T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ile 01/10/2014 yılından 24/12/2017 yılına Tekstil Sektöründe ... Mobilya ve Örme iş yerinde birlikte çalıştıklarını, resmiyette tüm işlemlerin davalı adına yapıldığını, ancak ticari olarak tüm işlemlerin ortak yapıldığını, daha sonra tarafların ortaklığının bittiğini, ticari ortaklıkta dava konusu İstanbul ili, .... ilçesi, ... mahallesi, .... parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümlü taşınmazın 24/08/2015 tarihinde davalı adına tapu satın alındığını, taraflar arasında taşınmazın alım satımına ilişkin 06/11/2015 tarihli sözleşme düzenlendiğini, sözleşmenin taşınmazın satış bedeli kredi olarak alındığı, kredinin davalı adına çekildiği, kredi borçlarının davacı tarafından ödeneceği, davacının kredi borcunu ödediğinde taşınmazı davalı ...'in, davacı adına tapuda devredeceğine ilişkin taahhütte bulunduğunu, dava konusu taşınmaza ilişkin kredi ve diğer tüm borçların müvekkili davacı tarafından ödendiğin, davalı tarafın sözleşmede taahhüt etmesine rağmen müvekkili davacı adına tapuda taşınmazı ferağ vermediğini, müvekkilinin dava konusu taşınmazda 24/08/2015 tarihinden itibaren malik sıfatı ile fiili ikame ettiğini, dava konusu taşınmazın su, elektrik aboneliklerinin davacı müvekkili adına kayıtlı olduğu, doğalgaz aboneliğinin davacının oğlu .... adına kayıtlı olduğunu, dava konusu 3 nolu bağımsız bölümün satış tarihinden itibaren Belediye Emlak Vergisinin de müvekkili tarafından ödendiğini, davacı ile davalı arasında yapılan 06/11/2015 tarihli sözleşmede her iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran bir sözleşme olduğunu, tarafların ticari ortaklıkta, davalı adına 27/06/2016 tarihinde ... marka, ... plakalı, 2011 model araç alındığını, alınan aracın davalı adına tescil edildiğini, sonra davalının ortak alınan aracı sattığını ve satış bedelinden müvekkilinin hissesine düşen meblağı ödemediğini, söz konusu aracın 138.000 TL'ye ... Otomotiv'den alındığını, 130.000 TL'sinin ... çeki, 8.000 TL'sinin nakit olarak ödendiğini, aracın alım satım bedelinin ortaklıktan ödendiğini, .... plakalı aracın davalı adına kayıtlı olduğunu, ortaklık nedeniyle davacı müvekkiline verilmesine karar verilmiş ise de davalı tarafından müvekkili adına tescil edilmediğini ve müvekkilinin hissesinin ödenmediğini, yine tarafların Çerkezköy'de .... Mobilya'ya da ortaklık yaptıklarını, bu ortaklıkta müvekkiline herhangi bir şekilde davalının ortaklık nedeniyle kar payı vermediğini, haksız kötü niyetli olarak ortaklık döneminde mobilyadaki ortaklıktan elde ettiği gelirlerle davalının kendine adına ve eşi adına Çerkezköy ilçesinde taşınmazlar aldığını, tarafların ortaklıktan Ocak 2018 yılında ayrıldıklarını, ortaklıktan kalan tüm borçları müvekkilinin ödediğini, davalının ortaklıktan kaynaklanan borçlara katılmadığını, müvekkilini maddi ve manevi olarak mağdur ettiğini, davacı müvekkili ile davalı arasında ticari ilişkilerden ve aileler arasındaki samimi dostluklardan dolayı güven ilişkisinin mevcut olduğunu belirterek, davalının davadan haberdar olduğu taktirde dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... mahallesi, ... parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümlü taşınmazı 3.kişilere satış devredeceği endişesi bulunduğundan davalı adına kayıtlı taşınmazın 3.kişilere satış ve devrinin önlenmesi için dava sonuçlanıp kesinleşinceye kadar tapu kayıtlarına teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilerek tapu kayıtları üzerine şerhin işlenmesine, teminatsız tedbir verilmeyecekse bildirdikleri harca esas dava değeri üzerinden hesaplanacak teminatla ihtiyati tedbir kararı verilmesine, mahkemece tedbir kararı verilmeyecekse davalıdır şerhi kararı verilmesine, davalı adına kayıtlı olan dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... mahallesi, ... parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümlü taşınmazı müvekkiline devri için icbar edilmesine, davalı ... adına tapuda kayıtlı bulunan dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptali ile müvekkili adına tapuda kayıt ve tesciline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ortaklıkta birlikte alınan davalı adına kayıtlı olunan ... plakalı araç ile .... plakalı aracın bedelinin müvekkili payına isabet eden şimdilik 10.000 TL 'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ortaklıktan kaynaklanan borçları müvekkili tarafından ödenmekle şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL 'nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, tüm yargılama giderleri ile ücreti vekalet ve harçların davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili 10/02/2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıya hiçbir borcunun bulunmadığını, aksine müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu, dava konusu taşınmaz ve .... ve .... plakalı araçların davacının varlığını iddia ettiği ticari ortaklıkla hiçbir bağlantıları olmadığını, müvekkilinin şahsi taşınır ve taşınmaz mal varlıkları olduğunu, taraflar arasında hiçbir ticari ortaklık olmadığını, müvekkilinin ... Mobilya isimli şahıs şirketi bulunduğunu, davacının zaman zaman bazı şirketlerle müvekkili şirket arasında aracılık bir nevi komisyonculuk yaptığını, daha sonra müvekkilinin kendi şirketini kapatmaya karar verdiğini, davacının ise müvekkilinin ayrıldığı iş yerine ... Sanayi ve Ticaret İthalat ve İhracat isimli şirketi kurduğunu, müvekkilinin aralarındaki arkadaşlıktan duyduğu güven nedeniyle kira sözleşmesini ve aboneliklerini bile devretmediğini, davacının dava konusu taşınmazdaki ikametinin de ilişkiden değil bu arkadaşlık ilişkisinden kaynaklandığını, müvekkilinin iş yerindeki 12 adet örme makinesi, örgü malzemeleri ve büro mobilyasını davacıya devrettiğini, ancak davacının değeri yaklaşık 300.000 TL olan makinelerin 30.000 USD değerindeki örgü iğnelerinin ve mobilyaların devir bedelinin sadece cüzi bir kısmını ödediğini, ödeme amaçlı müvekkiline verdiği ... Bankası .... şubesi .... numaralı 73.000 TL bedelli çekin karşılıksız çıktığını, devraldığı iş yerinin kira elektrik su gibi abonelik bedellerinin hiçbirini ödemediğini, böylece abonelik ve kira sözleşmesinde hala taraf olarak yer alan müvekkilinin bu borçların tamamını icra tehdidi ile karşı karşıya kalarak ödemek zorunda kaldığını, böylece müvekkilinin sadece alacağını tahsil edememekle kalmadığını, şahsına ait olmayan davacıya ait olan tüm borçları da evini satarak ödemek zorunda kaldığını, davacının borcunu ödeyeceğini söyleyerek müvekkilini uzun süre oyaladığını, ancak son görüşmede davacının müvekkiline herhangi bir ödeme yapmayacağını beyan etmesi üzerine müvekkilinin davacının taşınmazı tahliye etmesini istediğini, buna ilişkin olarak davacıya 04/11/2020 tarihinde Bakırköy .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, ihtarnamenin 09/12/2020 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, çok geçmeden de davacının kötü niyetli olarak işbu huzurdaki davayı ihdas ettiğini belirterek, davanın ve tüm taleplerinin reddi ile 12/11/2020 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, avukatlık ücretinin ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... 