Ceza Genel Kurulu
Ceza Genel Kurulu 2016/1111 E. , 2018/175 K. "İçtihat Metni"Mahkemesi :Sulh Ceza . ... vekilinin düzeltme ve cevap yazısının yayımlanması istemi üzerine İzmir 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 18.02.2015 gün ve 104 sayı ile; düzeltme ve cevap yazısının yayımlanmasına karar verilmiştir. Yeni Asır Gazetesi sorumlu müdürü ... vekili tarafından yapılan itiraz başvurusu üzerine İzmir 6. Sulh Ceza Hâkimliğince 13.03.2015 gün ve 364 sayı ile; itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı Adalet Bakanlığınca 12.08.2015 gün ve 53010 sayı ile; “Yeni Asır Gazetesinin bir tüzel kişi olduğu, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12/1. maddesine göre, 'Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır'. Aynı Kanunun 'hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.' kuralına aykırı olarak cevap ve düzeltme metninin, 5187 sayılı Basın Kanununun 14. maddesi uyarınca, adı geçen gazetenin sorumlu müdürüne gönderilmesi gerekirken tebliğ evrakının sorumlu kişiye yapıldığını gösterir şekilde tebliğ mazbatası düzenlenmediği, tebliğ alan kişinin görevinin ne olduğunun belirtilmediği ve usulüne uygun tebliğ koşulu yerine getirilmediği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmiş olmasında isabet görülmediği" gerekçesiyle kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.09.2015 gün ve 297205 sayılı ihbarnamesi ekinde gönderilen dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 24.03.2016 gün ve 16532-13852 sayı ile; "5187 sayılı Basın Kanununun 14/1. maddesinde yer alan 'Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.' şeklindeki hüküm uyarınca kişilerin, süreli yayınlarda şeref ve haysiyetinin ihlal edildiği veya hakkında gerçeğe aykırı yayım yapıldığı iddiasıyla 5187 sayılı Kanun kapsamındaki düzeltme ve cevap yazısı yayımlanması taleplerinin doğrudan sorumlu müdüre gönderilmesinin gerektiği, düzeltme ve cevap yazıları hükmi şahıs niteliğindeki gazeteye gönderilemeyeceğinden, kanun yararına bozma isteminde yer alan hükmi şahıslara tebligatı düzenleyen 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12. maddesinin olayda uygulama yerinin bulunmadığı gibi, somut olayda, Yeni Asır Gazetesinin 23.01.2015 tarihli nüshasında 'Paralel Yapı İmamı ...'dan Valilere Şantaj' başlıklı haber ve bu haberin devamı niteliğinde 20. sayfada bulunan 'İzmir İmamından Valilere Paralel Şantaj' başlıklı haberler nedeniyle talep eden ... vekili tarafından gazetenin sorumlu müdürü ... adına gönderilen cevap ve düzeltme istemini içerir Karşıyaka 5. Noterliğinin 04.02.2015 tarih ve 3473 yevmiye nolu ihtarnamesinin 06.02.2015 tarihinde 'muhatabın dışarıda olduğunu beyan eden yetkili daimi çalışanı Şafak Dikkal imzasına tebliğ edilmiştir.' şerhi ile tebliğ edilmesine karşın, gazetenin sorumlu müdürü ... vekilinin anılan tebligatın alınmadığına veya usulsüz olduğuna ilişkin bir iddiasının da bulunmadığının anlaşılması karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine" oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire Üyeleri ... ve ... ise; "Sayın çoğunluk ile uyuşmazlık gazete yazı işleri müdürüne cevap ve düzeltme hakkının kullanılması amacıyla yapılan tebligatın kanuna uygun olup olmadığına ilişkindir. 5187 sayılı Basın Kanununun 14. maddesinde cevap ve düzeltme hakkı şu şekilde düzenlenmiştir. 'Sorumlu müdür kendisine sunulan düzeltme ve cevap yazısını; günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.' Görüldüğü üzere 'sorumlu müdür yazıyı aldığı tarihten itibaren' denilmek suretiyle cevap ve düzeltme yazısının sorumlu müdüre bizzat tebliğinin gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca belirtelim ki düzeltme ve cevabın yayınlanmasından bizzat yazı işleri müdürü sorumludur ve bu sorumluluğa aykırı davranmak 5187 sayılı Kanunun 18. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Bu itibarla, cevap ve düzeltme hakkına ilişkin olup hukuki ve cezai sorumluluk doğuracak nitelikteki tebliğlerin mutlaka sorumlu müdürün şahsına bizzat yapılması gereklidir. Nitekim Yargıtay 7. Ceza Dairesi 25.02.1994 gün ve 592-1450 sayılı kararında, tebligatın sorumlu müdür yerine sadece yazı işleri müdürüne yollanması ve cevabın yayınlanmaması durumunda cezai sorumluluğun doğmayacağını kabul etmiştir. Diğer yandan 7201 sayılı Tebligat Kanununun 17. maddesinde tebliğ adresinde tebligat belgesinde ismi yazılı şahıs aranacak; o bulunamadığı takdirde ve bu husus evraka şerh edildikten sonra tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılabilecektir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 09.07.2012 gün ve 1416-19282 sayılı kararında; gösterilen adresin davalının çalıştığı işyeri adresi olduğu, tebligatı davalı adına alan şahsın, davalının daimi memur veya müstahdemi olmayıp, davalıyla aynı işyerinde birlikte çalışan diğer bir işçi olduğu anlaşılmaktadır. Muhatabın adresine çıkarılan tebligatın, arananın kolayca bulunması mümkün olmayan yerlerden ise, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirinin temin etmesi, bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğin kendilerine yapılması icap edeceğini belirtmiştir. Somut olayımızda sorumlu müdür ... adına çıkarılan tebligatta 'muhatabın adreste bulunmaması nedeniyle çalışanı Şafak Dikkal imzasına tebliğ edilmiştir' şeklinde bir ibarenin bulunduğu görülmektedir. Sorumlu yazı işleri müdürü ..., Tebligat Kanunu anlamında 'belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icra eden kişi' statüsündedir. Bu konumdaki bir kişiye yapılacak tebligat ise Kanunun 17. maddesi hükümlerine göre gerçekleştirilecektir. Söz edilen maddeye göre ise; 'Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.' Tebligat Kanununun 17. maddesine göre, tebliğ adresinde öncelikle muhatap aranacak; o bulunamadığı takdirde ve -bu husus evraka dercedildikten sonra- tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılabilecektir. Tebliğ yapılan işyeri adresinin onlarca kişinin çalıştığı tahmin edilen bir gazete merkez binası olduğu gözetildiğinde Şafak Dikkal isimli çalışanın konumunun ne olduğu tebligat şerhinden anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla Kanunun 17. maddesinin aradığı anlamda 'muhatabın aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birisi' olup olmadığı bu evraktan belirlenememektedir, belgelendirilememektedir. Açıklanan sebeplerle, sorumlu müdüre yapılan tebliğin usulsüz olması nedeniyle Basın Kanununun 14. maddesine göre cevap ve düzeltme hakkının kullanılması talebinde bulunma için kanuni şartlar oluşmamıştır. Bu itibarla, kanun yararına bozma talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.06.2016 gün ve 297205 sayı ile; "İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; gazete yazı işleri müdürüne cevap ve düzeltme hakkının kullanılması amacıyla yapılan tebligatın kanuna uygun olup olmadığına ilişkindir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur. 5271 sayılı Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle ‘karar’ ve ‘hüküm’ ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. Bozma nedenleri; 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, ‘tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 4'üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hallerde Yargıtayın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken 'karar' ve 'hüküm' ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. 5187 sayılı Basın Kanununun 14. maddesinde cevap ve düzeltme hakkı şu şekilde düzenlenmiştir; 'Sorumlu müdür kendisine sunulan düzeltme ve cevap yazısını; günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.' Görüldüğü üzere 'sorumlu müdür yazıyı aldığı tarihten itibaren' denilmek suretiyle cevap ve düzeltme yazısının sorumlu müdüre bizzat tebliğinin gerektiği anlaşılmaktadır. Düzeltme ve cevabın yayınlanmasından bizzat yazı işleri müdürü sorumludur. Bu sorumluluğa aykırı davranmak ise 5187 sayılı Kanunun 18. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Bu itibarla, cevap ve düzeltme hakkına ilişkin olup hukuki ve cezai sorumluluk doğuracak nitelikteki tebligatların mutlaka sorumlu müdürün şahsına bizzat yapılması gereklidir. Nitekim Yargıtay 7. Ceza Dairesi 25.02.1994 gün ve 592-1450 sayılı kararında tebligatın sorumlu müdür yerine sadece yazı işleri müdürüne yollanması ve cevabın yayınlanmaması durumunda cezai sorumluluğun doğmayacağını kabul etmiştir. Diğer yandan 7201 sayılı Tebligat Kanununun 17. maddesinde, tebliğ adresinde tebligat belgesinde ismi yazılı şahıs aranacak, o şahıs bulunamadığı takdirde ve bu husus evraka şerh edildikten sonra, tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılabilecektir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.07.2012 gün ve 1416-19282 sayılı kararında, gösterilen adresin davalının çalıştığı iş yeri adresi olduğu, tebligatı davalı adına alan şahsın, davalının daimi memur veya müstahdemi olmayıp, davalıyla aynı iş yerinde birlikte çalışan diğer bir işçi olduğu anlaşılmaktadır. Muhatabın adresine çıkarılan tebligatın, arananın kolayca bulunması mümkün olmayan yerlerden ise, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirinin temin etmesi, bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğin kendilerine yapılması icap edeceğini belirtmiştir. Somut olayımızda; sorumlu müdür ... adına çıkarılan tebligatta 'muhatabın adreste bulunmaması nedeniyle daimi çalışanı Şafak Dikkal imzasına tebliğ edilmiştir' şeklinde bir ibarenin bulunduğu görülmektedir. Sorumlu yazı işleri müdürü ..., Tebligat Kanunu anlamında 'belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icra eden kişi' statüsündedir. Bu konumdaki bir kişiye yapılacak tebligat ise aynı Kanunun 17. maddesi hükümlerine göre gerçekleştirilecektir. Söz konusu maddeye göre ise; 'Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.', Tebligat Kanununun 17. maddesine göre, tebliğ adresinde öncelikle muhatap aranacak; muhatap adreste bulunamadığı takdirde, bu husus evraka dercedildikten sonra, tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılabilecektir. Tebliğ yapılan iş yeri adresinin onlarca kişinin çalıştığı tahmin edilen bir gazete merkez binası olduğu gözetildiğinde, 'Şafak Dikkal' isimli çalışanın konumunun ne olduğu tebligat şerhinden anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla Kanunun 17. maddesinin aradığı anlamda 'muhatabın aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birisi' olup olmadığı bu evraktan belirlenememektedir ve belgelendirilememektedir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, sorumlu müdüre yapılan tebliğin usulsüz olması nedeniyle, Basın Kanununun 14. maddesine göre cevap ve düzeltme hakkının kullanılması talebinde bulunulması için kanuni şartlar oluşmamıştır. Bu itibarla, kanun yararına bozma talebinin kabulü yerine reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 23.06.2016 gün, 10460-20162 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın