4. Ceza Dairesi
Hükümlünün kaçması suçundan sanık ... hakkında yapılan uyarlama yargılaması sonunda mahkumiyetine dair, Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23/03/2009 tarih ve 2008/296 esas, 2009/102 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 20.02.2012 gün ve 2011/9553 esas, 2012/3160 sayılı kararıyla; "Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Hükümlünün kaçması suçundan hakkında uyarlama talep edilen hükümlü Kurtuluş Kaplan'ın yapılan uyarlama yargılamasında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9. maddeleri hükümleri de dikkate alınarak öncelikle yüklenen suçun cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu ve işlendiği tarihte yürürlükte bulunan ve hükümlü lehine olan 765 sayılı TCK.nun 112/4. maddesinde öngörülen 10 yıllık ceza zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin infaz dosyasındaki tüm belgelerinde incelenerek değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde uyarlama kararı verilmesi, Yasaya aykırı ve hükümlü ... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, " karar verilmiştir. I- İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/04/2012 gün ve 2009/219493 sayılı yazısı ile; "…Kesin yargı haline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren yasaya dayalı bulunan değişiklik yargılamasında, her iki yasanın ilgili tüm hükümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak suretiyle belirlenmeli, bu belirleme herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği; Eylemin suç olmaktan çıkarılması, Ceza sorumluluğunun kaldırılması, Önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerde, Evrak üzerinde; Sonraki yasa ile; Suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmiş olması, Cezanın tayininde 5237 sayılı TCY’nın 61 inci maddesi gözetilerek cezanın tayin ve taktirinin gerekmesi, Önceki hükümde cezanın asgari haddin üzerinde tayini nedeniyle bu olguların 5237 sayılı Yasanın 61. maddesi uyarınca tartışılmasının gerekmesi, Artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerektirmesi, Seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması, Seçenek yaptırımların yada cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerin değerlendirilmesinin gerekmesi, Durumlarında ise duruşma açılarak değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu değerlendirme yapılırken hükmün gerekçe bölümünde yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak, her iki yasaya göre uygulama ve sonuçları yasal dayanakları ile birlikte belirtilmeli, lehe yasanın hangisi olduğu saptandıktan sonra, hüküm fıkrasında; lehe olduğu kabul edilen yasa ilgili tüm hükümleriyle birlikte olaya uygulanmak suretiyle hüküm tesis edilmelidir. Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılamanın sonraki yasanın lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu unutulmamalı, lehe yasanın tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı Yasa hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe yasanın saptanması ile yetinilmelidir. Tüm bu düzenlemeler ışığında itiraz konusu incelendiğinde; hükümlünün yapılan uyarlama yargılamasında ceza zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin infaz dosyasındaki tüm belgeler incelenerek değerlendirilmesi yolundaki daire kararının, yukarıda yasal dayanakları ile beraber çerçevesi açıklanan uyarlama yargılamasının sınırları dışında kaldığı, bu veçhile, ceza zamanaşımı ile ilgili değerlendirme yapma görev ve yetkisinin, infaz aşamasında savcılık ve infaz hâkimliğine ait olduğu düşünülmektedir. Öte yandan, Daire kararında ismi gösterilen Kurtuluş Kaplan isimli hükümlünün dosyayla bir ilgisi bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; hükümden sonra yapılan ceza kanunu değişikliği uyarınca lehe kanun değerlendirmesini yerinde yaparak hüküm kuran yerel mahkeme kararı hakkında verilen özel dairenin bozma kararının kaldırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Sonuç : Yukarıda açıklanan nedenlerle; itirazın kabulüne, Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairenin 20/02/2012 gün ve 2011/9553 E., 2012/3160 K. sayılı bozma kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının esastan incelenmek üzere Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi, arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü: II- KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, İncelenen dosya içeriğine göre; Yerel Mahkeme hükmü ceza zamanaşımının araştırılması için bozulmuştur. Ceza zamanaşımı 5237 sayılı TCK’nın 68. maddesinde düzenlenmiştir. Bir hüküm yargılama hukukuna özgü kurallar gereğince kesinleştiğinde ceza zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. 765 sayılı TCK’nın 112. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 68. maddesine göre, kesinleşen mahkumiyet hükmünde yer alan ceza belirli süreler içerisinde infazına başlanmaması durumunda zamanaşımına uğrayacak ve infaz edilemeyecektir. Cezanın infaz edilememesi mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayacaktır. Koşullu salıverme ceza zamanaşımını yeniden başlatan inkıta hallerinden değildir. Koşullu salıvermeden sonra bihakkın tahliye tarihine kadar infaz hukuken devam etmektedir. Bu nedenle somut olayda 23.05.2002 tarihinde şartla tahliye edilen ve bihakkın tahliye tarihinin değişmesi ihtimaline karşı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 28.06.2005 tarihli yazısı ile hakkında uyarlama talep edilen hükümlü hakkında ceza zamanaşımının söz konusu olmadığı ayrıca infazı bitmiş hükümler yönünden de koşullarının varlığı halinde uyarlamanın mümkün olduğu anlaşıldığından, Dairemizce verilen 20.02.2012 gün ve 2011/9553 esas, 2012/3160 karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23/03/2009 tarih ve 2008/296 esas, 2009/102 karar sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Mala zarar vererek firar suçunun 765 sayılı TCK’nın 299. maddesinde nitelikli hal olarak düzenlenmesine karşın, 5237 sayılı TCK’nın 292/4. maddesinde firar suçunun işlenmesi sırasında eşyaya zarar verilmesi durumunda, firar dışında ayrıca bu suçtan da ceza verileceğinin düzenlenmiş bulunması ve uyarlama yargılamasında kazanılmış hak kurumunun uygulanamayacak olması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanunun 9/3. madde ve fıkraları uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun ilgili bütün hükümlerinin somut olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe kanunun belirlenmesi gerekirken, oluşa uygun olmayan karşılaştırma ile hüküm kurulması, Kanuna aykırı ve sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın