15. Ceza Dairesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. TCK'nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır. Katılanın, sanık ...'e ait ... Otel isimli işyerinde işçi olarak çalıştığı, patronu olan sanık ...'in, kendisinden ısrarla borç para istediği, ancak; kendisinin parası olmadığını söylediği, bunun üzerine sanık ...'in “Senin Balıkesir'de dairen var, benim borçlu olduğum kişi de ...'dir, senin dairenin tapusunu, iki aylığına Vehbi'nin üzerine yapalım, iki ay sonra ben ona borcumu ödeyeceğim, senin de verecek olduğun satış vekaletini iptal ederiz, hiç bir problem olmaz.” diyerek katılanı ikna ettiği, katılanın da zor durumda bulunan patronuna yardım etme düşüncesi ile sanık ...'in beyanına itimat ettiği ve 28 Eylül 2007 tarihinde Balıkesir 1. Noterliğinde sözde sanık ...'in alacaklısı diğer sanık ...'in katılana ait gayrimenkulün satışına dair vekaletname verdiği, sanık ...'nin de 01/10/2007 tarihinde kendi alacaklısı olan, tanık ... isimli şahsa borcuna karşılık devrettiği olayda; sanıklardan ...'in, katılanla bir ilişkisinin olmadığı, diğer sanık ...'den alacağı olduğu için ...'in ... adına tanzim edilmiş satış vekaletnamesini vermesi üzerine alacağını tahsil amacı ile gayrimenkulü devrettiği, diğer sanık ...'ın ise katılanın rızası ile gayrimenkulün satışı için diğer sanık ...'in, vekaletnameyi noterden almasını sağladığı, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 11.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap