16. Hukuk Dairesi 2005/7030 E., 2006/7719 K.
16. Hukuk Dairesi 2005/7030 E., 2006/7719 K.
ÇEKİŞMELİ TAŞINMAZLARDA YETKİ
ZİLYETLİKLE İKTİSAP
2863 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU [ Madde 11 ]
2863 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU [ Madde 5 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan, dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ. Kadastro sırasında 389 ada 140, 149, 291 parsel sayılı 4181.60, 6088.31 ve 3534.19 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir.
Davacı A… …. tarafından davalılar aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tescil davaları görevsizlik kararı ile dava konusu taşınmazlar hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde dava dosyaları ile çekişmeli parsel tutanaklarının birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davanın reddine, çekişme konusu 389 ada 140, 149 ve 291 parsellerine Hazine adına tesciline, taşınmazların 1.derece doğal sit alanında kaldığının kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davaya katılan T… ….. Ç… ….. ve E… ….. Y… …… vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazların 1. derece Arkeolojik sit alanı içerisinde kalmış olması ve yargılama sırasında değişen ve sit alanlarında kalan taşınmazların zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini öngören 5226 sayılı Kanunla değişik 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesi gereğince iktisabının mümkün bulunmadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de, değerlendirme dosya kapsamına ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Taşınmazların (140 sayılı parselin 1087.77 metrekarelik krokide (B) harfi ile gösterilen bölümü hariç) tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen yerlerle ilgisinin olmadığı, davacı tarafın tesbitten geriye doğru aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla zilyetliğinin 30 yılı aşkın süreye ulaştığı, sit alanı içerisinde yer alan taşınmaz üzerinde korunmayı gerektirir kültür ve tabiat varlığının bulunmadığı konularında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık zilyetlikle iktisap şartlarının oluşmasından ve kadastro tesbitini takiben açılan davadan sonra yasada yapılan ve sit alanlarında yer alan taşınmazların zilyetlikle iktisap edilemeyeceği yolundaki değişikliğin kazanılmış hakları etkileyip etkilemeyeceği konusundadır.
Bilindiği üzere bir ülkenin zenginliklerinin, tarihi ve kültürel değerlerinin başında kültür ve tabiat varlıkları gelir. Bunların korunması ve özellikle gelecek nesillere aktarılması için herkese büyük görevler düşmektedir. Bu varlıkların korunması için tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi hukukumuzda da bu konu üzerinde hassasiyetle durulmuş muhtelif tarihlerde yasa ve tüzükler çıkarılmıştır. Eski eserlerin korunması ile ilgili ilk Nizamname 29 sefer 1324 (10.4.1322) tarihli Asarı Atika Nizamnamesidir. Bu Nizamnamenin 4. maddesinde; her türlü abideler, menkul ve gayri menkul Asari Atika hükümet malı sayılmış, gayrimenkul niteliğindeki Asari Atikaların kullanılması kesin olarak yasaklanmasına rağmen sit alanları hakkında her hangi bir hüküm getirilmemiştir. Asarı Atika Nizamnamesini yürürlükten kaldıran 25.4.1973 tarih ve 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu'nun 1. maddesi ise "sit" leri taşınmaz eski eserler arasında saymış, 3. maddesinde bütün taşınır ve taşınmaz eski eserlerin Devletin malı olduğunu bildirmiştir. Aynı Yasa'nın 10. maddesi ile de "korunmaları lüzumu tesbit ve ilan olunan her çeşit eski eser tarihi ve tabii anıtlar ile bunlara ait korunma sınırları dahilindeki emlak ve araziye yeniden imar ihya hakkı tanınmaz ve tapu verilmez." Kuralı kabul edilmiş, bu kurala paralel bir hüküm içeren 15. maddede ise önceki zilyetlik hakları korunmuştur. "Ne varki gerek Asari Atika Nizamnamesinde ve gerekse Eski Eserler Kanununda Kültür ve tabiat varlıkları ve bunların koruma alanları ile sit alanlarının kesin bir ayırımı yapılmamıştır. Kendinden önceki tüm kanun ve nizamnameleri yürürlükten kaldıran 21.7.1983 tarih 2863 sayılı "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu" ise;
5.maddesinde taşınır ve taşınmaz bütün kültür ve tabiat varlıklarını Devlet malı saymış, 11. maddesinde bu varlıklar ile koruma alanlarının zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Kabul edileceği üzere Anadolu çeşitli medeniyetlere sahne olmuştur. Bünyesinde doğal Arkeolojik ve Jeolojik güzellikler barındırmaktadır. Bu nedenledir ki sit alanları Anadolu'da geniş sahaları kapsamaktadır. Kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanları ise genellikle daha küçük alanlarda kalmaktadır.
