Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.

BURSA

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: 2025/—
KARAR NO: 2026/—
VEKİLİ: Av.
VEKİLİ: Av.
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İstirdat)
DAVA TARİHİ: 24/11/2025
KARAR TARİHİ: 07/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 08/04/2026

Mahkememizde görülmekte olan Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İstirdat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesi ile; davalı alacaklının, müvekkili .... aleyhine aslen borçlu olmadığı bir alacağa dayanarak ... 4. Genel İcra Dairesinin 2025/... Esas sayılı dosyası üzerinden haksız ve dayanaksız ilamsız icra takibi başlattığını, müvekkilinin şehir dışında olduğu dönemde tebligat yapıldığını, tebligatın usulsüz olduğunu, tebligattan müvekkilinin haberdar olmadığından icra takibine itiraz edemediğini icra takibinin kesinleştiğini, müvekkilinin uygulanan hacizler sonrasında cebri icra tehdidi altında kalındığından, telafisi güç zararların önüne geçmek maksadıyla, borçlu olmadığı bu meblağ icra dosyasına 18.09.2025 tarihinde 20.334,50 TL olarak ödendiğini, esasen icra takibine konu edilen bu borç, maddi hukuk açısından hiçbir zaman var olmadığını, müvekkilinin 26.07.2024 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle uğradığı maddi zararların tazmini için davalıya gönderdiği ihtarname sonrası yasal süre geçtikten sonra sigorta şirketi aleyhine ... komisyonu nezdinde hasar ve değer kaybı tazminatı talepli başvuruda bulunduğunu, başvuru sonrası sigorta şirketi tarafından uyuşmazlığa ilişkin rapor düzenlenmesi beklenmeden, rızaya dayalı 25.000 TL değer kaybı tazminatı ödemesi yapıldığını, dekont ekte olduğunu, daha sonra ... Komisyonu tarafından alınan raporda değer kaybının 15.000-TL olarak tespit edildiğini, bunun üzerine sigorta şirketi tarafından müvekkil aleyhine yukarıda bilgileri verilen takip açılarak ödemenin raporu aşan kısmı, faiz, masraf ve vekalet ücreti ile birlikte ... 4.Genel İcra Dairesinin 2025/...

E. Sayılı icra dosyası kapsamında icra marifetiyle müvekkilden tahsil edildiğini, söz konusu işlem hukuka aykırı olduğunu, zira sigorta şirketi hiçbir icra tehdidi altında olmadan, rapor düzenlenmeden ve henüz karar verilmeden kendi rızasıyla 25.000,00-TL ödeme yaptığını, ödemenin lütuf ödemesi olarak yapıldığı tartışmasız olduğunu, ödemenin herhangi bir nedene dayalı olarak talep hakkı vermeyeceğini, bu nedenlerle davanın kabulüne, müvekkilinin borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi neticesinde ödemek zorunda kaldığı 20.334,50 TL'nin, ödeme tarihi olan 18.09.2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı müvekkile ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi ile; huzurdaki davanın trafik kazası neticesinde oluşan değer kaybının eksik / fazla ödenmesi iddiasına dayalı istirdat talebine ilişkin olup, davanın tarafları arasında ticari bir ilişki bulunmadığını, davacı gerçek kişi olup, uyuşmazlığın temeli haksız fiil olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi ve 5. maddesi uyarınca, her iki tarafın tacir olmadığı ve uyuşmazlığın mutlak ticari dava sayılmadığı hallerde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin, davacıya ait araçta meydana gelen değer kaybı için başvuru üzerine 01.11.2024 tarihinde 25.000,00-TL ödeme yaptığını, davacı taraf bu tutarı yetersiz bularak ... başvurduğunu, ancak ... Komisyonu’nun 2024.E ... sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ve neticeten verilen 18.03.2025 tarihli karar ile, araçtaki gerçek değer kaybının müvekkil şirketin ödediği tutardan daha düşük olduğu 15.000,00-TL tespit edildiğini, davacının itirazı mümkün olan bu karara herhangi bir itirazda bulunmamış ve karar kesinleştiğini, Müvekkil şirket, fazla ödenen tutarın (10.000 TL) iadesi için ...

4.Genel İcra Müdürlüğü 2025/... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davacı tarafın, borca veya takibe hiçbir itirazda bulunmayarak borcu ödediğini, icra takibine itiraz etmeyerek borcu kabul eden ve ödeyen davacının, sonradan bu ödemenin haksız olduğunu ileri sürerek dava açması TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırıdır ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, Davacı, davalı müvekkilimce yapılan fazla ödemenin lütuf ödemesi sayılması gerektiğini iddia etmiş ise de; lütuf ödemesi, sigorta şirketinin poliçe kapsamında hiçbir yükümlülüğü olmadığı halde, ticari ilişkileri korumak adına tamamen kendi takdiriyle yaptığı ödeme olduğunu, oysaki müvekkili şirket "hataen fazla" ödeme yaptığını, bu bir lütuf değil, maddi hataya dayalı veya hesaplama yanılgısından kaynaklanan bir ödeme olduğunu, söz konusu ödemenin, yasal yükümlülükler çerçevesinde ve araçtaki değer kaybının karşılanması amacıyla yapılmış bir tazminat ödemesi olduğunu, ... kararıyla belirlenen 'gerçek zarar' miktarı ile müvekkili şirketin yaptığı ödeme arasındaki fark, davacı tarafça hiçbir hukuki sebep olmaksızın tahsil edilmiş olup, bu tutarın iadesi borçlar hukukunun temel prensipleri gereği olduğunu, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.

KANITLAR: İcra dosyası, ... Kararı, dekont, vs. KANITLARIN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME :

Dava; ...

4.Genel İcra Müdürlüğünün 2025/... Esas sayılı dosyasında davacının yapmış olduğu ödemenin istirdatına ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar.Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır.Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. 6102 sayılı TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un amaç başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarının koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerinin korucuyu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir." hükmü bulunmaktadır. Kanun'un tanım başlıklı 3. maddesinin (1) bendi, "Sağlayıcı; Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi", (k) bendi, "Tüketici; Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi", (1) bendi "Tüketici işlemi; Mal veya hizmet piyasalarında Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzer sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder" şeklindedir. Bir hukuki işlemin tüketici işlemi sayılabilmesi için yukarıda belirtilen tanımlara uygun olması gerekir.28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK) 2. maddesinde ise kanunun kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır. 6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun'un 83. maddesinde de taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenlenme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde açılan dava; her ne kadar işbu dava dosyası Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açılmış ise de ; Taraflar arasında akdi bir ilişki olup davalının sorumluluğunun kaynağı kasko sözleşmesine aykırılıktır.Görev, kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınmalıdır.Davalı ile davacı arasındaki ilişki, 6502 sayılı TKHK 3/1 maddesi kapsamında kalan tüketici işlemlerinden kaynaklanmakta olup dava tarihi 24/11/2025'dir.Bu nedenle davacının davada Tüketici Mahkemesinin görevli olması nedeniyle, davanın görüldüğü yerde tüketici mahkemesi varsa, görevsizlik kararı verilmesi, aksi takdirde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakması gerekir(... 17 HD 2016/ E -2019/ K sayılı ilam).Somut olayda, davacı adına kayıtlı plakalı aracın, davalı sigorta şirketince kasko sigortasıyla sigortalı olduğu, aracın ruhsatının incelenmesinde kullanım şeklinin hususi olduğu, davacının aracı ticari amaçlarla kullanıldığı iddia edilmemiş olmakla, aracın hususi amaçla satın alındığının kabulü gerektiği (... ... 2012/ E-2013/ K sayılı ilam), 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı yasa değişikliği ile özel yasa kapsamında, sigortacı davacının hizmet veren, davalının hizmet alan konumunda olmaları nedeniyle davanın Tüketici Mahkemesi sıfatıyla görülmesinin gerektiği dikkate alınarak, davanın görev dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, ... Tüketici Mahkemeleri’nin görevli olduğuna dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere,

1.Davanın görev, dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, ... TÜKETİCİ MAHKEMESİNİN görevli olduğuna,

2.HMKnun 20 maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde talep halinde dosyanın ... Tüketici Mahkemesi'ne gönderilmesine, talep olmadığı takdirde dosya üzerinden davanın açılmamış sayılmasına dair karar verilmesine,

3.HMK'nın 331. Maddesine göre yargılamanın görevli mahkemede devam etmesi halinde yargılama giderlerin görevli ... Tüketici Mahkemesince taktirine, yargılamanın görevli mahkeme de devam etmediği taktirde talep üzerine mahkememizce dosya üzerinden yargılama giderlerinin tespiti ve hükmedilmesine, Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine ... açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/04/2026

Katip

(e-imzalıdır)

Hakim

(e-imzalıdır)

Karar Etiketleri
KABULÜNE YERELHUKUK
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog