8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2017/8735 E. , 2018/478 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kayyımlığın Kaldırılması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2008/340 Esas, 2008/393 Karar sayılı ilamı ile 2382 ada 7 parsel sayılı taşınmazda 7/10 hisse sahibi ... oğlu ...'a ... Defterdarının kayyım tayin edildiğini, kendisine kayyım tayin edilen ... oğlu ...'ın vekil edeninin dedesi olduğunu açıklayarak, kayyımlık kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı kayyım vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece; davacının tapuda hisse sahibi olan muris ... oğlu ...'ın mirasçısı olduğu dosyaya sunulan veraset ilamı ile sabit olduğu görüldüğünden ... oğlu ... 'ın payı yönünden ... Defterdarının kayyım olarak atanmasına ilişkin kayyımlık kararının kaldırılmasına karar verilmesi üzerine, hüküm; kayyım vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 14.11.2007 tarih ve 2007/13-848 Esas 2007/840 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, açılmış bir davanın esasının incelenebilmesi (davanın mesmu, yani dinlenebilir olabilmesi) bazı şartların tahakkukuna bağlı olup, bunlara dava şartları denir. Dava şartlarından bir kısmı olumlu (varlığı mutlaka gerekli); diğer bir kısmı da, olumsuz (yokluğu mutlaka gerekli) niteliktedir. Hakim, önüne gelen bir davada, dava şartlarının mevcut olup olmadığını re'sen gözetmelidir. Olumlu dava şartlarından biri de, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. Açılmasında davacısı yönünden hukuki yarar bulunmayan bir dava, dava şartının yokluğundan dolayı reddedilmelidir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. (Kuru Baki/Arslan Ramazan/..., Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, ... 2011, s. 234; ..., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, ... 2012, s. 530;...ı, Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. Bası, İst. 2011, s. 311- 312). Bir sübjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi şudur: Bir davanın tarafları o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır . Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 gün ve 2007/5-233 E., 2007/221 K.; 04.03.2009 gün ve 2009/10-34 E. 2009/104 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-4 E., 4 K.; 08.02.2012 gün ve E:2011/21-789, K:2012/62 sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Dava, Türk Medeni Kanununun 477. maddesi gereğince kayyım atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması nedeni ile kayyımlık kararının kaldırılması istemine ilişkindir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; ... 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 29.05.2008 tarih 2008/340 Esas 2008/393 Karar sayılı ilamı ile hakkında ortaklığın giderilmesi davası bulunan 2382 ada 7 parsel sayılı taşınmazda adres ve kimlik bilgileri tespit edilemeyen pay maliki ... oğlu ...'a ... Defterdarının kayyım atanmasına karar verildiği, dava dosyasına ... oğlu ... mirasçıları ... ve arkadaşları vekili tarafından sunulan 20.7.2016 tarihli dilekçede, 2382 ada 7 parsel sayılı taşınmazda hisse sahibi ... oğlu ...'a ait hissenin mirasçılar adına intkalini sağlamış olduklarından kayyım tayin edilmesine ilişkin kararın kaldırılmasını talep ettikleri, dilekçe ekinde sunulan tapu kaydının incelenmesinde; taşınmazda ... oğlu ...'a ait hissenin 08.03.2016 tarihinde mirasçılarına intikal ettirildiği ve eldeki davanın davacısı ...'nın kayıt malikleri arasında bulunmadığı görülmüştür. O halde, kayıt maliki ve hakkında kayyım tayin edilen ... oğlu ...'ın mirasçısı olmadığı belirlenen davacının, taraf sıfatı olmadığı, ayrıca dava açmakta hukuki yararının da bulunmadığı gözetilerek davanın husumet ve hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.