19/08/2024 tarihinde vefat etmiş olmakla mirasçıları dosyaya dahil edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava konusu uyuşmazlığın davacı ile davalı arasında düzenlendiği iddia olunan sözleşme kapsamında inançlı işleme dayalı olarak açılan İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah, ... parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümlü ( İstanbul, ...., ..., ... Sokak, No:36, K:1,D:3 adresinde bulunan) taşınmazın tapu iptal tescilini, adi ortaklık süresinde alındığı ve satıldığı iddia olunan ..., ... plakalı araçların davacı payına düşen bedelinin şimdilik 10.000 TL sinin adi ortaklıktan kaynaklı olarak davacının ödemiş olduğu borçların şimdilik 10.000 TL 'sinin tahsili davası niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde davalı ile aralarında adi ortaklık ilişkisinin bulunduğunu ortaklık süresinde iken alınan taşınırlarda 1/2 payının olduğunu ancak davalı tarafça işbu paya isabet eden bedellerin kendisine ödenmediğini ayrıca yine adi ortaklık nedeniyle bir kısım ödemelerde bulunduğunu, borçları kendisinin ödediğini belirterek öncelikle inançlı işlem kapsamında kredi ödemelerini kendisinin gerçekleştirdiğini İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah, .... parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümlü taşınmazda malik sıfatıyla fiili olarak ikamet ettiğini ileri sürdüğü, işbu taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek kendi adına tescil edilmesini ayrıca belirtilen diğer alacaklarının da kendisine ödenmesini talep ettiği, davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde taraflar arasında ticari ortaklığın bulunmadığını, davacının kendisi yanında çalışan olduğunu, taşınırların malikinin kendisi olduğunu ve ayrıca bahse konu taşınmazın ...banktan kredi çekilerek satın alındığını, tüm kredi taksitlerinin kendisi tarafından ödendiğini, davalıya bazı makineleri sattığını emtialar karşılığında bir kısım ödemeler aldığını, davacı tarafından kendisine verilen çekin de karşılığının olmadığını belirterek alacaklı olduğu iddia etmiş ve davanın reddini talep etmiştir.
Somut olayda öncelikle çözülmesi gereken hususun taraflar arasında geçerli adi ortaklığın bulunup bulunmadığıdır. Bu uyuşmazlık kapsamında yapılan incelemede; Adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir(TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir.
Adi ortaklık sözleşmelerinin kuruluşu bakımından, ortakların esaslı noktalarda uyuşması gerekir (TBK md 2/1). Eş söyleyişle, ortakların şahsı, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payının türü ve kapsamı, ortaklık açısından esaslı unsurlar olup, bunlarda uyuşulması ortaklık sözleşmesinin kurulması için yeterlidir. Ortaklar, ikinci derecedeki noktalarda uyuşmamış olsalar bile, ortaklık kurulmuş sayılır. Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. İhtilaf halinde, bu ortaklığın var olduğunu ileri süren kişi, iddiasını,
HMK'nın 200. md gereğince senetle ispat etmelidir.
Her ne kadar adi ortaklık ilişkisi her hangi bir şekle bağlı değilse de, bu kural geçerlilik şekli bakımından söz konusu olup, ihtilaf çıktığında adi ortaklık sözleşmesinin varlığını ispat yükü, adi ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer. Bu durumda, davacı ortaklığın varlığını ispat ile yükümlüdür. Adi ortaklıkta yazılı sözleşme, geçerlilik koşulu değil, bir ispat aracıdır. Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisine yönelik düzenlenmiş herhangi bir yazılı belgenin dosyaya sunulmadığı anlaşılmıştır. Yazılı delil olmamasına karşın mahkememize bildirilen tanıklar dinlenmiş ise de HMK'nın 200/1 md gereğince; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 2.500,00 TL'yi geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Sözü geçen maddenin 2.fıkrası gereğince, senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir.
