İftira suçundan şüpheli Naci haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06.06.2008 tarihli ve 2008/13464 soruşturma, 2008/20956 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar itirazın reddine ilişkin Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'nca verilen 30.12.2008 tarihli ve 2008/2552 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 18.08.2009 gün ve 2009/45551 sayılı yazısı ile yasa yaranna bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı I iğ ı'nın 10.09.2009 gün ve 2009/199267 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi: 5271 sayılı Yasa'nın 309. maddesi uyarınca yasa yararına bozma isteyen tebliğnamede; "Tüm dosya kapsamına göre, şüphelinin aynı apartmanda komşu olduğu müşteki ile aralarında mevcut önceye dayalı husumet sebebiyle hırsızlık suçundan şikayette bulunarak hakkında soruşturmaya başlanıp, evinde arama yapılmasına sebebiyet verdiği, yürütülen soruşturma sonucu soyut iddia dışında delil bulunmadığı gerekçesiyle Antalya Cumhuriyet Başsavcılığımın 20.09.2005 tarihli ve 2005/43420 soruşturma, 2005/15851 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği olayda, şüphelinin üzerine atılı eylemi ile ilgili olarak kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunduğu ve mevcut delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden İtirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir. Gereği görüşüldü; 5271 sayılı CYY'nin 170/2. maddesi uyarınca; "soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." Bu hüküm dolayısıyla yasa tarafından Cumhuriyet savcısına, toplanan delilleri değerlendirme yetkisi verilmiş ve yapılacak değerlendirme sonucunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaşılması durumunda kamu davasının açılması zorunlu görülmüştür. Görüldüğü üzere Ceza Yargılama Yasamız, kovuşturma mecburiyeti ilkesini benimsemiş ise de, bu ilke Cumhuriyet savcısının delilleri değerlendirme yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. 1412 sayılı CYY'nin 163/1. maddesinde bu konuda "yeterli delil" ölçütünü esas almasına karşın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.03.1983 tarihli ve 7/105 sayılı kararında da "Cumhuriyet savcısının tüm olaylan ve delilleri değerlendirebileceği ve mevcut delillerin kamu davasının açılmasını haklı gösterecek olgu ve delil olarak kabulünün mümkün olmaması durumunda takipsizlik kararı verebileceği" belirtilmiştir. "Yeterli şüphe oluşması" Ölçütünü kabul etmiş bulunan 5271 sayılı CYY'nin 170/2. maddesi bakımından da doktrinde şu değerlendirmeler yapılmıştır: "Cumhuriyet savcısı delilleri değerlendirmek zorundadır. İşin niteliği,