5. Hukuk Dairesi 2024/12019 E. , 2025/8671 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazminine ilişkin asıl dava ile ilk davada saklı tutulan bölümün tahsili istemine ilişkin birleştirilen davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı Hazine ve ihbar olunan ... vd. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükme karşı kanun yollarına müracaat etme hakkı davada taraf olan kişilere aittir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 61 inci ve devamı maddelerinde davayı ihbar kurumu düzenlenmiş olup dava kendisine ihbar edilen, davayı kazanmasında hukukî yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. 6100 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlendiği üzere görülmekte olan davanın taraflarından birinin üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesi ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesi davanın ihbarıdır.
Kendisine dava ihbar edilen kişi ihbar eden tarafın yardımcısı durumunda olduğundan, ihbar edilen kişi hakkında hüküm kurulamaz ve dava kendisine ihbar edilen kişi kararı kendi adına temyiz talebinde bulunma hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; ihbar olunanlar vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekir. Davalı Hazine vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu Ankara ili, ..., Mahallesi 408 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğunu, dava konusu taşınmazın 1/25'lik payını 21.11.2012 tarihinde satın aldığını, satın alırken taşınmazın alanının tapu kaydında 35.500 m² olarak belirtildiğini ve müvekkilinin payının 1.420 m²ye denk geldiğini, Kadastro Müdürlüğü nezdinde yapılan çalışma sonucunda taşınmazın alanının 3.550 m² olduğunun anlaşıldığını, böylece müvekkilinin payının 142 m² haline geldiğini ve 1.278 m² azaldığını, bu nedenle müvekkilinin Tapu Kütüğünün hatalı tutulması nedeniyle uğradığı zararının 4721 sayılı Kanun 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazine tarafından tazminini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle görev ve husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, dava konusu taşınmazın vasfında, mülkiyetinde ve sınırlarında değişiklik olmadığını sadece krokisinin zeminle uyumlu hale getirildiğini, davacının taşınmazı satın alırken gerekli özeni göstermesi gerektiğini, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri sürmüştür.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 20.01.2016 tarihli ve 2014/540 Esas, 2016/21 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1.Mahkemenin 20.01.2016 tarihli ve 2014/540 Esas, 2016/21 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda; sınırlarının zeminde sabit olduğu anlaşılan davacılara ait parselin yüzölçümünün kadastro sırasında fazla miktarlı olarak tespit edilip, bu haliyle tapuya tescil edilmesi ve sonrasında bu hatalı işlemin düzeltilmesi ile davacının tapulu parselinin yüzölçümünün, parseli satın aldığı tarihe göre azaldığı, şu hale göre davacının zararının oluştuğu ve bu zararın tazminini 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Devletten isteyebileceklerinin kabulü gerektiği, zira tapu sicili kavramının geniş anlamda kadastro işlemlerini de kapsadığı, ayrıca zararın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41 inci maddesi gereğince yapılan düzeltme işleminin tapu kaydına işlenmesinden önce 41 inci madde uygulamasının kesinleşmesi ile doğacağından, dava açabilmek için 41 inci madde uygulamasının tapuya işlenmesini beklemek gerekli olmadığı gibi zarar hesabının da 41 inci madde uygulamasının kesinleştiği tarihe göre yapılması gerektiği, hal böyle olunca Mahkemece taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle taşınmazın eksilen yüzölçümünün gerçek değeri ve davacının hissesine düşen miktar belirlenerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 13.11.2019 tarihli ve 2019/10 Esas, 2019/468 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın kısmen kabulüne ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1.Mahkemenin 13.11.2019 tarihli ve 2019/10 Esas, 2019/468 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda; dava konusu taşınmaza değer biçilirken öncelikle arsa mı arazi mi olduğunun belirlenmesi gerektiği, bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın niteliği net olarak belirlenmeden metrekare birim fiyatı soyut ifadelerle tespit edildiği gibi, %40 oranında düzenleme ortaklık payı düşürülürken hesap hatası ile fazla bedel tespit eden raporun inandırıcı bulunmadığı, bu durumda; dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihi olan dava tarihi itibarıyla belediye imar planı içinde olup olmadığı, değilse belediye veya mücavir alan sınırları dahilinde bulunup bulunmadığı, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı ve etrafının meskun olup olmadığı hususlarının ilgili Belediye Başkanlığından sorulduktan sonra; taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre, arazi niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde ise net gelir yöntemine göre değeri biçildikten sonra sonuca göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması, davalı Hazine harçtan muaf olduğu hâlde, yargılama giderleri arasında aleyhinde harca hükmedilmesi, dava konusu taşınmaz tek olup asıl dava ile birleştirilen dava tek bir hukuki nedene dayalı olarak açıldığından toplam bedel üzerinden tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken asıl ve birleştirilen dava yönünden ayrı ayrı vekâlet ücreti takdir edilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin ilâm başlığında belirtilen kararı ile asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın kısmen kabulüne ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmesi gerektiğini, objektif değer artış oranının yüksek uygulandığını ve gerekçesinin açıklanmadığını, davacının taşınmazı satın aldığı kişilere davayı yöneltmesi gerekirken müvekkili Hazine aleyhine hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili Hazine harçtan muaf olduğu hâlde aleyhine yargılama giderleri arasında harca hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2.Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Mahkemenin 13.11.2019 tarihli kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmediği ve bu kararda hükmedilen bedelin davalı Hazine lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu dikkate alınmaksızın hüküm kurulması doğru değildir.
3.Davalı Hazinenin harçtan muaf olduğu hükümde belirtildiği hâlde, yargılama giderleri arasında aleyhine harca hükmedilmesi bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi gereği yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438 inci maddesi uyarınca Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. İhbar Olunanlar Vekilinin Temyizi Yönünden;
İhbar olunanlar vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
B. Davalı Hazine Vekilinin Temyizi Yönünden;
1.Davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2.Davalı Hazine vekilinin Mahkeme kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile gerekçeli kararın hüküm fıkrasının birleştirilen davaya ilişkin (2) numaralı bendinin (A) harfi ile gösterilen alt bendinde yer alan "33.636,96" sayısının hükümden çıkartılması, yerine "25.560,00" sayısının yazılması, hüküm fıkrasının harca ilişkin (3) numaralı bendinin sonuna gelmek üzere "davacı tarafından yatırılan peşin harcın talep halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine" cümlesinin eklenmesi, hüküm fıkrasının yargılama giderlerine ilişkin (4) numaralı bendinde yer alan "başvurma ve peşin harç gideri toplamı 1.270,03 TL ile" ibaresinin hükümden tümüyle çıkartılması, aynı bentte yer alan "12.095,68" ve "7.987,38" sayılarının hükümden çıkartılması, yerlerine sırasıyla "10.825,65" ve "4.810,92" sayılarının yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
İhbar olunan ... vd.'den peşin alınan temyiz harcının ve kalan 4.215,60 TL temyize başvurma harcının istenildiğinde iadesine, 29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.