HMK 202.madde gereğince "delil başlangıcı" bulunan hallerde tanık dinlenebileceği hükme bağlanmıştır. Somut olayda, tanık dinlenmesine cevaz veren yazılı delil başlangıcı veya HMK da sayılan istisnai durumların mevcut olmaması nedeniyle dinlenen tanıkların beyanlarının hükme esas alınamayacağı, kaldı ki dinlenen tanıkların davacı eşi ve çalışanı olduğu, beyanların bir kısmının duyuma dayanması nedeniyle de adi ortaklığın bulunduğuna ilişkin ispat şartının davacı tarafından yerine getirilemediği kanaatine varılarak adi ortaklıktan kaynaklı ödemelere ilişkin taleplerin ispatlanamaması nedeniyle reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davacının bir diğer talebi olan İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah, .... parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümlü taşınmazın kredi borçlarının kendisi tarafından ödenmesi ve borcun bitimi tarihinde devir işlemlerinin yapılacağına ilişkin tapu iptal ve tescil iddiasının incelenmesinde; taraflar arasında düzenlendiği iddia olunan 06/11/2015 tarihli sözleşmede özetle dava konusu taşınmaz davalı adına çekilen kredi sözleşmesi kapsamında alındığı, kredi borcu bittiğinde taşınmazın devredileceğine ilişkin düzenlemenin yer aldığı görülmüştür. Taraflar arasındaki mevcut sözleşmenin inançlı işlem olarak kabul edilmesi gerektiği tespit olunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesinin ... E ... K sayılı ilamında inançlı işleme ilişkin " Bilindiği üzere Türk Hukukunda inançlı işlemleri doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Ancak uygulama ve öğretide, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26. ( 818 s. BK md.19.) maddesinde yer alan "sözleşme özgürlüğü" ilkesi kapsamında inançlı sözleşmelerin düzenlenebileceği ve geçerliliği kabul edilmektedir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye "inanan" adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de "inanılan" denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise "inanç konusu şey" olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi bulunduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında, onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu; taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nispi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır.
Burada üzerinde durulması gereken husus, taşınmaz mallar yada şekle bağlı akitlerde, inanç sözleşmelerinin ne gibi hukuki sonuç doğuracağıdır. Diğer bir anlatımla, sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde, taşınmaz mülkiyetinin naklinin sebebini oluşturup oluşturmayacağıdır... İspat kuralları açısından bakıldığında ise inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen tarafın 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190/1. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir (Özkaya, E.; İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 8. Baskı, sayfa 31 vd.).
Diğer taraftan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.07.2010 tarih ve 2010/14-394 E., 2010/395 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, inanç sözleşmesinin yazılı olması koşulu bir geçerlilik şartı olmayıp ispat şartıdır. İnançlı işlemin yazılı delilini inanç sözleşmesi oluşturmaktadır. Kazandırıcı işlem resmî şekilde yapılsa dahi inanç sözleşmesinin resmî şekilde yapılması gerekli olmayıp sadece yazılı yapılması zorunlu ve yeterlidir. Nitekim bu husus yukarıda etraflıca açıklandığı üzere 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da belirtilmiştir.
Öteki deyişle, tapulu taşınmazın inançlı işlemle temlikinde, inançlı işlemin yazılı biçimde yapılması gerekli ve yeterli olup yazılı şeklin bir ispat koşulu olduğu 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararının gereğidir.
Uygulamada, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa bile yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin "tanık" dahil her türlü delil ile kanıtlanabileceği kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulu, 28.12.2005 tarih ve 2005/14-677 E., 2005/774 K).(Bknz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 01.11.2022 tarih ve 2021/1725 Esas - 2022/6474 Karar sayılı ilamı)" demek suretiyle tanımı ve ispatına ilişkin somut uyuşmazlığı aydınlatmaya yönelik açıklamalar yer almıştır. Taraflar arasındaki sözleşmedeki imzaya davalı tarafından itiraz edilmesi nedeniyle belirtilen kurumlardan imza örnekleri toplanmış ve işbu imzanın davalının eli ürünü olup olmadığı hususuna ilişkin ATK rapor alınmıştır. 19/02/... tarihli ATK raporunda sözleşmedeki imzanın davalı ...'ın eli ürünü olduğuna ilişkin kanaat bildirimi yapıldığı göz önüne alındığında inançlı işlemin ispat koşulu yerine getirilmiş olduğu kanaatine ulaşılmıştır. İnançlı işlemde tarafların yükümlülükleri kapsamında değerlendirme yapılması gerekmekte olduğu bu nedenle davacının kredi borçlarını ödediğini ispat etmesi gerekmektedir. ...bank .... Şubesine müzekkere yazılarak kredi borçlarının ödenip ödenmediği, borcun sona erip ermediği hususu sorulmuş gelen cevabi yazıda ve eklerinde kredi borçlarının ödendiği ancak davacı tarafından ödendiğine ilişkin bir açıklamanın bulunmadığı tespit olunmuştur.
