14. Hukuk Dairesi

Davacının daha önce ortağı olduğu dava dışı şirket 11/02/2010 tarihinde tasfiye kararı almış, 18/03/2011 tarih 2011/01 nolu ortaklar kurulu kararı ile de tasfiyesini sonlandırmış, buna ait karar 27/04/2011 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek ticaret sicili gazetesinde ilan edilmiştir. Dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan 18/03/2011 tarih, 2011/02 nolu ortaklar kurulu kararında, tasfiyesi yapılan şirketin, davalı şirketten 74.930,00 TL alacağı olduğu, bu alacağın henüz tahsil edilmediği belirterek alacağın TTK 543. maddesi gereğince şirket ortakları arasında payları oranında dağıtılmasına dair olduğu anlaşılmıştır. Dava dışı şirketin tasfiyesinin, 18/03/2011 tarih 2011/1 nolu karar ile kapatıldığı, dilekçe ekinde sunulan ve davaya dayanak yapılan kararın ise 18/03/2011 tarihli, 2011/2 nolu olduğu, 2011/02 nolu kararın, şirketin tasfiyesi kapatıldıktan ve tüzel kişiliği sona erdikten sonra alındığı sabittir. Kaldı ki bu karar içeriğinde o tarihte yürürlükte bulunan ve atıf yapılan TTK ilgili maddesinin de tasfiye ile ilişkisinin bulunmadığı, 6102 Sayılı Yasanın ilgili maddesinin tasfiye ile ilgisinin olduğu anlaşılmaktadır. 2011/02 nolu kararın sonradan dava açılmak üzere düzenlendiğine dair ilk derece mahkemesinin gerekçesi yerindedir. İcra dosyasına dayanak 436292 nolu fatura, tasfiye sonucu tüzel kişiliği sonlandırılan şirket tarafından keşide edilmiştir. Alacak, bu şirkete aittir. Bu alacak tahsil edilmeden tasfiyesi kapatılmıştır. Tasfiyenin kapatılması ile tüzel kişiliği son bulmuş şirketin daha sonra alacağı olduğunun ortaya çıkması halinde, yani ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olması halinde şirketin ek tasfiye işlemleri tamamlanılacaya kadar ihyası zorunludur. İhyadan sonra şirket tasfiye memuru dava açabilir ya da şirket bu alacağını temlik edebilir. Bu sebeple ilk derece mahkemesince TTK 547. maddesi uyarınca şirketin yeniden ihyası gerektiğinden bahisle ve davanın da davacı gerçek kişi adına açılmış olması, ortada geçerli bir temliknamenin bulunmaması nedeniyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı davayı kendi adına açmış ve alacağın tahsili ile kendisine ödenmesini talep etmiştir.Tüzel kişiliği sona ermiş şirketin ihyası için davacıya süre verilerek şirketin davacı hale getirilmesi mümkün değildir. Islah ile taraf değişikliği yapılamaz. Bu sebeple ilk derece mahkemesinin davacıya şirketin ihyası için süre vermemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesi davayı husumetten reddetmesine rağmen davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmetmiştir. AAÜT.'nin 7/2. maddesinde, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi halinde, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere, üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmedileceği belirtildiğine göre, davalı lehine takdir edilecek nispi vekalet ücreti, ikinci kısım ikinci bölümde belirtilen maktu vekalet ücretini geçemeyeceğinden, ilk derece mahkemesince davalı lehine takdir edilen nispi vekalet ücreti hukuka uygun değilidir. Bu konudaki istinaf sebebi haklı olduğundan, kararın bu kısmının düzeltilerek, davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap