13. Hukuk Dairesi
13. Hukuk Dairesi 2016/13222 E. , 2016/17690 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, işten çıkarılan dava dışı işçinin vekili olarak, davalı şirkete karşı işçilik alacaklarına binaen dava açtığını ancak müvekkili işçinin davadan feragat ettiğini ve kısa süre sonra yine davalı şirkette işe alındığını, bu durumdan tarafların sulh olduğunun anlaşıldığını ancak kendisine vekalet ücretinin ödenmediğini, başlattığı icra takibine de haksız itiraz edildiğini ileri sürerek, icra takibine itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabülü ile davalının ... 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/803 sayılı takip dosyasında davalının 2.198,61 TL'ye yönelik itirazın reddine, fazlaya ilişkin talebin reddine, takibin bu miktar üzerinden yasal faizi uygulanmak sureti ile uygulanmasına, icra inkar tazminatı şartları oluşmadığından reddine, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388. ve 389. maddelerinde (yeni HMK 294,297) maddelerinde düzenlenmiş olup, hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388. maddesinin son fıkrası (yeni HMK 297/son) ile "Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" hükmü getirilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, yargılama sırasında dosyaya 13.05.2013, 03.03.2014 ve 29.05.2014 tarihli üç ayrı rapor kazandırıldığı ancak gerekçeli kararda 03.03.2014 tarihli rapordan alıntı yapılarak, bu raporun benimsendiği belirtilmesine rağmen sonuçta bu rapora dayanılarak hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, mahkemece varılan sonuca nasıl ulaşıldığı da açık, net, denetlenebilir şekilde ayrıntılı kaleme alınmadığından, kaldı ki, gerekçeli kararda ve hükümde, dava ile ilgisi bulunmayan Mersin 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/803 sayılı dosyasından bahsedildiğinden, gerekçe ile hüküm arasında çelişki doğmuştur. Açıklanan bu durum, HUMK.' nun 388/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2.Bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.