11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2013/15741 E. , 2014/5940 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada verilen 18/07/2013 tarih ve 2012/201-2013/137 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/03/2014 günü hazır bulunan davacı şirket vekilleri Av. ... ile e davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dilekçesinde belirtilen 1960-1970 dönemine ait 70 adet filmin yapımcısı olması nedeniyle 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesindeki mevzuat uyarınca söz konusu filmlerin eser sahibi olduğunu, anılan değişiklik ile koruma sürelerinin tüzel kişiler için aleniyet tarihinden itibaren 20 yıldan 70 yıla çıkarıldığını, yeni düzenleme ile uzayan koruma süresinden eser sahibi olan ilk yapımcı şirketin yararlanacak olması nedeniyle davalı taraf ile eserlerin devrine ilişkin olarak yapılan sözleşmenin bir öneminin kalmadığını, davalının kanuni değişiklik gereğince filmler üzerindeki hakkının sona ermiş olduğunu ileri sürerek, dava dilekçesinde belirtilen 70 adet filmin 5846 sayılı Kanun hükümleri uyarınca müvekkiline ait olduğunun tespitini, davalının tecavüzünün önlenmesini, hükmün gazetede yayınlanmasını ve davalının haksız olarakkarşı açtığı davadaki tazminatın davalıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kanun hükmü ile sözleşmesel hakların ortadan kaldırılamayacağını, koruma süresinin uzatılmasına ilişkin kanun hükmünün 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12.06.1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağını, davacının filmler üzerinde hiçbir hakkının bulunmadığını, dava konusu filmlerin mülkiyetinin devri ve gösteri hakkı için müvekkiline satış bedeli olarak 1.000.000,00 TL üzerinden hapis hakkı tanınması ve fazla istem hakkının saklı tutulması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının elde etmiş olduğu hakkın her bir film yönünden 20'şer yıl ile sınırlı olduğu, devir tarihindeki mevzuata göre devredenin, koruma süresinden daha uzun bir sürede davalıya hak devrinin 26 ve 51. maddeleri uyarınca mümkün olmadığı, bu nedenle 20'şer yıllık koruma sürelerinin sona ermesi ve 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte filmler üzerindeki hakların davacı şirkete geri döndüğü, bu itibarla davalı tarafın aksi yönündeki .../... -2- savunmalarının yerinde olmayıp, dava konusu 70 adet film yönünden 5846 sayılı Kanun'dan kaynaklanan mali hakların davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak, uzatılmış koruma süreleri nedeniyle dava konusu filmlere dair 5846 sayılı Kanun'dan kaynaklanan mali hakların davacıya ait olduğunun tespitine, bu filmlere ilişkin olarak davalının muhtemel tecavüzünün önlenmesine, karar kesinleştiğinde karar özetinin masrafı davalıdan alınmak üzere gazetede ilanına, dava dışı bir şirketin davalıya ödeme yapmasının durdurulması yönündeki talebin ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2.Davacı vekilinin temyiz itirazına gelince; davacı tarafça dava konusu edilen taleplerden sadece “davalının haksız olarak arşı açmış olduğu davadaki tazminatın davalıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi”ne ilişkin talebinin reddine karar verilmiş olup, söz konusu istemin davaya konu asıl taleplerden olmayıp, açılan bir davada ileri sürülmüş feri nitelikteki bir istem olması karşısında söz konusu istemin reddine karar verilmesi karşı taraf yararına bu nedenle vekalet ücreti tayin edilmesini gerektirmez.Esasen, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ihtiyati tedbir işi için mahkemelerce hükmedilecek vekalet ücretine ilişkin kısmında, görülmekte olan bir dava içinde olmamak koşulunun bulunduğu, bu hükümden de anlaşılacağı üzere bağımsız olarak yapılan tedbir istemlerinin vekalet ücretini gerektireceği, ancak görülmekte olan bir dava içinde yapılan tedbir isteminin reddi veya kabulünün ayrıca vekalet ücretini gerektirmeyecek olması nedeniyle davacının tedbir isteminin reddi nedeniyle davalı taraf yararına vekalet ücretine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.