4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2013/2947 E. , 2013/19013 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine .../03/2012 gününde verilen dilekçe ile menfi tespit istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kabulüne dair verilen .../.../2012 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 03/.../2013 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı asil ... ile karşı taraftan davacı vekili Avukat .... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü. Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı; davalı ile arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığını, aleyhine başlatılan icra takibinin haksız olduğunu ileri sürerek, davalıya borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalı; ceza soruşturması kapsamında davacının alınan ifadesinde, kendisine ödeme yapıldığını kabul ettiğini, davacıdan alacaklı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece; ceza soruşturması kapsamında davalının alınan ifadesinde, davacı ile bir ortaklığının olmadığını ifade ettiği, bu nedenle davalının bir alacağının olmadığının anlaşıldığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yargısal uygulamaya göre menfi tespit davası; “bir hukukî ilişkinin ya da ondan doğan bir hak veya yetkinin mevcut olmadığının, bir belgenin sahteliğinin ya da herhangi bir nedenle hükümsüzlüğünün tespiti için, hukuki yarar bulunması koşuluna bağlı olarak açılan ve sonucunda herhangi bir mahkumiyet istemini içermeyip, konusunu teşkil eden hususun bir kararla tespitini amaçlayan bir dava” dır. Bu dava ile, davalı (alacaklı) tarafından varlığı ileri sürülen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti istenir ve konusu da, alacağın doğum koşullarından herhangi birinin eksikliği veya sona erme sebeplerinden birinin varlığı sonucunda alacağın yokluğunun tespitidir.
Dosya incelendiğinde; davalı ... ve davacının babası ......... ile ihbar olunan ...'ın, dava dışı bir şahıstan gemi satın almak için bir araya geldikleri, tanzim edilen satış protokolünde, satın alınan geminin ileride kurulacak bir şirket adına tescil edileceğinin kararlaştırıldığı, bu geminin daha sonra davacının babası tarafından kurulan şirket adına tescil edildiği, davalının da kurulan bu şirketin ortağı olduğu, protokol gereği davalının ödemesi gereken meblağı ihbar olunan ... aracılığı ile şirket hesabına aktardığı, sonradan anlaşmazlık çıkması üzerine davalının ortaklıktan ayrılarak ödediği mablağı geri istediği, davacı ve babasının ise verilen parayı inkar ederek iade etmedikleri anlaşılmaktadır.
Satış protokolü davacı tarafından imza edilmemiş ve kurulan şirketin ortakları arasında davacı bulunmamakta ise de, bizzat davacı tarafından savcılığa sunulan şikayet dilekçesinde; davalı ile gemi satın alma işine girildiği, ancak çok sürmeden davalının ortaklıktan ayrıldığı kabul edilmiş, ceza soruşturmasında alınan ifadesinde ise; davalının kâr ortağı olduğu, davalıya 70.000 TL kâr payı ödendiği, onun da 120.000 TL ödeme yaptığı beyan edilmiştir.
İhbar olunan ...'ın alınan ifadesinde; davalı tarafından davacının babasına 150.000 TL ödeme yapıldığı belirtilmiştir. Şu halde; taraflar arasında birlikte gemi satın alınmasına dair anlaşma yapıldığı, anlaşma gereği davalının satın alınan gemi için davacıya ödeme yaptığı, ortaklıktan ayrılan davalının alacağının bulunduğu, bu bakımdan davalının davacı aleyhine başlattığı icra takibinde haklı olduğu kabul edilmelidir.
Yerel mahkemece, açıklanan bu olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken; davalının ceza soruşturmasındaki ifadesine yanlış anlam yüklenerek ve delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.