Esas No
E. 2018/8929
Karar No
K. 2018/12109
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2018/8929 E.  ,  2018/12109 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı ve dava dışı kişilerle paydaşı oldukları dava konusu 112 ada 4 parsel sayılı taşınmazda paydaşlar arasında rızai taksim yapıldığını, buna rağmen davalı tarafından davacının 1/2 hissesine tecavüzde bulunulduğunu ileri sürerek, davalının müdahalesinin menine karar verilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu arazinin yarısını kullandığını, davacının taşınmazı kullanmasına engel olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davacı payının davalı tarafından davacıya kullandırılmadığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile 112 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 oranındaki davacı hissesine yönelik davalı tarafından vuku bulan müdahalenin menine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Dosya kapsamından, dava konusu 112 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissesinin davacı, 16/128 hissesinin davalı, diğer hisselerin dava dışı kişiler adlarına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince; davacı dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın kullanımına ilişkin taraflar arasında rızai taksim bulunuğunu, halen kendi hissesine düşen kısımdan daha az yer kullandığını ileri sürmüş, 10.3.2015 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 12.3.2015 tarihli fen bilirkişilerin raporunda, 112 ada 4 parselde davacının kullanmış olduğu alan 595,50 m2 olarak ve A harfi ile gösterilmiş ise de, taşınmazın kullanımına ilişkin taksimin ve davacının kullanımına bırakılan bölümün neresi olduğunun belirtilmediği görülmüştür. Hal böyle olunca, Mahkemece öncelikle, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksimin bulunmadığının belirlenmesi halinde az yukarıda zikredilen davacının da itirazı bulunmayan fen bilirkişilerin raporuna göre davacının taşınmazda kullandığı alan bulunduğu gözönünde bulundurularak yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerekirken , yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog