T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA/
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkil aleyhine 06/12/2018 yılında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılacak takipte ödeme emri düzenlendiği; müvekkil bilgisizliğine bağlı olarak 13/12/2018 yılında itiraz dilekçesini sadece icra dairesine yaptığı; itirazı kanunen reddedildiği ve takibin devamına karar verildiği; borçlu olmadığımızın ispatı açısından delil başlangıcı olarak kabul edilmesi sebebiyle imzaya itirazlarımızı sunarak imza incelemesi yapılmasını talep ettiği; kıymetli evrakta bulunan kimlik numarası kontrol edildiğinde müvekkilin kimlik numarası ile uyuşmadığı ve farkı görüldüğü başkaca sahte bir kaşe düzenlenip üzerine başkası tarafından imza atılmak suretiyle müvekkilime borç yükletilmeye çalışıldığı; menfi tespit davası bedelsizlik veya hükümsüzlük iddiasıyla açılabilir. Bedelsizlik nedeniyle açılan menfi tespit davalarında temel borç ilişkisi ya bulunmamaktadır ya da sona ermiştir. Bu nedenle alacaklının sebepsiz zenginleşmesinin önüne geçilmeye çalışılır. Hükümsüzlük iddialarıyla açılan menfi tespit davaları, ehliyetsizlik, sahtecilik, senet metninden anlaşılan defiler, senette tahrifat yapılması gibi sebeplere dayanmaktadır. Huzurdaki davanın açılmasında hem bedelsizlik hem hükümsüzlük iddiası mevcut olduğu; Neticeten davacının icra takibinden borçlu olmadığının tespitine, Haksız ve hukuka aykırı başlatılan icra takibinden yüzde yirmiden aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, sebep olunan masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
SAVUNMA/Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davaya konu edilen alacağın ve davacının zarardan haberdar olduğu tarih dikkate alındığında zamanaşımı süresinin geçtiği; borçlunun dava dilekçesi ekinde ve delil listesinde İİK Madde 169 uyarınca bir belge bulunmadığından borçlunun itirazı yerinde olmadığı; herhangi bir yazılı delil sunmadığı; kambiyo senedinin bedelsizliğine dayalı menfi tespit davasında davacı, senet temel borç ilişkisindeki bir nedenden dolayı kambiyo borcunu ödemek zorunda olmadığını ileri sürdüğü; kambiyo ilişkisinin varlığı esasen davacı tarafından kabul edildiği; imza davacının öne sürdüğü bir vakıa olduğuna göre bunu ispat yükü de davacıya ait olduğu; bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası açan borçlu temel alacağın mevcut olmadığını,- karinenin aksini – öne sürdüğü; imza iddiası senede karşı olduğundan, kural olarak ancak bir kesin delille ispat edilebileceği neticeten İşbu talebimiz uygun görülmezse ekte sunmuş olduğumuz deliller ve ispat vasıtalarımız neticesinde esasa girilerek, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun işbu davanın reddine, İşbu davanın açılmasında ve borcun ödenmemesinde tamamen kötüniyetli olan davacının İ.İ.K. md 72/4 uyarınca alacağın %20’ sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmolunmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, menfi tespit davasıdır. Dava konusu uyuşmazlığın, davacının davaya konu takip kapsamında davalıya borçlu olup olmadığının tespitine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Mahkememiz 22/10/2025 tarihli duruşma ara kararı ile dava konusu çek aslının icra müdürlüğünden celbinin sağlanarak önümüzdeki celse davacı asilin duruşmaya isticvabının sağlanarak imza yazı örneklerinin alınmasına, ara karar yerine getirildiğinde, davaya konu çekin keşide edildiği tarihe en yakın tarihlerde kurumlarda bulunan imza yazı örneklerinin celbi ile davacının imza yazı örneklerinin karşılaştırılarak grafoloji uzmanından bilirkişi raporu aldırılmasına karar verilmiştir. Mahkememiz 07/01/2026 tarihli duruşma ara kararı ile davacı asile HMK.m.211 uyarınca usule uygun şekilde isticvap davetiyesinin tebliğ edildiği halde duruşmaya gelmediği anlaşılmakla imza inkarından vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Mahkememiz 30/01/2026 tarihli ara kararı ile davacı vekiline hangi vakıaların ispatı için yemin deliline dayanıldığını açıklaması için 2 haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından yemin deliline ilişkin beyan sunulmadığı anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede, davacı aleyhine başlatılan ...
36.İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında 30/05/2018 tarihli 68.000,00 TL bedelli...Bankası A.Ş'ye ait keşidecisi ... Ltd. Şti olan lehtarı ve 1. Cirantası Olgun Salman olduğu;
2.Cirantanın davacı adına kaşe ve imzalı Bağlar Kasap ibaresinin de yer aldığı; davacının icra müdürlüğüne hitaben sunulan 13/12/2018 tarihli dilekçesinde "Söz konusu icraya muhattap çekle ve arkasında ki ciro ve imza ile herhangi bir ilişkim yoktur. İmza bana ait değildir. Bu sebepten dolayı, imza sahteliği yapılmıştır. imzaya , asıl borca faize herhangi bir borcum yoktur. İtiraz ediyorum. Gereğinin yapılmasını haciz işleminin iptalini arz ve talep ederim." ifadesinde yer aldığı anlaşılmıştır. Davacı hakkındaki takibin ...Ödeme Emri ile yapıldığı, borçlunun borca itirazını İİK. nun 169. maddesinde belirtilen 5 günlük itiraz süresi içerisinde İcra Mahkemesine yapması gerekirken icra müdürlüğüne yapılması nedeniyle davacı hakkında takibin devamına karar verildiği ve davacının iş bu takibe konu çek nedeniyle sahte kaşe kullanıldığı,imza inkarında bulunularak taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığından bahisle bedelsizlik ve hükümsüzlük iddiasına dayalı menfi tespit davası açıldığı anlaşılmıştır.
Dava değerinin dava dilekçesi tevzi formunda 1.000,00 TL olarak gösterildiği anlaşılmakla dava konusunun değerine ilişkin beyan dilekçesinde özetle, "Çekin asıl alacak 68.000 TL borcumuzun olmadığı ve ferilerinin, tüm dosya kapsamında borçlu olmadığımızdan bahisle huzurdaki dava açılmıştır. Dosya kapak hesabı 243.144 TL olarak borçlu olmadığımızı ispat amaçlı dava açılmıştır. Eksik harç tamamlanmış olup dosyaya yatırılmıştır." ifadesi ile eksik harcın ikmal edildiği anlaşılmıştır. Davaya konu çekteki 2. Ciranta olarak davacı adına atılan imzanın davacıdan sadır olmadığı iddiası nedeniyle imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
Çeke dayalı olarak açılan imza inkarına dayalı menfi tespit davasında imzaya itiraz edenin öncelikle isticvabı ve devamında imzayı inkar etmesi halinde bu hususta imza incelemesi yapılması gerekir.
Mahkememizce bu yönde davacı adına HMK.211.maddesi gereği yazı ve imza örneklerinizin alınması için önümüzdeki celse Mahkememiz duruşma gün ve saatinde hazır bulunmanız, hazır bulunmadığınız takdirde inkar etmiş olduğunuz belgedeki yazı ve imzayı ikrar etmiş sayılacağını hususu isticvaben tebliğ olunur. " şerhi ekli usule uygun isticvap davetiyesinin tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Davacı vekili 07/01/2026 tarihli duruşmada alınan beyanında " Davacı vekilinden soruldu: Müvekkil işte çalıştığı için duruşmaya katılamamıştır, davamızın kabulüne karar verilsin dedi." anlaşılmıştır.
HMK 211.maddesi uyarınca imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verilmesine rağmen isticvap davetine uymaması, imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğurur ve bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek kalmayacaktır. Davacı asile HMK.m.211 uyarınca usule uygun şekilde isticvap davetiyesinin tebliğ edildiği halde duruşmaya gelmediği anlaşılmakla imza inkarından vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davacı davaya konu çek nedeniyle bedelsizlik ve hükümsüzlük defi yönünden yapılan incelemede, çek bir ödeme vasıtası olup mevcut bir borcun sonlandırılması amacıyla verilir. Davacının borçlanma iradesinin bulunmaması, çekte yer alan 2. Cirantadaki kaşenin ve imzanın sahte olması iddiası senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. İstanbul Bam 44. HD ... Esas ... Karar sayılı ilamında özetle "...Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) sebebiyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir sebeple hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir sebeple son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Eldeki davada davacı, paranın neden davalılara verilmesi lazım gelmediğini ispatla yükümlüdür.
Somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesinde kıymetli evrak “Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez.” şeklinde tanımlanmıştır. Kıymetli evrak olmasının yanında kambiyo senedi olan çek; Kanun’da öngörülen sıkı şekil şartlarına bağlı olarak düzenlenen, para borçlarını ödeme amacına özgülenmiş, yazılı ve soyut bir havaledir.