Davacı tarafından kredi taksit tutarlarının davalıya ödendiğine yönelik bir kısım dekont ve belgeler ibraz ettiği bu kapsamda ödemelerin yerine getirildiği iddia olunmuş ise de gerek dekontların incelenmesinde gerekse aldırılan bilirkişi raporları kapsamında yapılan incelemede ödemelerin doğrudan kredi taksit tutarları ile aynı olmadığı, kaldı ki dekontların açıklama kısımlarında da bahse konu kredi ilişkisine ilişkin ödeme yapıldığına dair bir açıklamanın bulunmadığı (bir kısım açıklamaların yalnızca ödeme, borç, açıklamasız şekilde düzenlendiği), açıklama bulunmaması halinde yapılan havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. (Havale kavramı hakkında geniş bilgi için bknz: Prof. Dr. Arif B. Kocaman. Türk Borçlar Hukukunda Havale, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 2001) (Yargıtay’ın bu konudaki uygulamasına örnek olarak da bknz. Yargıtay 11.H.D.’nin 28.9.1992 Tarih ve 1991/1956 Esas- 1992/9316 Karar, Yargıtay 3. H.D.’nin, 18/12/2019 Tarih ve 2018/7661 Esas-2019/10265 Karar sayılı kararları).TBK 102. maddesi ise; "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel bir borç için yapılmış sayılır" hükmüne yer vermiş olup, dava konusu icra takibine dayanak banka dekontunda borç/ödünç olarak verildiğine ilişkin hiçbir açıklama ve şerh bulunmaması halinde banka havalesi ile gönderilen paranın 6098 Sayılı TBK m. 102 hükmü uyarınca bir borcun ödemesi olarak gönderildiği kanuni karine olarak kabul edilmektedir. Mevcut durum ve mevzuat hükümleri dikkate alındığında davacı tarafından yapılan ödemelerin kredi borcuna yönelik gerçekleştirildiği kabul edilemeyecektir (benzer durumun davacı tarafından ödendiği iddia olunan yakıt kira vb giderlere ilişkin dekontlarda da mevcut olduğu tespit edilmiştir.). Uyuşmazlığa ilişkin aldırılan 24/11/2025 tarihli bilirkişi raporunda davacı tarafından sunulan ve yine davacı beyanları doğrultusunda ev için yapılan ödemelerin kredi miktarını karşılamadığı, elden ödeme yapıldığı iddiasına yönelik herhangi bir delilin de dosyaya sunulmadığı dikkate alındığında davacı taraf sözleşme kapsamında edimini tamamladığını ispat edemediği, dosyada mübrez delillerin ve ilgili abonelik kayıtlarının bulunmasının malik sıfatını ispatlamaya yetmeyeceği dikkate alınarak davacının bu talebinin de reddine karar vermek gerekmekle birlikte her ne kadar davacı yemin deliline dayanmış ise de davalı gerçek kişinin vefat ettiği davalı konumunda mirasçılarının bulunması nedeniyle adi ortaklığa ve diğer taleplerine yönelik yemin teklifinin HMK m.230 "Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez" kapsamında uygulanamayacağı göz önüne alınarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1.Davanın REDDİNE
2.492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.-TL red karar harcının, mahkememiz veznesine yatırılan 9.563,40.-TL peşin harcından mahsubu ile hazineye gelir kaydına, bakiye 8.831,40.-TL harcın karar kesinleşince ve talebi halinde davacı tarafa iadesine,
3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4.Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 163.500,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine,
5.Bakiye avansın karar kesinleşince yatırana iadesine, Dair davacı asil ve davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen kararının, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM ‘ne İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 09/02/2026 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)