16. Hukuk Dairesi
Davacı vekili, "üzerinde davalı banka lehine 2 adet ipotek bulunan .. 17 no'lu dairenin, davacıların miras bırakanı ...'e ait olduğunu, ölümü üzerine de davacılara ve şu an nerede olduğunu bilmedikleri ve kaçak durumda olan ...r'e intikal ettiğini, miras bırakan ...'nin ağır derecede hasta olduğu bir sırada, kaçak ...'in, yetkilisi olduğu... Ltd adına davalı bankadan krediler kullandığını ve annesine ait 2 adet taşınmazı da ipotek gösterdiğini, oysa ipoteğe dayanak 29.02.2008 tarihli vekaletname tarihinde 74 yaşındaki anne ...'in hastalığı nedeniyle ayırd etme gücüne sahip bulunmadığını, vekaletname tarihinde 74 yaşında olan ... için tıbbi bir rapor aranmadığını, bu vekaletnamenin hiçbir hukuki değeri bulunmadığnı, diğer taraf iyi niyetli olsa bile bu işlemin geçerli hale gelemeyeceğini, geçersiz vekaletname ile yapılan işlemlerin de geçersiz olduğunu, ipotek tesisinin öncelikle bir ipotek sözleşmesine dayanmaması nedeniyle de geçersiz olduğunun, ...'in vekaletname tarihi olan 29.02.2008 tarihinde ayırd etme gücünden yoksun olduğuna dair raporları dosyaya sunduklarını, davacılardan ...in annelerinin sağlığında kendisine kayyum tayini için Kadıköy 2.Sulh Hukuk Mahkemesine başvurduklarını, ancak dava sırasında ... öldüğünden, kayyum tayini davasının konusuz kaldığını, iddia ile dava konusu gayrimenkul ipoteklerinin paraya çevrilmesinin tedbiren önhlenmesini ve ipotekler geçersiz olduğundan terkinlerini talep ve dava etmiştir. Davalı banka vekili cevaben, "Bakırköy ..Noteri...'ya karşı açılan ve müvekkili bankanın taraf olmadığı bir davada, Bakırköy 5.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/37 E.sayılı dosyada, vekaletnamenin geçersizliği davasının mahkemece reddedildiğini, ipotek tesisinin usul ve yasaya uygun olduğunu ve davacıların ortağı oldukları ... Ltd şirketi'nin kullandığı 1.317.827,56 TL kredinin teminat olarak 07.03.2008'de verildiğini, bu tarihte ... hakkında herhangi bir kısıtlama kararı bulunmadığını, iyi niyetin korunduğunu, vekaletnamenin geçersiz olduğu iddiasının yasal dayanaktan uzak olduğunu, bu konuda en ufak bir emare dahi bulunmadığından, noter'in ...'i doktora sevk gereği dahi duymadığını, rahatsızlığın fiziki bir rahatsızlık (sağ elde felç) olduğunu, bunun vekaletname vermeye engel oluşturmadığını ve sol el başparmağı basmak suretiyle imza tamamlanıp vekaletname düzenlendiğini, ipoteğin geçerli olduğunu, davacıların kötüniyetli olup, bankanın alacağını engellemek için her yolu denediğini, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla müvekkilinin İstanbul ..İcra Müdürlüğü'nün.....E.sayılı takip dosyalarına davacıların itirazı sonucunda İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesindeki 2009/1365 ve 2009/1562 E.sayılı dosyaların davacıların iddia ettiği gibi derdest olmayıp, 23.02.2010'da husumet yönünden reddedildiğini, zira şirket ortaklarının dava açma hakkı bulunmadığını, davacıların kötüniyetli olduklarını" savunarak davanın reddini istemiştir. Davacilar vekili 27.12.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile, "ipotek konusu gayrimenkullerin satıldığını ve ihalelerinin kesinleştiğini" beyanla, davaya gayrimenkul bedellerinin istirdadı ve tazminat davası olarak devam edilmesini talep ettiği görülmektedir. Yargılama sırasında mahkemece bilirkişi incelmesi yaptırıldığı ve alınan 22.03.2016 tarihli raporda, "her ne kadar Bakırköy 5.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/37 E.sayılı dosyada verilen karar bu dosyada kesin hüküm oluşturmayacak ise de, o dosyada vekaletnamenin sahteliği konusunda bir karar verilmesi ve kesinleşmesi durumunda yapılmasına gerek kalmayacağı, bu nedenle belirtilen dosyanın sonucunun beklenebileceği" görüşü ifade edildiği görülmüştür. Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 30.09.2016 tarihli raporda, ... hakkındaki tüm hastane-sağlık belgelerinin incelenmesi sonucunda adı geçen kişinin konuşamama ve anlamama denilen total afazi nedeniyle kognitif bozukluk tablosunun akit tarihi olan 29.02.2008 tarihinde mevcut olduğu ve ...'in belirtilen tarihte fiili ehliyetine sahip olmadığı görüşünün açıklandığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan 10.03.2017 havale tarihli hesap raporunda ise, "...'in 2006 ve 2009 yıllarındaki şirket toplantılarına katılarak, davacılarla birlikte oy kullanmış oluşu ve hakkında herhangi bir kısıtlama bulunmaması nedeniyle ...'in 2008 yılında verdiği vekaletnamenin geçersiz olduğu iddiasının iyiniyetli olmadığı ve davacıların tazminat isteyemeyeceği, mahkeme aksi kanaatte ise (ihale bedelinin iadesi gerektiği kanaatinde ise) 1.471.000 TL'nin satış tarihi olan 04.06.2010 tarihinden itibaren, yasal faiziyle birlikte istenebileceği ifade edilmiştir. Yargılama sırasında davanın Noter ...'ya ihbarı üzerine ...Sigorta şirketinin noterlerin mesleki sorumluluk sigortasından dolayı davalı ve Noter yanında davaya fer'i müdahale talebinde bulunduğu görülmüştür. Mahkeme 03.05.2017 tarihinde, "Adli Tıp raporuna göre, ...'in 29.02.2008 tarihinde fiili ehliyeti bulunmadığından vekalenemenin geçersiz olduğu, buna bağlı olarak davalı banka lehine tescil edilen ipotek işleminin de geçersiz olduğu, tasarruf yetkisi yokluğu halinde iyiniyetin korunamayacağı, davacılar yönünden hakkın kötüye kullanılmasından da söz edilemeyeceği" gerekçesiyle, ıslah edilmiş haliyle davanın kabulüne, 1.300.000 TL 'nin 04.06.