Çek kanunen emre yazılıdır (nama veya hamiline de yazılabilir). Çek açıkça emre kaydını içermese bile ciro ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla devredilir. Çek düzenleyen muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Çek bir ödeme aracı olduğundan çekte vade olmaz, ibraz süreleri kanunda olabildiğince kısa tutulmuştur. Çek muhatap bankaca görüldüğünde ödenir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Ankara 2018, s. 309 vd.).
Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. Çekin muhatap bankaya ibrazı, çekin, ödenmesi için bankaya, dolayısıyla bankanın incelemesine sunulması, zilyetliğin geçici olarak bankaya bırakılmasıdır (Poroy/ Tekinalp, 379, 381).
Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır (Bozer, Ali/Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s.68).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur.
Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi sebebiyle alacaklıya karşı, genel olarak ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir sebeple sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan sebeplerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik sebeplere de dayanabilir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır.
Bu kapsamda hükümsüzlük sebebine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk sebebiyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük sebebine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir sebeple sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir sebeple mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Bedelsizlik iddiası, 6762 Sayılı TTK’nın 599. (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 Sayılı TTK m.687) maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.
Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 vd. (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 vd.) maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedi düzenlenmesine neden olan hukukî ilişkinin, karşılıklı borç yükleyen sözleşme olması ve bu sözleşmeden doğan borcun ifası için kambiyo senedinin düzenlenmesi hâli ise sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, temel borç ilişkisindeki para borcunun (kambiyo senedindeki temel alacağın) karşılığı olan edimin ifa edilmemesi hâlinde kambiyo senedinin bedelsizliğinden bahsedebilmek için, borçlunun BK 106 ve 108’deki (TBK m.
125.seçimlik haklardan borcun ifa edilmemesi sebebi ile olumlu zararının tazminini veya sözleşmeden dönerek olumsuz zararının tazminini talep yolunu seçmesi gerekir. Zira seçimlik haklardan ilki olan borcun ifası ve gecikme tazminatının talep edilmesi durumunda, sözleşmenin ifasını talep eden taraf kendi borcunu ifa ile yükümlü olduğundan, senet henüz bedelsiz kalmayacaktır. Borçlunun zaten var olan borcun ifası ile gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçmesi ile alacaklı (kambiyo senedi borçlusu) ifayı talep etmek hakkını kaybederken, borçlu da asli edim yükümlülüğünü yerine getirme borcundan kurtulur. İşte bu noktada senedin bedelsizliği bu hâllerde gündeme gelecektir." davacının imza inkarından vazgeçmiş sayılması nedeniyle hükümsüzlük yönünden iddiasını ispat edemediği; bu hususta 2018 yılında çek nedeniyle imza itirazında icra müdürlüğüne yaptığı başvuru sonrası dava dilekçesi içeriği ve deliller kısmında da suç duyurusunda bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının bedelsizliğe dayalı iddiası yönündün de borcun mevcut olmadığının tespiti yönünden kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz olacağından borçlu olmadığını iddia eden borçlu mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması alacaklıya karşı sebepsiz zenginleştiği hususunda ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa ait olup davacının iş bu iddiasını mevcut delillere göre ispat edemediği; yemin deliline başvurmadığı 11/03/2026 tarihli celsede davacı vekilinin yemin deliline dayanmaktan vazgeçtiği anlaşılmakla davanının reddini karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilince cevap dilekçesinde kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de İİK 72/4. maddesi gereğince dava, davalı lehine sonuçlanmıştır ancak ve Mahkememizin 16/06/2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının uygulanmaması nedeniyle ihtiyati tedbir kararı gereğince alacaklı alacağına kavuşması geciktirilmediğinden davalı lehine kötü niyet tazminatı hükmedilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davanın REDDİNE,
2.Mahkememizin 16/06/2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, bu hususta icra müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,
3.İİK.72/4 uyarınca ihtiyati tedbir kararının uygulanmaması nedeniyle davalı lehine kötü niyet tazminatı hükmedilmesine yer olmadığına,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcının peşin yatırılan 2.919,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.187,00 TL'nin karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
5.Davalı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine,
6.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
7.Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine,
8.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nun 341/1 vd. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine istinaf dilekçesi sunulmak ve istinaf başvurma ve karar harcı ile istinaf gider avansı yatırılmak suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenmesi için tarafların istinaf kanun yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 11/03/2026 KATİP
(e-imzalıdır)
HAKİM
(e-imzalıdır)