1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2014/11875 E. , 2016/7267 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.06.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılardan ... Hanım ... ve vekili Avukat ..., Avukat ..., davalı ..., davalı ... ile temyiz edilen vekili Avukat ... ile temyiz eden davalılardan davalı ... vekili Avukat ..., davalı ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalılar ... vd. vekili Avukat, davalı ..., davalı ..., davalı ... gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR-
Dava, sahtecilik ve muvazaa hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali-tescil, aksi takdirde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesi uyarınca belirlenecek tazminatın tüm davalılardan müteselsilen tahsili isteğine ilişkin olup; davacı, 413 ada 8 parsel sayılı taşınmazda murisinden kendisine intikal eden 3/6 payın sahte vekaletname kulanılmak suretiyle satışının yapıldığını, sonrasında da danışıklı temliklere konu edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış; davadan önce öldükleri anlaşılan bir kısım davalıların mirasçıları aleyhine açtığı 2010/47 esas sayılı dava da eldeki dava ile birleştirilmiştir. Davalılardan Hazine, husumet itirazında bulunmuş; davaya cevap veren bir kısım davalılar da iyiniyetli olduklarını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu 413 ada 8 sayılı parselde davacının murisi ... adına kayıtlı 3/6 payın 26.03.1974 tarihli resmi akitte davacının vekili sıfatıyla hareket eden ... tarafından davacı adına intikalinin sağlandığı ve aynı akitte vekil sıfatıyla hareket eden ... tarafından annesi ... adına satın alındığı; sonrasında, ...'ün 3/6 payı ile daha önceden ...'nin oğlu ... adına kayıtlanmış bulunan diğer 3/6 payın 03.02.1975 tarihinde ...'e satıldığı, resmi akitte ...'ün kendi adına asaleten, annesi ... adına da vekaleten satışı gerçekleştirdiği; böylece, taşınmazın tamamının maliki haline gelen ...'in taşınmazı 23.05.1978 tarihinde iki kardeş olan ... ile ... H. ...'e yarı yarıya sattığı; ...'ın da yarı payını kardeşi ... H. ...'in kocası olan ...'e 20.12.1985 tarihinde satış yoluyla devrettiği; sonuç itibariyle taşınmazın yarı yarıya ... H. ... ile kocası ... adına kayıtlandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, ileri sürülen iddiaların kanıtlandığı gerekçesiyle tapu iptali-tescil yönünden davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Gerçekten de, davacının taşınmazdaki 3/6 payının, sahteliği bilirkişi raporuyla saptanan vekaletname kullanılmak suretiyle aktin tarafı olan ilk el konumundaki ...'e devredildiğinde kuşku yoktur. Bu durumda, ...'den sonra taşınmazı edinen diğer kayıt maliklerinin sahte işlemi bilip bilmedikleri, el ve işbirliği içerisinde hareket edip etmedikleri; başka bir deyişle, TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacakları hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği açıktır.
Bilindiği üzere, hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlama düşüncesiyle, alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla TMK'nın 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. maddelerinin ve tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise, bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyiniyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasında "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki, tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Nitekim, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyiniyetli gözükeni değil gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması gerekmektedir. Somut olayda, dosyada toplanan tüm deliller yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, ...'den sonra taşınmazı edinen diğer kayıt maliklerinin iyiniyetlerinin aksinin kanıtlandığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hâl böyle olunca, tapu iptali-tescil isteği bakımından davanın reddedilmesi; terditli istek olan tazminat isteği bakımından değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.
Temyiz eden davalıların temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden bir kısım davalılar vekilleri için 1.350.00.'er-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, 14.06.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) -KARŞI OY- Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından hükmün onanması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma görüşüne iştirak etmiyorum.