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verdiği, Bu karara karşı davalı banka vekili duruşmalı istinaf dilekçesinde, davaya cevap dilekçesinde ve yargılama sırasındaki savunmalarını tekrarla, "mahkemenin 7 yıl süren yargılamanın sonucunu tek bir cümle ile bağladığını, zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmadığını, buna ilişkin 09.03.2017 tarihli raporun değerlendirilmediğini, gerekçesiz olarak vekaletname tarihinden sonra alınan sağlık raporlarına göre düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporunun karar dayanak yapıldığını, tüm itirazlarına rağmen rapordaki eksikliklerin giderilmediğini, tek kusurlu tarafın müvekkili banka kabul edilerek, davacılar ve banka, noter, tapu arasında kusur dağılımı yapılmadan, davacı olmayan ...'in payı tazminat tutarında düşülmeden verilen bu kararın davayı karmaşık ve tartışmalı hale getirdiğini, 818 sayılı BK'nın 60.madde gereği davacıların kredi kullanım ve ipotek tarihi olan 07.03.2008 itibariyle bu durumu bildiği veya bilmesi gerektiği, davanın 20.02.2010'da açıldığını, bu nedenle 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, kredi ve ipotek tarihinde bu durumu bilmedikleri kabul edilse bile noter aleyhine Bakırköy 5.Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava tarihi olan 02.02.2009 tarihinde bu durumu öğrendiklerini, bu takdirde de davanın 1 yıl 20 gün geçtikten sonra açıldığı için zamanaşımına uğradığını, eski BK'ya tabi haksız fiillerde zamanaşımı def'inin mahkemece dikkate alınmamasının bozma sebebi olduğunu, tazminat davasının koşullarının bulunup bulunmadığı ve zarar ile bankanın fiili arasında uygun illiyet bağı bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, iş bu istirdat davasının sadece Noter, Tapu Müdürlüğü ve ... aleyhine açılabileceğini, davada karara dayanak alınan bilirkişi raporlarının eksik, yetersiz ve çelişkili olduğunu, bankanın, noterce düzenlenen vekaletnameye güven duyduğunu, olayda vekalet görevinin kötüye kullanılmasını söz konusu olduğunu ve uyuşmazlığın, kötüniyetli vekil ve vekil edenle onun mirasçıları arasında çözümlenmesi gerektiğini, 29.02.2008 tarihinden sonra düzenlenen sağlık raporlarının değerlendirmeye alınmasının, raporun bilimsel olmaktan çok uzak olduğunu gösterdiğini ve bu raporun bilimsel yeterliliği bulunmadığını, kurulun istediği belgelerin yerel mahkemece talep edilmediğini ve toplanmadığını, krediden menfaat elde ederken sunup, ifası istendiğinde fiil ehliyetinin olmadığının iddia edilmesinin, hakkın kötüye kullanılması olduğunu, 09.03.2017 tarihli bilirkişi raporunun ve Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, noter aleyhine açılan ve husumet yokluğundan reddedilen davada verilen kararın 7 yıldır tebliğe çıkarılmadığını ve kasıtlı olarak kesinleştirilmediğini, böylece bu davada kesin delil teşkil etmesinin önlendiğini, ...e karşı bir suç duyurusu yapılmadığını ve bir dava açılmadığını, taşınmazların satışı konusunda davacıların açtıkları ihalenin terki davası davasında da kötüniyetli olarak katıldığını, oy kullandığını, bu kişinin 2003 yılındaki hastane raporları ile fiil ehliyetinin bulunmadığı iddia edilirken, şirketin bu dönemdeki tüm ticari faaliyetlerine katılmasına göz yumulmasının da hakkın kötüye kullanılması olduğunun, Yargıtay 13 ve 19.HD'lerinin bu yönde içtihatları bulunduğunu, müvekkili bankanın kusurlu olmadığını, bir kusuru varsa da taraflar arasında oranlanması gerektiğini, bir an için davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kabul edilirse dahi, muris adına açılan bu davada, davacı olmayan mirasçı dikkate alınmadan, mirasçıların tamamı hakkında karar verilmesinin de hatalı olduğunu, Prof. ... tarafından düzenlenen mütalaa ile de itiraz ve savunmalarının haklı olduğunun anlaşıldığını, böyle durumda hakimin tıbbi bilirkişi raporu ile bağlı olmadığını" iddia ile kararın müvekkili banka lehine bozulmasını ve davanın reddini istemiştir. Dosyada davacı tarafın istinafa cevabına rastlanmamıştır.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın