10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalılar vekili cevap dilekçesi ile, dava konusu alacağın dayanağı olarak gösterilen genel kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarından anlaşılacağı üzere, söz konusu ticari ilişkinin temelinde kendi tasarruf, işlem ve hesaplarında bağımsız olan davacı banka merkezinin değil,...Şubesinin bulunduğunu, nitekim söz konusu sözleşme ve hesap kat ihtarının da bu şubenin tasarruf ve imzası ile ortaya koyulmuş olup, dayanak icra takibinde de alacaklı olarak...Şubesinin gösterildiğini, şubenin merkeze bağlı olmakla birlikte, dış ilişkilerinde bağımsız olduğunu, dolayısıyla şubenin merkezin yaptığı işler türünden işlemleri kısmen veya tamamen üçüncü kişilerle kendi başına yapma yetkisi olduğunu, bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, alacağın dayağı olarak gösterilen genel kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarlarının bu şube tarafından bizzat kendi nam ve hesabına ifa ve icra edildiğini, keza icra takip dosyasının da bu şube alacaklı gösterilmek suretiyle başlatıldığını, buna karşın huzurdaki davanın işlemlerde ve icra dosyasında taraf ehliyeti olmayan ... AŞ adına açıldığının görüldüğünü, hal böyle iken dayanak işlem ve icra takibinde dış ilişkilerinde bağımsız olan ... Şubesi görülmesine rağmen, durdurulan icra takip dosyasına bağlı olarak açılan işbu davanın banka merkezi adına açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle davanın öncelikle aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğini, TBK madde 583'e göre "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtilmesi şarttır. Keza dava konusu edilen 08.01.2013 tarihli kefalet sözleşmesinin akit tarihinde yürürlükte olan (6455 sayılı yasa ile eklenen 28/03/2013 tarihli değişiklikten önce) TBK madde 584'e göre, Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi şarttır." hükmü bulunduğunu, aynı ihtarname ile alacağın asıl borçlu ve kefillerden talep edilmesinin TBKnun 590/3 maddesinde yer alan yasal düzenlemeye aykırı olduğundan, kefalet alacağının davalı yönünden henüz istenebilir olmadığını, kefaletin feri niteliği gereğince kefilin sorumluluğunun asıl borçlunun sorumluluğundan daha ağır olamayacağını, davalının sözleşmenin kurulma anında kefil olma iradesi ile hareket etmediğinden ve banka görevlilerince hataya düşürüldüğünden kefalet akdinin TBKnun madde 30 ve devamı uyarınca geçersiz olduğunu beyanla, öncelikle davanın aktif husumet yokluğundan, aksi kanaat hasıl ise esastan reddini talep etmiştir. BİRLEŞEN DAVADA:
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın