Sanığın, temyize gelmeyen diğer sanıklarla iştirak halinde, herhangi bir vergi dairesinde mükellefiyet kaydı bulunmamasına rağmen, mükellefiyet kaydı varmış gibi belgeler düzenlediğinin iddia edildiği somut olayda; suça konu belgelerle sanığın lehine olarak Bağ-Kur sigortalı kaydının yapılması, sanığın da ameliyat olacağı için temyize gelmeyen sanıklara prim borçlarını vererek Bağ-Kur kaydını oluşturmalarını sağladığını kabul etmesi, bu şekilde lehine bir durum oluşması, vergi mükellefiyeti bulunmaması sebebiyle sigortalı olamayacağını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenebilmesi bakımından; suça konu belgelerdeki imza ve yazıların aidiyeti ve belgelerde bulunan mührün maliyeye ait gerçek bir mühür olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken ve belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, suça konu belge asılları celp edilerek incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek şekilde asıllarının dosya içine konulması gerektiği gözetilmeden ve iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğu da kararda tartışılıp değerlendirilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.