3. Hukuk Dairesi

KARŞI OY YAZISI Davada; elektrik abonelerinden, kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli vs. adlarında yasal olmayan bedeller alınmasının haksız şart olduğu ileri sürelerek; söz konusu bedellerin haksız şart olduğunun tespitine ve iptaline, bundan sonra bu bedellerin alınmamasına karar verilmesi ve fazlaya ilişkin hak saklı tutularak 100,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili istenilmiştir. Mahkemece; "...her ne kadar, dava kısmi dava olarak açılmış ise de;... dosyada dava konusu edilen değerin 6502 sayılı Kanun'un 68.maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı ve dava tarihi itibari ile değeri 3.000,00 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklara tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılmayacağı, hakem heyetine müraacatın dava şartı olduğu kanaatine varıldığından; davacı tarafından açılan davanın, HMK'nun 114/1-4,2 maddesi delaletiyle HMK'nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir." Gerekçesiyle, davanın HMK'nun 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine de; ek kararla, kararın kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine karar verilmiş, ek karar da davacı vekili tarafından temyiz edilmektedir. Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde; çoğunluk görüşü ile, açıklanan gerekçelerle karar bozulmuştur. Bozma gerekçesinde de belirtildiği gibi, davacının dava dilekçesindeki talebi, istirdat isteminin yanında aynı zamanda taraflar arasında çıkan muarazanın (çekişmenin) giderilmesine de yönelik bulunduğu; bu nedenle, kararın kesin olmadığı; temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararın kaldırılarak hükmün temyiz incelemesinin yapılması gerektiği hususu tarafımca da kabul edilmektedir. Bununla birlikte, dairenin, davanın esası hakkında da bir inceleme yaparak vereceği kararla, uyuşmazlığın esasını bir çözüme kavuşturması gerektiği düşüncesindeyim. Anayasının 141/4. maddesine göre; "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." 6100 sayılı HMK'nun Usul Ekonomisi İlkesi başlıklı 30. maddesine göre "Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmasını sağlamakla yükümlüdür." Maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı üzere; Yargılamada basitlik, çabukluk, ucuzluk ilkesi olarak bilinen usul ekonomisi, dava ikame eden tarafların iddia ve savunmalarını en makul ve kabul edilebilir adalet ölçüleri temelinde değerlendirerek karar verilmesi gereğini konu alır. Usul ekonomisi, insan ile iç içe girmiş, sosyal boyuta haiz uluslararası bir hukuk konusudur ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ncı maddesindeki adil yargılanma hakkına sıkı sıkıya bağlıdır. Basitlik (sadelik), çabukluk (makul süre bağlamında) ve ucuzluk (gereksiz harcamalardan kaçınma) usul ekonomisinin bileşenleridir. Usul ekonomisi, yargılamanın etkinliğine hizmet etmekte, hakimin kanunun öngördüğü çerçevede yargılamayı kolaylaştırmak, gereksiz zaman kaybına ve gereksiz masrafa sebebiyet vermeden karar vermesini sağlamaktır. Davanın çabuk, basit ve ucuz bir biçimde görülmesinde tarafların olduğu kadar toplumun (kamunun) da yararı bulunmaktadır. Dolayısıyla hakim davayı mümkün olduğu kadar çabuk ve düzenli olarak sonuçlandırmakla yükümlüdür. Öte yandan, HUMK.nun 436/2.maddesinde "Temyiz olunan kararın, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı değiştirerek ve düzelterek onayabilir." 436/son maddesinde ise "Karar, usul ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır" hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır. Yargıtay içtihatlarındaki amaç; çelişik hükümlerin önüne geçmek, mümkün olduğu kadar yargılama giderlerini azaltmak, tahkikat ve yargılamayı kolaylaştırmak ve nihayet tarafları fazla külfete sokmamak ve en adilane kararın verilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığı nihai olarak sona erdirmektir. Yargıtay'ın dava konusu taleple ilgili (elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp- kaçak, sayaç okuma vs. bedelleri ile ilgili) istikrar kazanmış kararlarında; sözü edilen bedellerin, EPDK Kararları ve tebliğleri çerçevesinde alındığını; oysa mevcut hukuki düzenlemenin EPDK'ya sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediğini; özellikle, kaçak kullanılan elektrik bedelinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gidilmesinin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığını; faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarının şeffaf bulunmadığı ve yasal bulunmadığı belirtilerek; tüketicilerden alınmasının doğru olmadığı vurgulanmış; bu nedenlerle, faturalarda tahsili talep edilen sözü edilen bedellerin iadesi gerektiği içtihadında bulunulmuştur. Ne var ki, somut uyuşmazlığın temyiz yolu ile Dairemize geldiği aşamada, taraflar arasındaki bu uyuşmazlıkla ilgili kanuni düzenleme gereği duyulmuş ve 17.06.2016 tarih ve 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlarak yürürlüğe giren 6719 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun çıkarılmıştır. 6719 sayılı Kanunun 21.maddesi ile 6446 sayılı Kanunun 17.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş, sözü edilen bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK'nun Kanundaki yetkileri genişletilerek, uyuşmazlık konusu bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir. Yine, aynı kanunun 26.maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na eklenen Geçici 20.maddeyle de; "Kural kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17'nci madde hükümleri uygulanır." denilmek suretiyle geçmişe etkili düzenlemeye yer verilmiştir. Dolayısıyla, karar tarihinden sonra yürürlüğe girmiş bulunan bu kanun değişikliğinin somut olayda uygulanması gerekmektedir. Davacının dava dilekçesindeki taleplerinin hukuki dayanağı yeni düzenlemeyle ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; konusu kalmayan davada, karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurmaktan ibarettir. Bu husus ise, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemektedir. Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek, HUMK'nun 436/2. maddesi uyarınca kararın değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASININ, usul ekonomisine ve adil yargılanma hakkına daha uygun olacağını düşündüğümden, Sayın Çoğunluğun yerel mahkeme kararının bozulması yönündeki kararına katılmamaktayım.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap