22. Hukuk Dairesi
22. Hukuk Dairesi 2017/33934 E. , 2017/14885 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İŞE İADE
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkili işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi ile davalıya ait işyerinde çalıştığını ve sendika üyesi olduğunu, iş sözleşmesinin 10.02.2016 tarihinde yazılı bir bildirim yapılmadan ve sebep açıklanmadan feshedildiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından öğrenildiği üzere toplu çıkış bildiriminin yapılmış olduğunu, sözlü bir şekilde işletmenin kapatılacağının ve artık üretim yapılmayacağının etrafta konuşulduğunu, ancak ne müvekkiline ne de sendika yetkililerine bu yönde bir yazılı bildirim yapılmadığını, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca geçerli bir sebep gösterilmediğinden ve Kanun’un 19. maddesi uyarınca yazılı fesih bildirimi yapılmadığından fesih işleminin geçersiz olduğunu, toplu işçi çıkarma için kanunda öngörülen şartların da yerine getirilmediğini, şirketin, fabrikanın kapanması veya üretimin durması ile ilgili işletmesel bir kararının da bulunmadığını, bir kısım işveren vekili sıfatı bulunan kişilerin “fabrikayı kapatıyoruz, üretimi durduruyoruz” şeklindeki açıklamalarına hukuken değer verilemeyeceğini, üretimin durdurulduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, ağırlıklı olarak beyaz yaka diye tabir edilen yüz civarında çalışan ile işyerinde çalışılmaya devam edildiğini, resmi olmayan bilgilere göre çıkartılan işçi sayısı kadar yeni işçi alınarak işyerinde üretime devam edileceğinin öğrenildiğini, davalı işverenin gerçek amacının Çelik-İş Sendikasının yetkisini bertaraf ederek toplu iş sözleşmesinin getirdiği hakları ortadan kaldırmak olduğunu, şirketin zarar etmediğini, fazla mesai yapıldığını, feshin sendikal sebebe dayandığını ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, feshin sendikal sebeple yapıldığından işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmaksızın en az bir yıllık brüt ücret tutarında sendikal tazminata ve boşta geçen süreye ait dört aylık ücret ile diğer haklara hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti: Davalı şirket, davaya cevap dilekçesi sunmamış; duruşmaya katılan davalı vekili ise, davanın reddini talep ettiğini beyan etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, toplanan delillere dayanılarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca yapılan toplu işçi çıkarmada, yazılı fesih bildirimi şartının aranmayacağı, anılan kanun maddesindeki prosedüre ve kurumlara bildirim yükümlülüğüne uymamanın yaptırımının ise feshin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı, öngörülen yükümlülüklere uymamanın yaptırımının idari para cezası olduğu, davalı şirkete kayyum atandığı, üretimin devam ettirilmediği, işyerinde çalışma olanağının kalmadığı ve işveren tarafından yapılan feshin geçerli sebebe dayandığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, feshin geçerliliğinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddelerine göre değerlendirilmesi gerektiği, toplu işçi çıkarmalarda dahi kanuni yükümlülüklere ve yazılı fesih bildirimi yapılması şartına uyulması gerektiği, feshin geçerli sebebe dayandığının ispat yükünün işverende olduğu, davalı şirketçe ise davaya cevap dilekçesi dahi sunulmadığı, işçi çıkarma gerekçesi olarak işyerini kapattığı ya da toplu işçi çıkardığına yönelik savunmada da bulunulmadığı, yazılı fesih bildirimi ile toplu işçi çıkarmayı haklı kılacak bir sebebin iddia ve ispat edilmediği, ayrıca dosyaya sunulan kayyum atama kararından davalı şirketin dahil olduğu şirketler grubundaki şirketlerin Türkiye’nin değişik şehirlerinde işyerlerinin olduğunun anlaşıldığı, iş sözleşmesi feshedilen işçinin bu işyerlerinde çalıştırılmasının mümkün olduğundan işverence fesihte son çare ilkesine de uyulmadığı, diğer taraftan feshin sendikal sebebe dayanmadığı, ayrıca davacı tarafça tanıkların dinlenilmemesine yönelik olarak istinaf sebebi ileri sürülmüş ise de, mevcut delil durumuna göre tanıkların dinlenilmesinin uyuşmazlığın çözümünde etkili olmadığı gerekçesiyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesi kararının yeniden esas hakkında karar vermek üzere kaldırılarak, feshin geçersizliğiyle davacının işe iadesine ve buna bağlı davacının mali haklarının belirlenmesine karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu: Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekilince temyiz etmiştir.
Gerekçe: İş sözleşmesinin feshinin geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davalıya ait işyerinde çalışan davacı işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, 10.02.2016 tarihinde feshedilmiştir. Düzenlenen işten ayrılış bildirgesinde, işten çıkış sebebi, kod 15 (toplu işçi çıkarma) şeklinde gösterilmiştir. Fesih tarihi itibariyle, davalıya ait işyerinde beşyüzyirmibeş işçi çalışmakta iken, dörtyüzyetmişdört işçinin iş sözleşmelerinin 10.02.2016 tarihi itibariyle feshedildiği dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacıya yazılı bir fesih bildirimi yapılmadığı gibi, toplu işçi çıkarmaya ilişkin işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bir bildirim yapılmadığı da sabittir.
Bu noktada, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca, toplu işçi çıkarmada, aynı Kanun’un 19. maddesinde düzenlenen yazılı fesih bildirimi yapılması şartının uygulanıp uygulanmayacağı ve toplu işçi çıkarma prosedürüne uygun hareket edilmemesinin feshin geçersizliği sonucunu doğurup doğurmayacağı meselelerinin öncelikle tartışılması gereklidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Kanun’un 19. maddesinde ise, işverenin fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. 4857 sayılı Kanun’un “toplu işçi çıkarma” başlıklı 29. maddesinde ise; “İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile, işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir. İşyerinde çalışan işçi sayısı:
a)20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,
b)101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin,
c)301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin, İşine 17 nci madde uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçi çıkarma sayılır. Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde işçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin bilgilerin bulunması zorunludur.
Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya da çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısından olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerin sonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir. Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.
İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve işyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır. Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin işten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz. İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin hükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre dava açabilir.” şeklindeki hüküm düzenlenmiştir.
Bu hüküm ile, bireysel fesihlerden farklı olarak, toplu işçi çıkarma, kendine özgü belirli bir usule bağlanmıştır. Madde metninde, ilk olarak toplu işçi çıkarmanın nedensel koşulları, “ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri” şeklinde belirlenmiş; ardından sayısal koşula ilişkin olarak, işyerinde çalışan toplam işçi sayısına göre ne miktarda işçi çıkarmanın toplu işçi çıkarma sayılması gerektiği düzenlenmiştir. Maddenin devamında ise, toplu işçi çıkarmada uyulması gereken prosedüre yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, toplu işçi çıkarma, bireysel fesihlerden ayrı kurallarına tabi tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun’un 19. maddesinden farklı olarak, Kanun’un 29. maddesi hükmünde, toplu işçi çıkarmada işçiye yazılı fesih bildirimi yapılması şartı öngörülmemiştir. Aksine, işverenin toplu işçi çıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra, feshin hüküm doğuracağı kabul edilmiştir. Bu yönler nazara alındığında, toplu işçi çıkarmada, işçiye yazılı fesih bildirimi yapılması şartı bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Geçerli sebebe dayanarak yapılan fesihlerde işçiye yazılı fesih bildirimi yapılması şartını öngören 4857 sayılı Kanun’un 19. maddesinin, toplu işçi çıkarmada uygulanması mümkün değildir. 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesinin son fıkrasında yer alan, “İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin hükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre dava açabilir.” şeklindeki düzenlemeyle, toplu işçi çıkarma için kanunda emredilen nedensel ve sayısal koşulların gerçekte bulunmamasına rağmen, iş güvencesi hükümlerinden kurtulmak amacıyla şeklen bu maddeye dayanılarak yapılmak istenen kötüniyetli fesih işlemlerinin önüne geçilmek istenmiştir. İşçi, nedensel ve sayısal koşulların bulunmadığı iddiasıyla, feshin geçerliliği meselesinin ve sonuçlarının, toplu feshe ilişkin kendine özgü kurallar öngören 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesi yerine, aynı Kanun’un 18, 19, 20 ve 21. maddelerine göre belirlenmesi gerektiği talebiyle dava açabilecektir. 4857 sayılı Kanunu’nun 29. maddesinde düzenlenen toplu işçi çıkarma prosedürüne ilişkin kuralların herhangi birine uyulmamasının yaptırımı meselesinin değerlendirilmesine gelince;
Toplu işçi çıkarma prosedürü geçerli sebeple veya feshin geçerliliği ile ilgili bir durum değildir. Kanunda, toplu işçi çıkarma prosedürüne uyulmamasının yaptırımı feshin geçersizliği olarak öngörülmemiştir. Bu prosedüre aykırılığın yaptırımı, idari para cezasıdır. Toplu işçi çıkarma prosedürüne uyulmamış olması, feshin geçersizliği sonucunu doğurmaz.
Somut olaya dönüldüğünde, fesih tarihi olan 10.02.2016 tarihi itibariyle, davalıya ait işyerinde beşyüzyirmibeş işçi çalışmakta iken, işverence dörtyüzyetmişdört işçinin iş sözleşmeleri aynı tarih itibariyle feshedilmiş ve işten çıkış bildirimlerinde çıkarma sebebi kod 15 (toplu işçi çıkarma) şeklinde gösterilmiştir. İşyerinde çalışan toplam işçi sayısı ile iş sözleşmesi feshedilen işçi sayısı karşılaştırıldığında, 4857 sayılı Kanunu’nun 29. maddesinde düzenlenen sayısal koşulun gerçekleştiği açıktır.
Davalı işverence, davacıya yazılı fesih bildiriminin yapılmadığı ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca toplu işçi çıkarma prosedürüne uygun hareket edilmediği sabit ise de, yukarıda detaylı açıklandığı üzere, geçerli sebebe dayanarak yapılan fesihlerde işçiye yazılı fesih bildirimi yapılması şartını öngören 4857 sayılı Kanun’un 19. maddesinden farklı olarak, toplu işçi çıkarmada işçiye yazılı fesih bildirimi yapılması şartı bulunmamaktadır. Toplu işçi çıkarma prosedürüne uyulmamış olması da, feshin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Prosedüre aykırılığın yaptırımı idari para cezası olup, ilgili kamu kurumunca da davalı işverene idari para cezası yaptırımı uygulanmıştır.
Toplu işçi çıkarmanın nedensel koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği bakımından ise; 4857 sayılı Kanunu’nun 29. maddesinde, nedensel koşullar “ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri” şeklinde açıklanmıştır. Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü müfettişince, davalıya ait işyerinde, 15.04.2016-21.04.2016 tarihleri arasında yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda, işyerinde üretim faaliyetinin durmuş olduğunun görüldüğü belirtilerek, 10.02.2016 tarihinden itibaren üretim faaliyetinin durdurulması suretiyle dörtyüzyetmişdört işçinin işten çıkartılmış olduğu tespit edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nin kararında da belirtilen, emsal nitelikteki dava dosyasında kolluk birimi marifetiyle yapılan araştırma neticesinde düzenlenen 04.04.2016 tarihli tutanakta, ekonomik ve piyasa şartları nedeniyle işyerinde üretimin tamamen durdurulduğu, fabrika sisteminin kapatıldığı, fabrikanın enerji ve doğalgazının kesik olduğu, fabrika sistemini korumak, bakımını yapmak, güvenliği sağlamak, idari hizmetleri yürütmek, fabrikada meydana gelebilecek arıza ve aksaklıkları gidermek, ailelerin oturduğu lojmanlarda ve bekar misafirhanesinde ısı, su ve benzeri ihtiyaçları karşılamak üzere yetmişbir personelin istihdam edildiği tespit edilmiştir.
Yine emsal dava dosyasında yapılan yargılamada, işyerinde 24.06.2016 tarihinde bilirkişi eşliğinde keşif icra edilmiştir. Dosya içeriğinde bulunan, keşif üzerine düzenlenen bilirkişi raporunda, işyerinde güvenlik görevlileri ile keşfe refakat eden birkaç personel dışında idari bina dahil personelin bulunmadığı, elektriklerin kesik olması sebebiyle idari bina dahil faaliyetin durduğu, makinelerin çalışmadığı, işyerinin bazı bölümlerinin bakımsız ve atıl vaziyette bulunduğu, kapıların önünde kül yığınlarının olduğu, hurda holü olarak tabir edilen kısmın boş vaziyette olduğu ve işyerinde faaliyetin durmuş olduğunun gözlemlendiği belirtilmiştir. ... Defterdarlık Site Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün yazısı ve ekindeki yoklama fişinde de, 06.02.2017 tarihinde işyerinde yapılan yoklamada, şirketin vergi kayıtlarına göre faal mükellef olduğu, ancak 2016 yılı şubat ayından bu yana faaliyetinin olmadığının beyan edildiği ve yoklama tarihi itibariyle işyeri faaliyet durumunun “gayri faal” şeklinde tespit edildiği şeklinde bilgiler bulunmaktadır.
Mevcut delil durumu karşısında, işyerinde, fesih tarihi itibariyle ekonomik sebeplerle üretimin durdurulmasına bağlı olarak, toplu işten çıkarmanın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Davalı tarafça, davaya cevap dilekçesi sunulmamış ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 128. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. 6100 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca da, Hakim Türk Hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür. Dolayısıyla, davaya cevap dilekçesinin sunulmamış olması, davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hukuk kurallarının nazara alınmasına engel değildir.
Öte yandan, davacı tarafça sunulan belgelerden, toplu işçi çıkarmanın gerçekleştiği tarihten bir yıl civarı süre geçtikten sonra, işyerinde üretim faaliyetinin yeniden başladığı anlaşılmaktadır. Ancak, işyeri olan fabrikanın faaliyet alanı ve kapasitesi de nazara alındığında, bir yıl gibi uzun bir süre üretim faaliyetinin durmasından sonra, üretime yeniden başlanılmış olması, 10.02.2016 tarihli toplu fesih ile çelişen bir olgu olmayıp, feshin nedensel dayanaktan yoksun olduğunu göstermez. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından da, üretimin durduğu dönemde sekiz işçi alımı yapıldığı anlaşılmakta ise de, idari ve mali işler, işyerinin güvenliğinin sağlanması, makinelerinin bakımının yapılması ve benzeri ihtiyaçlar nazara alındığında, bu husus da bir tutarsızlığı göstermemektedir.
Ayrıca, Bölge Adliye Mahkemesi’nce, dosyada bulunan ...
5.Ağır Ceza Mahkemesi’nin, davalı şirketin de dahil olduğu şirketler grubuna kayyum atanmasına ilişkin kararında, ..., ... ve ...’daki şirketlerden bahsedilmesine işaret edilerek, davacının bu şirketlerin işyerlerinde çalıştırılması imkanı varken fesih işlemi yapılmasının, fesihte son çare ilkesine uygun hareket edilmediğini gösterdiği kabul edilmiştir. Ne var ki, aynı gruba dahil olsa bile şirketler birbirinden ayrı tüzel kişiliklere sahiptir. Dolayısıyla, farklı tüzel kişiliklere ait değişik işyerlerinin varlığının, toplu fesih işlemine bir etkisi bulunmamaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında varılan neticede, davacının iş sözleşmesinin feshi geçerli sebebe dayanmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi’nce yazılı gerekçeyle, davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.Davanın REDDİNE,
3.Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 31,40 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 2,20 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
4.Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 435,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.980,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin 2. fıkrasında “Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir” hükmü bulunmakta ise de, eldeki davanın işe iade davası olduğu ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce verilen kararın kesin nitelikte olduğu gözetilerek, dava dosyasının kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, karardan bir örneğin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
7.Yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.06.2017 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.