Bu itibarla sit alanlarında zilyetlikle mülk edinme yolunun kapanması ülke gerçeklerine tamamen ters düşmektedir. Ülke gerçekleri ve tarihi zenginliklerin korunup kollanması ve gelecek nesillere aktarılması ilkelerini nazara alarak hareket eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Daireleri içerisinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı barındıran taşınmazlarla, bunların koruma alanlarının zilyetlikle edinmelerinin olanaksız bulunduğu, bu niteliği taşımayan sit alanlarının ise koşulları gerçekleştiği takdirde edinilmelerine mani bir halin bulunmadığı yönünde uygulamada bulundukları halde, 14.7.2004 tarih ve 5226 sayılı Yasa'nın 5. maddesi ile 2863 sayılı Yasa'nın 11. maddesi değiştirilmiş ve yapılan düzenleme ile sit alanlarının zilyetlik yoluyla edinilmelerine, bir başka ifade ile Yargıtay'ın uygulamasına son verilmiştir. Ne varki değişikliği içeren düzenlemede yürürlük tarihinden önce gerçekleşen hakları etkileyecek bir hükme yer verilmemiştir. Kazanılmış hakları bertaraf edecek bir hükme yer verilmediğine göre karar verirken kazanılmış hakların göz ardı edilemeyeceği kuşkusuzdur.
Kaldı ki Hukuk Genel Kurulu'nun 9.3.1988 tarih 987/2-860 esas ve 988/232 sayılı kararında da belirtildiği üzere herhangi bir yasa veya düzenleyici kural yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyeceğidir. Başta mahkemeler olmak üzere yasaları uygulama durumunda bulunanlar onları geriye yürür sonuçlar doğuracak şekilde yorumlamamakla yükümlüdürler. Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa'nın 2. maddesi hükmünce sosyal bir hukuk Devletidir. Kazanılmış haklar her ne kadar açık bir biçimde Anayasa'da özellikle belirtilmemiş ise de, bunun Hukuk Devleti Kavramının temel taşlarından biri olduğu şüphesizdir. Anayasa'nın 87. maddesinde belirlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kanun koyma, değiştirme ve kaldırmayı görevleri arasında sayan yetkisi uyarınca, kanun koyucu dilediği alanı düzenleme veya düzenlememekte serbest oluşu nedeniyle bir yasayı genel kuraldan ayrılarak geriye de yürütebilir. Ancak, yasama organının bu yetkisi Anayasa esasları ile sınırlandırılmış bulunmaktadır. Bu sınırlardan bir tanesi de tartışmasız kazanılmış hakların saklı tutulmasıdır. Yasa koyucunun kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte bir yasa veya diğer bir düzenleyici kural koyması Hukuk Devleti ilkesine ve bunun sonucu olarak da Anayasa'ya aykırı bir davranış olacağı da kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, 2863 sayılı Yasa'nın 5226 sayılı Yasa ile değişik 11. maddesi hükmü yürürlüğe girmeden davacılar yararına zilyetlikle mülk edinme şartları gerçekleştiğine (140 numaralı parselin krokide (B) harfi ile gösterilen bölümü hariç) çekişmeli taşınmazların tesbiti 20.12.1998 yılında yapılıp 5226 sayılı Yasa 14.7.2004 tarihinde yürürlüğe girdiğine, Kadastro Hakimi taşınmazın tesbit tarihindeki hukuki ve geometrik durumunu o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde belirlemekle yükümlü olduğuna, yasa koyucu kazanılmış hakları bertaraf edici bir hükümde vazetmediğine göre 140 numaralı parselin krokide (B) harfi ile gösterilen bölümünün taşlık kayalık olup tarıma elverişli bulunmaması sebebi ile tespit dışı bırakılmasının bu taşınmazın geri kalan bölümü ile diğer parsellerin tespit tarihi esas alınmak sureti ile zilyetleri adına tesciline karar verilmesi gerekir. Mahkemece yasadaki değişikliği kazanılmış hakları ortadan kaldıracak tarzda yorumlayıp yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi çekişmeli 389 ada 149 ve 291 numaralı parselleri tespitten sonra satın aldığı anlaşılan müdahil E… ….. Y… ……. yönünden (tespitten sonra doğan haklara Kadastro Mahkemesince bakılamayacağı kuralı nazara alınarak) görevsizlik kararı verilmemesi de usul ve yasaya aykırı temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 4.12.2006 gününde oy birliği ile karar verildi.