8. Hukuk Dairesi
Davacı ... vekili, vekil edeninin kök murisi olan ... oğlu Ahmet'e Antalya Defterdarının yönetim kayyımı olarak atandığını ve murise ait 564 ada 25 parsel sayılı taşınmazın kaydına kayyımlık şerhi düşüldüğünü, ekli mirasçılık belgesinde de görüldüğü üzere kendisine kayyım atanan ... oğlu ...'in vekil edeninin anneannesi olan ...'nın babası olduğunu, murisin Soyadı Kanunundan önce öldüğü için kadastro tespitinde soyadı geçmediğini ve ... oğlu ...olarak kaydedildiğini açıklayarak bahse konu kayyımlık kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmaza ait tedavüllü tapu kayıtları incelendiğinde, ... oğlu Ahmet'in bu taşınmazda hissedar olduğu, tedavül kayıtlarında da isminin yer aldığı, Nüfus Genel Müdürlüğü'nce verilen cevabi yazıda, davacının murisi olan ... oğlu ...'in kızı ... ile ...'nın aynı kişiler olduğu, nüfus kayıtlarının dayanağı incelendiğinde ...'nin babası ... ve ... oğlu olarak kayıtlara geçtiği, zaten ... oğlu ...'e ilişkin mirasçılık belgesinde de bu kayıtların esas alındığı, Muratpaşa İlçe Nüfus Müdürlüğü'nden gönderilen kayıtlarda da davacının murisinin mirasçılarından biri olduğuna yönelik nüfus kayıtlarının dosyada bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 3561 sayılı Kanuna dayalı olarak açılan kayyımlık kararının kaldırılması istemine ilişkindir. 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun'un amacı, birinci maddesinde, bir kimsenin uzun süreden beridir bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle mal varlıkları üzerinde Hazine menfaatinin korunmasını sağlamak üzere, mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak tarif edilmiştir. Aynı Kanunun 2/4 maddesinde ise; kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır hükmü öngörülmüştür. 3561 sayılı kanunun 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Kanunla değişiklikten önce bu hüküm "kayyım tayin edilen mal memurunun 492 sayılı Harçlar Kanununun 1 ve 3 sayılı tarifelerine göre bütün işlemleri hakkında aynı kanunun 13. maddesinin (j) bendi hükmü uygulanır " hükmü düzenlenmiştir. Bu itibarla 5793 sayılı kanunla gerçekleşen 24.07.2008 tarihli değişikliğe kadar buradaki açık kanun hükmü gereğince 3561 sayılı kanun gereğince kayyım atanması için hazine tarafından açılan davalarda dava harcı (yargı harcı) alınmıyordu. Oysa, 5793 sayılı Kanunla değişik 3561 sayılı kanunun 2. maddesinde yargı harcından muafiyetle ilgili hükme yer verilmemiştir. Yerine kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır düzenlemesiyle yetinilmiştir. 23.12.21976 tarih ve 1976/7-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere harç, adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetlerin gerektirdiği masrafları karşılamak mülahazasıyla gerçek ve tüzel kişilerden Hazinece alınan bir paradır. Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir. Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır. Nitekim TC Anayasanın 73. maddesinde "vergi, resim, harç vb. mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmü öngörülmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.04.2017 2017/1-1201 Esas ve 2017/716 karar sayılı içtihatında açıklandığı üzere; Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete ondan yararlananların katkısıdır. Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür. 3561 sayılı Kanunun 2/4 maddesinde kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır hükmüne yer verilmiş ise de burada yargı harçlarından bağışıklığa ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca Kanunda kayyımlıkla ilgili işlemlerin parasal yükümlülüklerden bağışık olduğu belirtilmiş ise de açıkça yer verilmeyen yargı harcının bu bağışıklık içerisinde olduğunun kabulüne imkan yoktur. Dosya kapsamından, eldeki dava açılırken başvurma harcı ile peşin maktu harcın yatırıldığı, ancak mahkemece hükümde "peşin alınan harcın mahsubu ile davalı kurum harçtan muaf olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verildiği anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki vakıalar karşısında; 3561 sayılı kanun uyarınca davacı vekilinin nerede ve kim olduğu tespit edilemeyen gerçek kişi malikin hak ve menfaatlerinin de korunması sonucunu doğuracak şekilde mahallin en büyük mal memurunun yönetim kayyımı atanması kararının kaldırılması talebi ile açtığı davada yargı harçlarını ödeme yükümü altında olduğu anlaşıldığına göre, başvurma harcıyla maktu peşin harç ödenmedikçe, eldeki davaya devam etme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin, peşin alınan harcın mahsubu ile davalı kurum harçtan muaf olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre de, davalı kayyımın harçtan muaf olması nedeniyle harç alınmasına yer olmadığına karar verildiğine göre, peşin alınan harcın davacıya iadesi gerektiğinin gözetilmemesi de doğru görülmemiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın