığı A.K’nın beyanı ile dahi davacının hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerde de çalıştığı anlaşılmakla bu alacaklarının hüküm altına alınmasının da yerinde olduğu ancak arabuluculuk tutanağı ve ekleri dikkate alındığında ücret alacağı arabuluculuğa konu edilmediğinden bu alacak yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece ücret alacağının esasına girilerek kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; arabuluculuğa başvuru belgesinde ücret alacağının da yer aldığını, reddinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
2.Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde;
a)Davacı Kamerun ve Suudi Arabistan'da çalıştığından mutad işyeri hukukunun uygulanması gerektiğini,
b)Suudi Arabistan'da ... Şirketinde çalıştığını, dava dışı ... AŞ tarafından yapılan ödemelerin mahsubunun gerektiğini, bu dönem yönünden kıdem ve ihbar tazminatından sorumlu tutulmalarının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, iş sözleşmesinin feshi, ücret bakımından arabuluculuk dava şartı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti noktasındadır.
1.5718 sayılı Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk Hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
2.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3.7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı 3/2 hükmü, “Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” şeklindedir.
Kanun'un gerekçesinde “Maddenin ikinci fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya onaylı bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesinin zorunlu olduğuna ilişkin hüküm sevk edilmektedir. Davacının son tutanak örneğini dava dilekçesine eklememesi durumunda mahkeme tarafından yapılacak ihtarat bu fıkrada düzenlenmekte ve ihtarın gereğinin yerine getirilmemesi halinde dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddedileceği hükme bağlanmaktadır. Davacının arabulucuya başvurma zorunluluğunu yerine getirdiği halde anlaşmazlığa ilişkin son tutanağı dava dilekçesine eklememesi şeklindeki noksanlıklar bu sayede tamamlanabilecektir. Mahkemece yapılan ihtarat üzerine, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir. Bir başka ifadeyle dava şartı noksanlığının giderilmesi (arabulucuya başvurulması) için mahkemece davacıya süre verilmeyecektir. Böylece açılan davaya ilişkin dosya mahkemede derdest halde beklemeyecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; arabuluculuk tutanağı ve ekleri dikkate alındığında, ücret alacağı arabuluculuğa konu edilmediğinden bu alacak yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken esasa girilerek kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak ücret alacağına yönelik davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi suretiyle davanın kısmen kabul edilmiştir.
Dava dilekçesine 08.02.2019 tarihli ve 2019/6332 Arabuluculuk, 2019/47792 Başvuru numaralı son tutanak ekli olup bu tutanakta kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ile yıllık ücretli izin alacakları yönünden anlaşma sağlanamadığı belirlenmiştir. Dava konusu yapılan ücret alacağı, dava dilekçesine ekli olan bu son tutanakta yazılı değildir.
Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, talep konusu ücret alacağı bakımından 7036 sayılı Kanun'un 3/2 hükmü kapsamında son tutanağın sunulması için davacı tarafa bir haftalık kesin süre verilmesi gerektiği açıktır. Oysa Mahkemece ücret alacağı yönünden arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmemiş olduğu tespit edilip sözü edilen hüküm uyarınca, davacı tarafa ücret alacağına ilişkin arabuluculuk son tutanağının bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtar edilmiş değildir. İlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamında ücret alacağı bakımından arabuluculuk dava şartının sağlanmış olup olmadığı belirlenmeden talebin esası hakkında karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince ise davalı tarafın istinafı üzerine, ücret alacağına ilişkin arabuluculuk son tutanağının bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması için süre verilmeksizin diğer bir anlatımla; 7036 sayılı Kanun'un 3/2 hükmünde öngörülen usule uyulmadan, ücret alacağı bakımından dava şartı arabuluculuğun sağlanmadığı kabul edilerek bu talep bakımından davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davacının ücret alacağı bakımından arabulucuya başvurmuş olup olmadığı kesin olarak belirlenmeden davanın bu talep bakımından usulden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Nitekim Bölge Adliye Mahkemesince ücret alacağı talebinin reddine karar verildikten sonra davacı vekili tarafından, ücret alacağını içeren 21.01.2019 tarihli ve 2019/7542 arabuluculuk numaralı, 2019/993 başvuru numaralı taraflar arasında anlaşma sağlanamadığına dair elektronik imzalı son tutanak sunulmuş olup sözü edilen tutanak tarihinin dava tarihinden (06.03.2019) önce olduğu görülmektedir. Dairemizce taraf ve vekillerinin güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle UYAP ile oluşturulan elektronik ortamda bilgi ve belge gönderebileceği kabul edildiğinden, Kanun ile öngörülen şartları haiz bir belgenin UYAP ile oluşturulan elektronik ortamda gönderilmesinin de elden fizikî olarak sunulması ile aynı hukukî sonuçları doğuracağı kabul edilmektedir. Buna göre taraf veya vekillerinin 7036 sayılı Kanun’un 3/2 hükmü kapsamında “arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini” elden veya UYAP ile oluşturulan elektronik ortam üzerinden dosyaya ibraz etmesi mümkündür (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 17.06.2020 tarihli ve 2020/932 Esas, 2020/5773 Karar sayılı kararı). 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinin uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetildiğinde; elektronik imzalı dava şartı arabuluculuk son tutanağı ile de dava şartı sağlanmış olur (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 10.01.2024 tarihli ve 2023/15527 Esas, 2020/5773 Karar sayılı kararı).
Yukarıda yapılan açıklamalara göre gerek İlk Derece Mahkemesince gerekse Bölge Adliye Mahkemesince 7036 sayılı Kanun'un 3/2 hükmü kapsamında öngörülen usule uyulmadan karar verilmiş olması hatalı olduğundan; arabuluculuk dava şartı sağlanmış olduğu anlaşılan ücret alacağı bakımından esasa girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Dairemizin 25.06.2025 tarihli ve 2025/3528 Esas, 2025/5407 Karar sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.