1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2016/6050 E. , 2016/7054 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki davadan dolayı.... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.02.2014 gün ve 2010/241 esas 2014/89 karar sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 18.06.2015 gün ve 6450-9093 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalılar vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, hükmüne uyulan bozma ilamı sonrasında mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacılar; mirasbırakan ....'ın 1964 yılında öldüğünü, çekişmeye konu 2422 parsel sayılı taşınmazın 1965 tarihli kadastro tespitinde ölü olduğu belirtilmek suretiyle murisleri adına tespit ve tescil edildiğini, aynı taşınmazın 19.06.1968 tarih, 4715 yevmiyeli resmi akitle, davalıların murisi ...’e satış yoluyla temlik edilmiş gibi göründüğünü, onun ölümü ile de mirasçılarına intikal ettiğini, her ne kadar murislerinin ölümünden sonra yasal mirasçılar eliyle davalıların murisine satış yoluyla devredilmiş gibi görünse de ortada geçerli bir temliki işlem bulunmadığını, iştirakçilerin hiçbirinin murisin ölümünden sonra yapılan intikal ve satış işlemlerine katılmadıklarını, imzaların ve mührün sahte olarak düzenlendiğini, bir kısmının yurt dışında yaşadığını, bir kısmının ise köyden hiç dışarı çıkmadıklarını, davalılar adına kayıtlı olsa da fiilen kendilerinin tasarruf ettiğini, imar uygulaması ile de 807 ada 7, 10, 11; 814 ada 1 parsellerin oluştuğunu ileri sürerek davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar, dava konusu taşınmazı 19.06.1968 tarih, 4715 yevmiye nolu resmi akitle temellük ettiklerini, aradan 41 yıl geçtikten sonra eldeki davanın açılmasının iyi niyetli olmadığını, Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesi uyarınca zaman aşımının dolduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece; “…davacıların iddiasının kadastrodan önceki nedenlere değil sonraki gerçekleşen işlemlerle ilgili olduğundan herhangi bir hak düşürücü süre ve zaman aşımına bağlı olmayacağı, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde deliller eksiksiz olarak toplanıp, değerlendirildikten sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması” gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine bozma ilamına uyularak mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, dosya kapsamı ve hükmüne uyulan bozma ilamı sonrasında toplanan delillere ve noksanın tamamlanması yoluyla gelen kayıt ve belgelere göre; çekişme konusu taşınmazların geldi parseli olan 2422 parsel sayılı taşınmazın muristen intikal ve davalıların murisine temlikine konu senedin sahte olduğu ... raporu ile belirlenmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davalıların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davalıların öteki temyiz itirazlarına gelince; dava konusu taşınmazın imar uygulaması sonrasında oluşan imar parsellerine yansıyan oranda iptal ve tescil kararı verilmişse de, hükme esas alınan bilirkişi raporunun karar vermeye yeterli olduğu söylenemez.
Şöyle ki, 24.01.2014 tarihli harita mühendisi bilirkişi raporunda 2422 parsel sayılı taşınmazda yolsuz tescile konu payların imar parsellerine yansıyan oranda ve davalılara intikal eden paylar bakımından iptal ve davacılar adına tescil edilmesi gereken paylar gösterilmiş ise de, tespit edilen paylar bakımından iptal ve tescil kararı verildiğinde dava dışı paydaşların durumunun etkilenip etkilenmeyeceği, başka bir deyişle, pay ve paydanın eşit olup olmayacağı belirlenmiş değildir.
Hâl böyle olunca; mahkemece, yeniden dosyanın konusunda uzman üç kişiden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek çekişme konusu 2422 parselden imar uygulaması ile davalılar adına tescil edilen imar parselleri üzerinden tüm paydaşları kapsayacak ve pay ve paydanın eşit olduğunu gösterecek ve denetime elverişli olacak şekilde rapor alınması, taşınmazların dava dışı kayıt maliki paydaşlarının paylarının etkileneceğinin belirlenmesi halinde anılan paydaşların davada yer alması gerektiğinin dikkate alınması ve olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de, bilindiği gibi, mahkemelerce verilen kararların 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388/2. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2.) maddesinde belirtildiği üzere, her bir istek hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakları sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi ve infaza imkan sağlayacak içerikte bulunması zorunludur. O hâlde, somut olayda, mahkemece, dava konusu taşınmazlarda iptal ve tescile karar verilen pay ve paydanın hüküm yerinde gösterilmesi ile yetinilerek kabul kararı verilmesi gerekirken taşınmazların m2. miktarlarının karar yerinde gösterilmesi de doğru değildir.
Değinilen bu husus karar düzeltme istemi üzerine bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davalıların karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 440. maddesi gereğince kabulüne, dairenin 18.06.2015 tarih, 2014/6450 Esas, 2015/9093 Karar sayılı kararının Ortadan Kaldırılmasına, yerel mahkemenin 04.02.2014 tarih, 2010/241 Esas, 2014/89 Karar sayılı kararının açıklanan nedenlerle, HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.